TAÇLI YAZICIOĞLU’NUN ‘İNCİRLİK YAZI’ ROMANINDA ADANA’DA GÜNDELİK HAYAT VE KÜLTÜREL DEĞİŞİM

-ADANA-
“Her biri ezberimde olan türlü ses, tekdüze hayatımın en önemli parçasıydı. Sabah erkenden çörekçinin, öğlene doğru tatil olmadığında okul çıkışlarında bekleyen tabanı düz, derince bir tepsiyi altıya bölüp içine annemin ağdalarının kırmızı, yeşil, sarı, beyaz bir sürü rengini koyan cokcokçunun, öğleden sonra eees-ki-mooocunun, bazen belinin altından beyaz bir etek gibi sarkan önlüğü ve çat çat vurduğu altın sarısı tabaklarıyla aşlamacının, aralarda gidip gelen sebze-meyve tablacıları, sırtında pis gri çuvalıyla gezen eeeysk-iiiyyy-ciiinin bağırtıları, elinde kocaman bir yayla birkaç kez pamuklarını atarak bizim yastıkları da şişko ve yumuşacık yapmış kara şalvarlı hallacın geldiğini haber veren tek teli bile bozuk akortlu çaldığı harp sesi, bisikletlerin zilleri, at arabalarının ve Remzi’yle poposuna tırmandığımız, inmemiz için sırtımıza kırbaç atılan ve eğer değerse çok acıtıp iz bırakan ve annemden azar işittiren, azala azala birkaçı kalmış faytonun nal ve tekerlek tıngırtıları… Hızar sustukça tabii.” (Yazıcıoğlu, 2024, s.33)
‘İncirlik Yazı’, yazarının kendi sesini aradığı “Ses Ses Ses” bölümü kadar küçük anlatıcı karakteri Belgi’nin belleğinde kalan kentin sesleriyle okurunu 80’li yılların Adana’sına davet ettiği cümlelerle başlıyor. 80’li yılların Adana’sı… Benim de Adana’yla tanıştığım yıllar… Satıcıların sokaklarda çınlayan sesleri… Bu sesler bin türlü rengiyle, kokusuyla, sıcağıyla beni karşılayan o yılların Adana’sını yeniden canlandırıyor benim belleğimde de…
‘İncirlik Yazı’, Taçlı Yazıcıoğlu’nun 2024’ün Aralık ayında yayınlanan ikinci romanı. Kendisi de Adanalı olan yazar, bu romanında mekân olarak odağında İncirlik Üssü olan Adana’yı ve üs nedeniyle kentin gündelik hayatına sızan Amerikan kültürünün yansımalarını on bir yaşında bir kız çocuğunun gözünden, onun diliyle anlatmaktadır.
Başlangıcından beri roman ya da hikâyenin önemli bileşenlerinden biri olan mekân, son yıllarda edebiyat incelemelerinin önemli konularından biri haline gelmiştir. Mekân, çoğu zaman bu çalışmalarda; zaman-mekân, bellek-mekân ve kültür ekseninde ele alınmıştır. Mekânın zamandan, toplumun kolektif olarak oluşturulan kültüründen ve belleğinden ayrıştırılamayacağı için…
Taçlı Yazıcıoğlu, Adana’da doğmuş, üniversiteye gidinceye kadar da kentte yaşamış. Yazar, üniversiteden sonra farklı kentlerde ve ülkelerde bulunsa da Adana ile olan bağını hiç koparmamış. Hukukçu olan anne ve babasının kütüphanesindeki kitaplarla çocuk yaşlarından itibaren edebiyatla sıkı bir bağ kuran Taçlı Yazıcıoğlu, daha lise öğrencisiyken bir roman yazarı olmayı istemiş. İkinci romanında da mekân olarak çok sevdiğini her fırsatta dile getirdiği Adana’yı anlatmayı seçmiş. Akademik çalışmalarında maddi kültür üzerine yoğunlaşan Taçlı Yazıcıoğlu, süreç içinde kültür-sanat dergilerinde de bu konuyla ilgili makaleler kaleme almış. ‘İncirlik Yazı’, bir taraftan bir aşk hikâyesi anlatırken bir taraftan da küreselleşmenin Adana’da yarattığı kültürel değişimin izlerini sürmektedir.
