KENT, KÜLTÜR, BELLEK ÇERÇEVESİNDE ÇUKUROVA’YA DAİR YAZILAR

-ADANA-
Anthony Giddens, ‘Modernliğin Sonuçları’ (2016) kitabına bir Ricoeur epigrafiyle başlar: “Yalnızca bir değil, birçok kültürün var olduğunun farkına vardığımızda ve bunun sonucu olarak, ister yanılsama olsun ister gerçek bir tür kültürel tekelin, sona erdiğini kabullendiğimiz anda bu keşfimizin yıkıcılığının tehdidi altına gireriz. Birdenbire, [dünyada] başkalarının da bulunması, bizlerin ise bu başkalarının arasındaki bir ‘başkası’ olmamız olanağı doğar.” Ricoeur, sanırım toplumları tek bir ulusal kültür dairesi içine yerleştiren bütün bir modernizm projesinden sonraki bir “aydınlanma” anını ima ediyor. Toplumları homojen bir yapı olmaya zorlayan, kendi varlığı için “öteki”ne muhtaç olduğu halde bütün farklıkları bir üst kültürde eriten projeye karşı itirazların toplumları ve aslında dünyayı yeni bir paradigma ile dönüştürmeye başladıklarını gözlemliyoruz nicedir. “Öteki”lerin, farklı toplumsal grupların, yerel kültürlerin kendini daha fazla görünür kılmaya dönük, dahası egemen üst kültürle birlikte, onun dışında da bir toplumu oluşturan alt kültürlerin unutulmaya karşı stratejiler geliştirdiklerine tanık oluyoruz. Kültürel çalışmalar, sadece egemen kültürü değil, alt kültürleri de odağa alıyor. Üst kültürü belirleyen ve besleyen merkezin dışında, “taşra” olarak nitelenen yerler de merkezin belirsizleştiği, tartışmaya açıldığı günlerde kültürel varlıklarını kayıt altına almanın, kültürel belleklerini canlı tutmanın yollarını arıyorlar. Kent–kültür–bellek çalışmalarının akademik meraklar dışında böyle bir amaca hizmet ettiği söylenebilir. Bu tür çalışmalar aracılığıyla merkezin dışındaki kentlerin, bölgelerin kendilerine özgü kültürel varlıkları hatırlanıyor, değerlendiriliyor, inceleniyor; bir tür bellek mekânı olarak nitelenebilecek yazı yoluyla kayıt altına alınıyor ve gelecek kuşaklara aktarılıyor. Kentlerin, toplumsal grupların somut kültürel varlıkları dışında kalan somut olmayan kültürel varlıkları da inceleniyor; yazılı kaynaklarda olanlar dışında sözlü tarih çalışmaları yoluyla farklı perspektiflerle de olsa gelenekler, görenekler, yeme-içme kültürü, giyim-kuşam alışkanlıkları, edebi üretim gibi birçok konuda kentin kolektif belleğine dair bilgiler, örnekler derleniyor. Edebiyatta, sinemada kent temsillerinin kentin kültürel dokusuna dair içerdikleri tartışılıyor. İstanbul gibi siyasal ve kültürel merkez olmuş, olmaya da devam eden bir kente dair elbette edebiyat haritalarına, kent ansiklopedilerine varıncaya kadar birçok çalışma var ancak son zamanlarda taşra temsillerinde, merkez dışındaki kentlere dair çalışmalarda da fark edilir bir artış gözlemleniyor.
Ruşen Keleş’in (2005) Mülkiye dergisinin 246. sayısındaki makalesinde de vurguladığı gibi “bir kentin kimliğini oluşturan onun kültür varlığı; kültürüne katkıda bulunan da kentin kimliğidir”. Kentin kültürel varlığı birtakım gösterilerden, sanat-kültür etkinliklerden, festivallerden ibaret bir yekûn değildir; çok daha fazlasıdır, bir arada yaşamayı mümkün kılan ve uzak bir geçmişten aktarılagelen hemen her şeydir. Bir kentin kültürel belleği mimari yapılardan, anıtlardan, bellek mekânı sayılabilecek yerlerden ibaret değildir; gelenekler, görenekler, dil, edebiyat, sanat gibi somut olmayan kültürel varlıklar da kültürel belleğe dâhildir; ayrıca kent kültürü kent sakinlerinin aidiyetlerinden getirdikleri kültürel değerleri de kapsar; kentin kimliğine bağlı olarak az ya da çok heterojen bir yapı gösterir.