‘İncirlik Yazı’, Ziyapaşa Bulvarı ile Döşeme Mahallesi arasında kalan 303 numaralı sokaktaki Eser Apartmanı’na İncirlik Üssü’nde çalışan müzik öğretmeni David’in taşınmasıyla başlar. Romanın on bir yaşındaki öğrenmeye açık, meraklı anlatıcısı Belgi için bu, çok heyecan vericidir. Çünkü üste çalışan ve kente taşınan Amerikalılar çoğunlukla Ziyapaşa, Atatürk ya da Gazipaşa bulvarlarındaki büyük apartmanları tercih etmektedirler. Piyanosu olan bir Amerikalı komşuyla aynı apartmanda oturmak Ziyapaşa Bulvarı’nın arkasındaki Eser Apartmanı’nın sakinleri için oldukça sıra dışıdır. David’in taşınmasından sonra hem apartman sakinlerinin hem de kısmen mahalledeki hayatın akışı değişmeye başlar. David’in evini sıkça ziyaret eden Cemal’le Belgi’nin ablası Alin’in arasında filizlenen aşk, ‘Batı Yakasının Hikâyesi’ndeki gibi acı bir sona doğru akarken Belgi’nin belleğinde çocuk saflığıyla kurulan dünya da bir daha eskisi gibi olamayacak şekilde yıkılır.
Bu yazıda İncirlik Üssü’nün Adana’da gündelik hayatı nasıl dönüştürdüğü, ne tür toplumsal ve kültürel değişmelere yol açtığı, ‘İncirlik Yazı’nın gösterdikleri çerçevesinde incelenmektedir.
MEKÂN, İNCİRLİK ÜSSÜ VE ADANA
Mekân, Henri Lefebvre’in ‘Mekânın Üretimi’nde sözünü ettiği gibi toplumlarla birlikte değişen ve kendine özgü tarihi olan bir kavramdır. Mekân kavramının zihinsel, kültürel, toplumsal ve tarihsel olanları birbirine bağlayan karmaşık bir süreç olduğu üzerinde duran Lefebvre, kırsal yapıyla şehirlerin farklılığından söz ederken modernitenin mekânının en belirgin özelliğinin homojenlik, parçalılık ve hiyerarşi olduğunu belirtir (Lefebvre, 2023, s.25-27).
Romanda, İncirlik Üssü ve İncirlik köyünde geçen olaylar anlatılmaz, hatta İncirlik sadece adı anılan bir yerdir, bununla birlikte İncirlik, Adana’nın kent belleğinin ve kültürünün değişiminin başat unsuru olarak karşımıza çıkar.
Adana’nın İncirlik köyüne inşa edilen İncirlik Üssü, 1954-1955’ten itibaren kullanılmaya başlanmıştır. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki Soğuk Savaş yıllarında Sovyetler Birliği’nin oluşturduğu sosyalist bloğa karşı ABD’nin askeri, ekonomik ve politik bağlılık geliştirmek üzere dünyanın farklı ülkelerinde üsler kurduğu bilinmektedir. Bunlardan biri de, hatta önemi diğerlerinden farklı olan Adana’daki İncirlik Üssü’dür. Gül Eda Bulanık’ın “1950’li Yıllarda Türkiye’de Gündelik Hayatta Yaşanan Dönüşümler: Adana İli Üzerine Bir Araştırma” başlıklı yüksek lisans tezinde de üzerinde durulduğu üzere; Amerikan üslerinin askeri, ekonomik ve politik bağlılık geliştirmek kadar güçlü bir kültürel bağlılık oluşturacak Amerikan yaşam tarzının yayılmasını sağlayacak yerler olarak da tasarlandığı görülmektedir (Bulanık, s.3, 2020, YL).
‘İncirlik Yazı’nın aktüel zamanı 1983’ün Haziran’ıdır. Bu tarih hem dünya hem de Türkiye açısından önemli değişimlerin yaşandığı bir zamana denk düşmektedir. 80’li yıllar Türkiye’de özellikle sanayileşmenin yoğunlaştığı büyük kentlere kontrolsüzce bir göçün arttığı, çarpık bir kentleşmenin yaşandığı, kentlerin büyük bulvarlarında çok katlı apartmanlar yükselirken o bulvarların arka yüzlerinde eski mahalle hayatının sürdüğü yıllardır. Adana da bir tarım kentinden sanayi kentine doğru evrilirken çok göç alan kentlerden biri olmuştur.
12 Eylül darbesinden sonra seçimlerle yönetimin sivil bir kabineye devredilmesinden kısa bir süre öncesine denk gelen romanın aktüel zamanı, Türkiye’de 80’li yıllardan itibaren uygulanan liberal ekonominin etkisinin ciddi şekilde hissedilmeye başlandığı bir döneme tekabül eder. Adana, 80’li yıllarda İncirlik Üssü’nün de varlığı dolayısıyla lüks tüketimin hızla arttığı, halkın gündelik hayatında “Amerikan rüyası”nın etkisinin en yoğun yaşandığı kent olmuştur.
80’li yıllar, İncirlik’te çalışanların sayısının hızla artmasıyla Amerikalıların üsten ayrılıp kente taşınmaların yoğunlaştığı yıllardır bir taraftan da. İncirlik Üssü herkesin rahatça girip çıkabileceği bir yer olmadığından öncesinde ilişkiler daha mesafeliyken Amerikalıların kente taşınmaya başlamalarıyla Amerikalılarla Adanalılar arasında yakın bir temas kurulmuş, komşuluk ilişkileri Adanalıların hızla ve daha yoğun bir şekilde Amerikan kültürüne maruz kalmalarına neden olmuştur.
Romanın ana aksiyonunun geçtiği mekân, Adana’nın en ünlü bulvarlarından biri olan Ziyapaşa Bulvarı ile kentin yoksul insanlarının geleneksel mahalle hayatını sürdürdükleri Döşeme Mahallesi arasında kalan 303 Sokak’taki Eser Apartmanı’dır. Ziyapaşa Bulvarı bakımlı apartmanları, modern mağazaları, sakin ve düzenli bir hayatın aktığı kentin modern yüzünü oluştururken Döşeme Mahallesi yirminci yüzyılın başlarında göçmenler için kurulmuş bir mahalleden zamanla Milli Mensucat Fabrikası’nın da o mahalleye kurulmasıyla bir işçi mahallesine evrilmiş, kentin yoksul insanlarının mekânıdır. Romanda tel örgülerle komşu olduğu İncirlik köyünden keskin çizgilerle ayrılan İncirlik Üssü ile İncirlik köyü nasıl iki zıt kutbu temsil ediyorsa Ziyapaşa Bulvarı ile Döşeme Mahallesi arasında da böyle keskin bir ayrım vardır. 303 Sokak ve Eser Apartmanı ise bu iki zıt kutbun arasında kalmış bir eşik mekândır. İncirlik Üssü modernliği temsil ederken İncirlik köyü yerelliğin ifadesidir; Ziyapaşa’nın modernliği, Döşeme Mahallesi’nin yerelliği ifade ettiği gibi. 303 Sokak ise bulunduğu noktada yerellikle modernliğin arasında kalmışlığı, sıkışmışlığı işaretlemektedir. Bu nedenle apartmana piyanosu olan bir Amerikalı komşunun taşınması “burun kıvrılan” bir sokağın itibar kazanması gibi bir etki yaratmıştır Belgi’de. Belgi, romanda bunu şöyle anlatır:
“Sadece bir Amerikalıyla değil, piyano çalınan bir evle de komşu olduğumuza inanamıyordum. Bizim 303 Sokak’ın açıldığı Ziyapaşa’dakilerin ve paralelindeki Atatürk Caddesi ve Gazipaşa Bulvarı’ndakilerin burun kıvırdığından emin olduğum apartmanımıza piyanolu bir Amerikalı gelmişti!” (Yazıcıoğlu, 2024, s.44)
Kent ve kırsal arasındaki farkın, nüfus büyüklüğünün yanında bireyin zihinsel olarak dağılmasına neden olabilecek çok fazla kültürel değişkenin bulunması ile de ilgili olduğu aşikârdır. N. Buket Cengiz, ‘Edebiyatımızda Kent Hakkı Romanları’ adlı çalışmasında Lefebvre’e göndermede bulunarak “kent yaşamının buluşmaların, farklılıkların karşılaşmasını ve yüzleşmesini, karşılıklı bilgi alışverişini ve karşı tarafın haklılığını ya da varlığını tanımayı (ideolojik ve siyasi yüzleşmeyi), farklı yaşam biçimlerini, kentte bir arada var olabilen ‘davranış kalıplarını’ kapsadığını” belirtir (Cengiz, 2025, s.31).