Göç yollarının kesiştiği bir kritik bir coğrafyada konumlanması dolayısıyla tarih boyunca bulunduğu bölgenin merkezinde yer almış, tarımın, ticaretin, sanayiin gelişmesine bağlı olarak da nüfus hareketlerinin yoğun yaşandığı, çelişkisi bol, kültürel çeşitliliği zengin kocaman bir habitattır Adana. İçinden nehir geçen bir kenttir; dünyanın en verimli ovalarından birinin üstüne kurulmuştur. Sıcağı ile meşhurdur, o dayanılmaz sarı sıcağı ile… Portakalıyla, şimdilerde pek göremediğimiz uçsuz bucaksız pamuk tarlalarıyla ama en çok da içinden çıkan yazarlarıyla, ressamlarıyla, müzisyenleriyle, sinemacılarıyla meşhurdur Adana.
Adana kent kültürünün kaydedilmesi konusunda birçok kente göre şanslı sayılabilir; Adana halk kültürüne dair birçok çalışma yapıldı, yapılıyor… Adana’nın yazarları, mesela eskilerden Taha Toros Adana kent belleğine dair çalışmalarıyla tanındı. Behçet Çelik’in derlediği ‘Adana’ya Kar Yağmış’ (2006), Adana kültürel belleğine dair, dikkat çeken yazıları içeren önemli bir kitaptır. Varlık’ın Şubat 2025 sayısındaki “Bellek Adana” dosyası da ilginç yazılardan meydana geliyordu.
Son Baskı dosya editörlerinin 2026 yılında oluşturmayı düşündükleri ilk dosyanın konusu epey düşünüldükten, tartışıldıktan sonra ortaya çıktı bildiğim kadarıyla. Kent–kültür–bellek ekseninde Adana’ya, Adana’nın edebiyatta, sanatta temsiline, Adanalı yazarlara; Adana’nın kültürel belleğine dair yazılar uzun bir hazırlık sürecinin sonunda ortaya çıktı. Dosyaya Son Baskı’da ilk kez imzalarını göreceğimiz Zafer Doruk, Cuma Duymaz gibi isimler de yazılarıyla katkıda bulundu.
– Ayşegül Örün; Mihail Bahtin’den yola çıkarak Yaşar Kemal’in ‘Yılanı Öldürseler’ini yorumluyor ve Çukurova’nın yazarın kaleminde yalnızca üzerinde yaşanılan bir toprak değil, kolektif suçun ve belleğin kendini yeniden ürettiği bir mahşer yeri olarak nitelendiğini ve geleneğin mekânı bir vicdan hapishanesine dönüştürdüğünü ileri sürüyor.
– Başar Şeker; Portakal Çiçeği Karnavalı’nın Adana’nın sosyoekonomik, sosyokültürel hayatına katkılarını tartışıyor ve Adana’nın karnavaldan bir gelecek yaratıp yaratamayacağını sorguluyor.
– Cuma Duymaz; Adana’da yayımlanan kültür-edebiyat dergileri hakkında bilgi veriyor ve Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren Adana’da dergicilik faaliyetlerinin canlı olduğunu, Yaşar Kemal başta olmak üzere Adanalı birçok yazar ve şairin ortaya çıkmasında doğrudan veya dolaylı olarak Adana’da yayımlanan edebiyat dergilerinin etkisini vurguluyor.
– Ezgi İtmeç; Muzaffer İzgü’nün ‘Zıkkımın Kökü’ adlı otobiyografik anlatısını ve bir çocuğun belleğinden yansıyan Adana imgesini çözümlüyor ve eserin Adana’nın belli bir dönemini haritalarda ya da fotoğraflarda rastlanmayacak incelikle bugüne taşıdığını dile getiriyor.