Lefebvre’in söylediği bu farklılıkların karşılaşması her zaman sadece bir karşılaşma olarak kalmaz. Geleneksel olanla yeni olanın, yerelle evrenselin, merkezi olanın, üst kültürün öncelediği, yaygınlaştırmak istediğinin karşılaşmaları kentte hiyerarşik sınırlar da yaratır. Babası ve Hikmet Abi ile Döşeme Mahallesi’ndeki Esendam’a film izlemeye giden Belgi, hemen yanı başlarında dahi olsa hiç bilmediği mahalleyi meraklı gözlerle izlerken şöyle düşünür:
“Duvar dipleri açıklı koyulu yeşil yosun tutmuş bahçe duvarlı, içinde beyaz atletli erkeklerin oturduğu balkonlu ya da bahçe kapılarından görünen hayatlı, ortalıkta hem cavlak hem de kavlak çocukların oyun oynadığı, dapdar sokaklı bir yerdi benim gördüğüm Döşeme. Bazen bir iki katlı, boyaları dökülmüş bizimkiyle aynı tuğla desen, ızgaramsı parmaklıklı demir kapılarından içeri bakılabilen viraneydi çoğu. Bakımlı, birbirinin benzeri sıra sıra, babamın ‘ama hepsi prefabrik’ dediği evlerin bulunduğu cetvelle çizilmişçesine düzgün, geniş sokaklarla dolu İncirlik gibi değildi. Ortası bir sıra hurmalı iki yanı yüksek apartmanlı, yemyeşil Ziyapaşa’ysa hem Döşeme’den hem de İncirlik’ten farklıydı. Döşeme bize yakın olsa da bir o kadar uzaktı. Yol boşsa evden arabayla on altı dakika süren İncirlik’e bile defalarca gitsek de arka mahallemize doğru dürüst uğramamıştık. Babamım doğup büyüdüğü yer, bizim sokağın diğer ucunun açıldığı caddenin arka tarafı olan Döşeme bize İncirlik’ten daha yabancıydı. Oradakiler de.” (Yazıcıoğlu, 2024, s.124-125)
Modernizm kentin ana bulvarlarını ve o bulvarlarda akan hayatı sadece görünüş olarak değil, yaşam tarzı, anlayışı olarak da yenilemiş, başkalaştırmıştır. Modern yaşamdan yana olanlar için artık yerelliğe ve eskiye ait olanlar birkaç adımlık mesafede de olsa uzaktır; çünkü ona yabancılaşmışlardır.
Romanda 80’li yılların bellek mekânlarından Mavi Köşe Pastanesi, Yolgeçen, Kız Lisesi, Taş Köprü anılmaktadır. Belgi ve Alin pastaneye giderler, dergiler, kitaplar Yolgeçen’den alınır, Vildan’ın Adana’ya geldiğinde çalışmaya başladığı yüksek tavanları olan lise, yanından Seyhan Nehri’nin aktığı Kız Lisesi’dir. Kız Lisesi’nin ilerisinde Taş Köprü bulunur. Romanın başında 1995 yılında artık yerinde olmayan Garajlar anılır. Kente bir yolcu gelir ve roman başlar. Romanın aktüel zamanında Belgi’nin babası ve Hikmet Abi ile birlikte gittikleri Döşeme Mahallesi’ndeki Esendam, Atatürk Caddesi’ndeki Bossa Apartmanı, Yarbaşı Karakolu kentin önemli bellek mekânları arasındadır. 303 Sokak’ın bir köşesinde o yıllarda mahalle aralarına, sokak içlerine yerleşmesine alışık olunanlar gibi bir oduncu vardır. Sokağın yüzme havuzuna yakın yerinde kullanılmış Amerikan mallarının satıldığı boşboşcular bulunur. Eski Converse ayakkabılar, okunmuş dergiler, boş viski şişeleri, çeşit çeşit ürünün bulunduğu boşboşçular da İncirlik’te bulunan mağazalardan alışveriş yapamayacak olanların kullanılmış olduğu için daha ucuza alınabilen Amerikan ürünlerine ulaşılmasını sağlayan bir bellek mekânı olarak nitelenebilir.
BELLEK
Jan Assman belleğin insanın sosyalizasyon sürecinde oluştuğundan, bireye ait olsa da bunun toplumsal olarak belirlendiğinden söz eder. Assman’ın hatırlama figürleri olarak adlandırdığı unsurlar da zamana, mekâna, gruba bağlılıkla ve tarihin yeniden kurulabilmesiyle ilgilidir (Assman, 2022, s.44 vd.). Buna göre mekânın, bireyin belleğinden yola çıkarak toplumsal belleğin inşa edilmesinde etkili olduğunu söylemek mümkündür.
Assman, “Etnik grupların daha büyük bir etnopolitik yapıda birleştikleri durumlarda, kimi durumlarda yerel kültürlerin merkezi kültürle karşılaşmaları da buna eklenebilir, hâkim kültür, kültür ötesi bir geçerlilik kazanarak altına aldığı kültürleri marjinalleştirir” der. (Assman, 2022, s.154)
Assman bunu şu şekilde ifade eder: “Entegrasyonun sağlanması, insan topluluklarının doğal biçimlerini aşan bir etnopolitik ‘büyük kimliğin’ inşasını, ardından buna uygun, kapsamlı, bağlayıcı ve zorunlu sembolik anlam dünyasında istikrara kavuşmasını, doğal hallerindeki kültürel biçimlerin bilince çıkmasını sağlar. Kültürel entegrasyon, üstün ‘hedef kültür’ tarafından ‘yabaniliğin atılıp insanlığın kuşanılması’ olarak nitelendirilse de sonuçta bir kültürden diğerine geçiştir.” (Assman, 2022, s.157)
Ancak Assman bunun bütünleştirici, standartlaştırıcı etkisinin yanında diğer taraftan da katmanlaştırıcı ve ayırıcı etkisi olduğunu hatırlatır. (Assman, 2022, s.158)
‘İncirlik Yazı’nda Assman’ın söylediği bütünleştirici, standartlaştırıcı etkiyi İncirlik Üssü’nde çevirmen olarak çalışan İsmail’le evlenerek İstanbul’dan gelen İngilizce öğretmeni Vildan’ın annesine yazdığı mektupta görmek mümkündür:
“Adana beklediğinden çok daha modern bir şehirdi. Her gece bir sinemaya gidiyor, bir gazinoda çay içiyorlardı. Oralardaki kadınlar nasıl da bakımlıydı, saçlar başlar hep yapılı, mizanplili. Okuldakiler de öyleydi. İsmail’in onu henüz iki kez götürdüğü İncirlik desen zaten Amerika’ydı, filmlerde nasılsa öyle. Oradaki kadınların belleri hep incecik, korsesiz gezmiyorlar kesin. Beyaz dosya kağıdının ismine parşömen dendiğini bile yazmıştı.” (Yazıcıoğlu, 2024, s.25)
Peki, Vildan’ın gördüğü ve tespit ettiği Adana hangi Adana’dır, Adana’nın hangi semti, mahallesidir acaba? Vildan için Adana kentin modernliğe ayak uydurmuş bulvarlarından, öğretmen arkadaşı Mefharet Hanım’ın evinin bulunduğu Reşatbey’den, zaman zaman gittikleri İncirlik’ten ibarettir. Gerçi alışveriş için Çakmak Caddesi’nden geçerek Kilis Pazarı’na kadar ulaştığı da olur Vildan’ın ama o, İstanbul’daki annesine ve arkadaşlarına Adana’yı Reşatbey’de salonunda piyano olan, çatılı bir evde oturan Mefharet Hanım’ın evinin ayrıntılarıyla anlatır. Belgi’yi şaşırtan bir biçimde kendi oturdukları çatı yerine damı olan Eser Apartmanı’ndan ise hiç söz etmez her nedense. (Yazıcıoğlu, 2024, s.67)
Assman’ın ifade ettiği “yabaniliğin atılıp insanlığın kuşanıldığı” üst kültüre geçiş, kentin farklı semtleri arasında ayrışmayı, katmanlaşmayı küçük ayrıntılarda bile ortaya çıkarır. Vildan’ın Adana’nın damlı evlerine alışamaması, kendilerinin oturduğu bina bir apartman olsa bile üstünde dam bulunmasını bir nevi modernliğin dışında kalmak gibi algıladığının göstergesi olabilir.