– Gökçe Gökalp Doğan; Yaşar Kemal’in ‘Teneke’sine odaklandığı yazısında Çukurova topraklarının tarıma açılma serüvenini, Göçerlerin iskâna zorlanmasının yarattığı sorunları, tarıma dayalı sanayileşme faaliyetlerinin kentin kolektif belleğinde yarattığı etkileri, Yaşar Kemal’in sınıfsal çelişkiler içinde bir büyük destancı olarak ortaya çıkışını inceliyor.
– Göksu Koç; Ali Özgür Özkarcı’nın ‘Erkek Dutların Gölgesinde’ adlı romanını inceliyor ve romanda 1940’lı yıllardan 2000’li yıllara uzanan üç kuşağın hikâyesinin anlatıldığını ve özel olarak Çukurova’daki Ermeni meselesinin, Ermeni varlıklarının, yani “emval-i metruke”nin kolektif bellekteki yansımasının ele alındığını vurguluyor.
– Gözde Orçan; Yaşar Kemal’in ‘Höyükteki Nar Ağacı’ romanını incelediği yazısında eserin Çukurova’yı merkeze alarak Akdeniz havzasının doğasını, insanlarını, kültürünü gözlemleyen bir yazarın ürünü olduğunu, romanda eski masalcıların, destancıların üslubundan izler olduğunu ve esasen tarımda çalışma düzenin değişmesinin yarattığı sorunların, insanların bu değişime ayak uydurmakta zorlanmalarının anlatıldığını ortaya koyuyor.
– İsmail Güneş; 1940-1945 yılları arasında kaleme aldığı ‘Toprak Kokusu’ romanıyla Adana tarım işçilerinin sorunlarına eğilen Reşat Enis Aygen’i inceliyor ve yazarın, sahibi bir toprak ağası olan Bugün gazetesinde yöneticilik yaptığı dönemde tarım işçilerini gözlemlediğini, romanını yazmak için pamuk işçileriyle tarlalarda çalıştığını, romanda işçilerin çalışma koşullarını belgeselci bir yaklaşımla anlattığını, toprak reformunu savunduğu için de romanın toplatılıp yasaklandığını vurguluyor. Yazıda romanın Çukurova’nın sosyoekonomik yapısına, toplumsal yaşamına dair birçok ayrıntıyı barındırdığı üzerinde duruluyor.
– Mehmet Uluğtürkan; 19’uncu yüzyıla uzanıyor ve Tanzimat döneminin önemli şair, düşünce ve devlet adamlarından Ziya Paşa’nın Adana Valiliğini ve 1878’in Haziran’ında başlayan bu görev süresince şair valinin kentteki icraatlarını değerlendiriyor.
– Murat Tatar; Kâmuran Şipal’in ‘Demir Köprü’ adlı romanında bir çocukluk ülkesi olarak Adana’nın nasıl temsil edildiğini, kentin bellek mekânlarından olan Demir Köprü’nün, Adana Garı’nın, Büyük Saat’in; gündelik hayatın akışının romandaki rolünü inceliyor.
– Mustafa Apaydın; Çetin Yiğenoğlu’nun ‘O Yaz Çok Sıcaktı’ romanında erken Cumhuriyet yıllarında Adana’nın gündelik hayatın akışını, kent kültürünün çeşitli görünümlerini, demiryolu işçilerinin grevini kurmaca dünyaya nasıl taşıdığını ele alıyor.
– Neşe Apaydın; 1983 yazında Adana’da İncirlik Üssü’nün gündelik hayatı, kent kültürünü nasıl değiştirdiğini on bir yaşında bir kızın sesinden, gözünden anlatan Taçlı Yazıcıoğlu’nun ‘İncirlik Yazı’ romanını inceliyor. Amerikan etkisinin Adana’da özellikle gençlerde yıkıcı izler bıraktığına, giyim kuşamdan başlamak üzere Amerikan modasının kentin gündelik hayatına ne ölçüde sızdığına dair romandaki ayrıntılar tespit edilip yorumlanıyor.
– Selin Aytekin; Sevgi Soysal’ın otobiyografik özellikler içeren ve sürgün dönemi gözlemlerine dayanan ‘Şafak’ romanındaki Adana imgesinin bileşenlerini değerlendiriyor; bir 12 Mart romanı olarak eserden yansıyan Adana’nın siyasal ve sınıfsal ayrışmanın kenti olduğunu vurguluyor.