David’e gelip giderken Alin’le aralarında yakınlık doğan Cemal’in saçlarını Alin’in duvarlarını süsleyen posterlerdeki yıldızların saçları gibi taraması, siyah Converse giymesi, yeşil gözleriyle düzgün fiziğiyle yakışıklı olması yeterli değildir. Çünkü Cemal’in konuşmaya başladığı anda ortaya çıkan yerel aksanı, Belgi’nin zihninde bile, ablası için uygun biri olmadığını gösterir:
“Cemal konuştukça söylediklerinden daha önemli bir şey çıkmıştı ortaya. Aksanı! O Converse’ler, parfümler, Amerikalılarınkine benzer giysiler oraya kadardı. Cemal tamı tamına annemin dediği gibi Adanaca konuşuyordu. Babam da bazen öyle konuşurdu ama sadece arkadaşlarıyla ya da trafikte birine sinirlendiğinde. Cemal’in konuşmasıysa hiç mi hiç düzeleceğe benzemiyordu. Kelimeleri eğip yanlış yerde inceltip büküyor, biraz daha kibar konuşmaya çalışıyordu ama nafile! Salim ve Havva Abla’nınki kadar beter bir aksanı vardı. Birden dehşetle irkildim: Yoksa Cemal bir Cono muydu?” (Yazıcıoğlu, 2024, s.82)
Amerikalılara karşı daha dost canlısı ve sıcak olan kent halkının aynı kentten olsa bile tanımadığı insanlara karşı mesafeli olduğunu Belgi, Binnaz Abla’nın David’e gösterdiği ilgiyi düşündüğünde fark eder:
“Amerikalılar görür görmez hep böyle samimi davranırlardı insana. Biz Adanalılar da Amerikalılara tanımadığımız Adanalılara davranmadığımız kadar iyi davranırdık. Eğer üst katına bir Adanalı erkek taşınmış olsaydı, Binnaz Abla ya da başka biri hiçbir zaman bu kadar samimi merhabalaşmazdı.” (Yazıcıoğlu, 2024, s.82)
GÜNDELİK HAYAT
Gündelik hayat kavramı sıradan insanların günlük hayatlarındaki kişisel olan ve yinelenen rutinlerini akla getirse de modernitenin oluşturduğu kentlerin yarattığı bu kavram kent yaşamında önem kazanmıştır. Yirminci yüzyılın kapitalist toplumlarının boş zamanlarını doldurabilmek için temel gereksinimlerin dışında da ihtiyaç duydukları bazı aktiviteler olmuştur. Bu gereksinimlerin kültür endüstrisinin ortaya çıkışında etkili olduğu yolunda sosyolojik temelli görüşler ortaya atılmaktadır. Lefebvre de kavramı tanımlarken gündelik hayatın ekonomik, psikolojik ve sosyolojik boyutlarına dikkat çeker:
“Gündelik hayat nedir ki? Ekonomik, psikolojik veya sosyolojiktir, özel yöntemler ve yollarla kavranması gereken özel nesneler ve alanlardır. Beslenmedir, giyinmedir, eşyadır, barınmadır, komşuluktur, çevredir. İsterseniz bunu ‘maddi kültür’ olarak adlandırın, fakat birbirine karıştırmayın, hepsini aynı kefeye koymayın.” (Lefebvre, 2020, s.33-34)
Lefebvre, ‘Modern Dünyada Gündelik Hayat’ta gündelik hayatın iki karşıt kanadı olduğunu, bunların ilkinin “yinelenme olgusu” diğerinin ise “süreklilik”ten oluştuğunu vurgular. Modernitenin yarattığı kentlerde kültürün de bir tüketim maddesi durumuna geldiğinden söz eden Lefebvre, toplumu tüketime yönlendirecek yolların bulunduğunu, bunun en etkili yolunun da reklamlar olduğunu belirtir. Lefebvre, yeni mitoslar yaratan reklamlar aracılığıyla hem eski mitosların yıkıldığına hem de bunun belirli bir nesnenin kararlı bir biçimde tüketilmesini sağlamaya yönelik olduğuna dikkat çekmektedir (Lefebvre, 2020, s.125-129).
Yinelenmeler ve süreklilik arasında sürüp giden gündelik hayatın hem öznesi hem de nesnesi olarak kadınları gören (s.45) Lefebvre, bu sistemin içinde kadınlar tüketici konumundayken özne oldukları halde reklamlarda metanın simgesi olarak çıplak beden ve gülümseme ile yer aldıklarında nesne konumuna geçtiklerinden söz etmektedir (Lefebvre, 2020, s.92). Aynı eserde tüketimin hedef kitlesinin ise kadınlar ve gençler olduğunun da gözden kaçmaması gerektiği vurgulanır.
Lefebvre’in sözünü ettiği kadınlar ve gençler ‘İncirlik Yazı’nda da Amerikanlaşmaya en yatkın kitledir. İnsanların gündelik hayatına sızan yeme içme alışkanlıklarından (Corn Flakes, kutu kola), giyim kuşama (Nike ve Converse, parfümler), saç kesimine (film yıldızlarının saç modelleri, Amerikan tıraşı), müziğine (film müzikleri, caz), filmlerine (Batı Yakasının Hikâyesi vb.), televizyon dizilerine (Küçük Ev, Dallas), mutfak aletlerinden sunum ürünlerine (PX’ten alınmış kenarları tırtıklı makasla kesilmiş gibi şekilli olan güzel peçeteler), kentin geniş bulvarlarında görünen Amerikan arabalarına kadar pek çok unsur özellikle kadınları ve gençleri etkilemektedir. Alin okulda havalı bulduğu kızların giydiği bez konçlu beyaz Converse için para biriktirmektedir. Vildan’ın evinin salonu, yemek masası o günün kabul gören modasına göre düzenlenmiştir.
Amerikan kültürünün etkisi romanın her karakterini farklı şekilde etkisi altına almıştır. Karşı dairenin sahibi Mümtaz Amca pek çok kişinin yaptığı gibi dairesini dolarla kiralamıştır. Kısa bir süre sonra da apartmanın önüne Mümtaz Amca’ya ait olan bir, eski model de olsa, Amerikan arabası çekilir.
Kültürel değişimin yarattığı kırılmaları İsmail ve Cemal üzerinden de ayrıca okumak mümkündür. İsmail üniversiteyi İstanbul’da okumuş, mezun olduktan sonra İncirlik Üssü’nde çevirmen olarak çalışmaya başlamış, okuldan arkadaşı Vildan’la evlenmiştir. Döşeme Mahallesi’nden yoksul bir aileden gelen İsmail iş ortamında Amerikalılarla birlikte çalışmasına, evinde modern bir hayat sürmesine rağmen, zaman zaman Adanalı yanı ağır basan, özellikle trafikte sinirlendiğinde ve çocukluk arkadaşı Hikmet’le bir araya geldiğinde Adanaca konuşan, kimi konularda daha gelenekçi düşünceleri olan arada kalmış bir karakterdir. Alin’in Cemal’le olan ilişkisi ortaya çıktığında İsmail’in duyduğu tepkinin büyük kısmı kızının erkek arkadaşının olmasından çok Cemal gibi biriyle olmasınadır. Üstelik iki gencin birlikte film seyretmek için Belgi’yi de ikna edip Binnaz’ın evinde buluşmalarınadır. Çünkü Binnaz, İsmail’e göre Mümtaz Amca’nın yeğeniyle olan nişanını attıktan sonra rahat davranışlarıyla, İncirlik’teki kafelere gitmesiyle yerel normların onaylamayacağı davranışları olan; Vildan’ın ise en baştan ‘bir müştereği olmadığı’nı bahane ederek görüşmediği biridir. Bu nedenle Alin’in Cemal’le buluşmak için Binnaz’ın evini seçmesi, söze dökülmemiş bir yasaklı alana girmek anlamına gelmektedir.
Cemal ise Döşeme Mahallesi’nde yaşayan genç bir insandır. İngilizce öğrenmek, David’in yardımıyla Amerika’ya gitmek, orada üniversite okumak hayalindedir. David’le olan arkadaşlığı onun giyim kuşamını, dış görünüşünü hızlı bir şekilde değiştirmesini sağlamıştır. Kendi mahallesindeyken, mahalledeki arkadaşları gibi giyindiğinde, onlar gibi davrandığında bile dikkat çeken, onlardan ayrılan biridir Cemal. Belli ki Cemal, kendi dar koşullarının ona sunduklarını aşmak, yerelliğin dayattığı kalıplardan kurtulmak istemektedir. Ama seçtiği yol, ona ölümden başka bir seçenek tanımaz. Cemal’in kendi mahallesinin dışında bir kızla yakınlaşması ve hayatını değiştirmek için David’le kurduğu ilişki biçimi, mahallesinin delikanlılık yasalarının işletilmesine sebep olur. Öykünün ana aktörlerinden biri olmamakla birlikte oduncunun çırağı Salim, mahallenin namusunu korumak uğruna ‘suçlu’yu infaz eder. Yerellik ve modernlik bir kez daha karşılamış, bu kez yerel kültür, norm dışı olduğunu düşündüğü bir eylemin cezasını vermiştir.