– Sibel Doğru Zorman ise Çukurova çevresine komşu bir başka coğrafyaya, Hatay’a odaklanan Ayla Kutlu’nun ‘Asi… Asi’ romanını inceliyor ve romanda Ermeni olaylarının, Fransız işgalinin kent kültüründeki etkilerini, kentin kültürel belleğinin nasıl yansıtıldığını ortaya koyuyor.
– Soner Eşberk; Orhan Kemal’in romanlarındaki Adana imgesini bütüncül bir yaklaşımla değerlendiriyor ve yazarın çocukluk ve gençlik yıllarının geçtiği Döşeme Mahallesi, Milli Mensucat Fabrikası, kentin diğer bellek mekânları hakkında yazarın perspektifinden bilgiler derliyor.
– Suna Kaya; Orhan Kemal’in “Uyku” adlı öyküsünü kenti insan ve deneyim çerçevesinde çözümlüyor ve Adana’daki bir madeni eşya fabrikasında çocuk emeğinin nasıl sömürüldüğünü, fabrikanın nasıl bir iktidar mekânı olarak kurgulandığını Henri Lefevbre’in mekânın üretimi teorisinden yola çıkarak yorumluyor.
– Zafer Doruk; Adana’nın kent, kültür ve bellek sorunsalını özellikle 1950’li yıllardan itibaren bütüncül bir yaklaşımla tartışıyor ve kentin heterojen demografik yapısını, göçlerin kent kültürünü nasıl etkilediğini, edebiyatın bu mevzudaki tanıklığını, modernleşme sorunlarını irdeliyor.
Dosyada yer alan yazıların Adana’ya, Adana kent kültürüne, Adana’yı yazanlara dair dikkate değer katkılar sağladığını düşünüyorum. Adana daha fazlasını hak ediyor kesinlikle…
DOSYAYA AİT METİNLERE AŞAĞIDAKİ BAŞLIKLARA TIKLAYARAK ULAŞABİLİRSİNİZ…
- Ayşegül ÖRÜN – Çukurova’nın vicdan topografyası: ‘Yılanı Öldürseler’de geleneksel bellek ve mekân
- Başar ŞEKER – Bir kokudan karnaval yaratan şehir
- Cuma DUYMAZ – Adana’nın edebiyat ortamı ve Adana’da etkili olan edebiyat dergileri
- Ezgi İTMEÇ – Çukurova’nın belleğinde bir çocukluk
- Gökçe GÖKALP DOĞAN – Toprağın belleğinden toplumun belleğine
- Göksu KOÇ – Çukurova’da Ermeniler, mülkiyet ve definecilik: ‘Erkek Dutların Gölgesinde’ romanı özelinde bir inceleme
- Gözde ORÇAN – ‘Hüyükteki Nar Ağacı’ üzerine bir okuma denemesi
- İsmail GÜNEŞ – Çukurova’nın ilk romanı ‘Toprak Kokusu’: Karakterler üzerinden dönemin ekonomik ve sosyal analizi
- Mehmet ULUĞTÜRKAN – Bir şehrin perdesi kapanınca…
- Murat TATAR – Kâmuran Şipal’in ‘Demir Köprü’sünde çocukluk ve Adana
- Mustafa APAYDIN – Çetin Yiğenoğlu’nun ‘O Yaz Çok Sıcaktı’ romanında kent, kültür, bellek ve Adana
- Neşe APAYDIN – Taçlı Yazıcıoğlu’nun ‘İncirlik Yazı’ romanında Adana’da gündelik hayat ve kültürel değişim
- Selin AYTEKİN – Sevgi Soysal’ın ‘Şafak’ romanında Adana deneyimi
- Sibel DOĞRU ZORMAN – Ayla Kutlu’nun ‘Asi… Asi’ romanında Hatay tarihi ve mitolojik unsurlar
- Soner EŞBERK – Orhan Kemal’in gözünden Adana
- Suna KAYA – Mekânda saklanan bellek: Orhan Kemal’in “Uyku” öyküsünde kent, insan ve deneyim
- Zafer DORUK – Kent, kültür ve bellek
|