SONUÇ
İncirlik Üssü ile Adana’yı etkisi altına alan küreselleşme, kentte yerellikle modernliğin karşılaştığı noktalarda belli bir kaosu beraberinde getirmiştir. İncirlik’in dışına taşan Amerikan etkisi, kentin bulvarlarında yeni olana yer açarken eski mahalleler, bu hızlı değişimi kendilerine özgü olanı unutturmaya yönelik görmüşler, refleks olarak geleneklerine daha fazla sahip çıkmışlardır. Romandaki ana aksiyonun mekânı 303 Sokak ise modernlik ile yerelliğin arasında kalan bir eşik mekândır. Dolayısıyla 303 Sokak’ın sakinleri modernliği bir ucundan yakalamaya çalışırken yerel kültürün kimi izlerini de taşımaktadır.
Gündelik hayatın pek çok pratiğini kapsayan modernliğe öykünme genç kuşaklar için çok daha çabuk benimsenirken orta kuşaklar için bu, kimi zaman bir kimlik krizine uzanabilecek önemdedir.
Küresel olanın sunduğu imkânlar, özellikle, geleneksel kimliğin kendilerine dar geldiğini düşünen gençler için dünya ile bütünleşebilecekleri başka bir hayat vaat etmektedir. Modern görünme arzusu, özentiyi ve kılık kıyafeti bir an önce arzulanana göre değiştirme çabasını beraberinde getirir; Amerikan Pazarı, boşboşçular bu sahte ihtiyaçların ürünüdür.
‘İncirlik Yazı’, Adana özelinde bir taraftan yerellik ve küresellik çelişkilerini anlatırken bir taraftan da bunu evrensel bir modernleşme sancısı gibi okumayı mümkün kılmaktadır. Çünkü küreselleşmenin vadettiği bütünleştirici yenilik hem beklenen bütünlüğü sağlayamamış hem de yerel ama özgün olanı yok etmeye çalışarak tektipleştirici bir sonuç doğurmuştur.
Taçlı Yazıcıoğlu bu önemli temayı kurulması çok zor bir dille, on bir yaşında, belli konulardaki yargısı ebeveynlerinin etkiyle şekillenmiş bir kız çocuğunun yalın diliyle anlatmayı başarmıştır. Adanalı olan Taçlı Yazıcıoğlu, böylece büyük yazarlar yetiştirmiş bereketli toprakların yeni hikâyesini yazmış, kentin güçlü kalemleri arasında yerini almıştır.
NOT: Neşe Apaydın’ın “Sıcak Bir Adana Yazında ‘İncirlik’ Okuması: Taçlı Yazıcıoğlu ile Söyleşi” başlıklı röportajını okumak için tıklayınız:
SICAK BİR ADANA YAZINDA “İNCİRLİK” OKUMASI: TAÇLI YAZICIOĞLU İLE SÖYLEŞİ
KAYNAKÇA:
– Assman, Jan, Kültürel Bellek, Ayrıntı Yayınları, 2022.
– Bulanık, Gül Eda, “1950’li Yıllarda Türkiye’de Gündelik Hayatta Yaşanan Dönüşümler: Adana İli Üzerine Bir Araştırma”, Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, YL, 2020, Ankara
– Cengiz, N. Buket, 1960’lardan Günümüze Edebiyatımızda Kent Hakkı Romanları, Koç Üniversitesi Yayınları, 2025.
– Lefebvre, Henri, Mekânın Üretimi, Sel yayınları, 2023.
– Lefebvre, Henri, Modern Dünyada Gündelik Hayat, 2020.
– Yazıcıoğlu, Taçlı, İncirlik Yazı, Doğan Kitap, 2024.

