POLİTİKA 

MACARLAR: “SENİ ARTIK İSTEMİYORUZ”

12 Nisan 2026; 2026 seçimlerinde Viktor Orbán’ın iktidarı kaybetmesi, yüzeyde bir seçim sonucu gibi görünse de, aslında uzun süredir çalışan bir sistemin yorgunluk noktasına gelmesinin kaçınılmaz sonucu. Bu tür rejimler sandıkta bir gecede yıkılmıyor; içeride biriken basınç, ekonomi, elit dengesi ve seçmen davranışındaki kaymalar belirli bir eşik noktasına ulaştığında sandık sadece son perdeyi oynar. Macaristan’da olan tam olarak bu: Seçim, neden değil sonuçtur. Ama bu sonucu hafife almak da ciddi bir analitik tembelliktir. Çünkü bazen sonuç, sistemin içinden gelen en sert reddiyedir. Peki, ne oldu? İlki, yönetim tarzına reddiye… Uzun…

Devamını Oku
POLİTİKA 

TONTON DEDE Mİ, YAŞLI CANAVAR MI?

Emeklilik çoğu zaman yanlış anlaşılır. Yaygın anlatıda emeklilik, “artık üretken olmamak”, “yorulmak”, “kenara çekilmek” gibi edilgen anlamlarla yüklenir. Oysa emekliliğin tarihsel ve toplumsal işlevi bundan çok daha derindir. Emeklilik, bireyin değersizleşmesi değil; toplumun kendini yenileyebilmesi için bilinçli olarak alan açmasıdır. Bu, biyolojik bir zorunluluktan çok etik bir düzenleme olarak ortaya çıkmıştır. İnsan toplulukları erken dönemlerden itibaren şunu fark etmiştir: Güç, bilgi ve karar alma yetkisi tek elde ve uzun süre biriktiğinde sistem donar. Donan sistemler sertleşir. Sertleşen sistemler ise kırılganlaşır. Emeklilik bu yüzden yalnızca ekonomik bir düzenleme değildir; her alandaki…

Devamını Oku
PSİKOLOJİ TOPLUM 

KAYIP ÜZERİNDEN KURULAN DÜZEN: KUMAR NEDEN HİÇ BİTMEZ?

Kumar bağımlılığı çoğu zaman yanlış bir yerden ele alınıyor. Toplum bu meseleyi genellikle ahlak, irade ya da karakter üzerinden okumayı sever. “Tutamadı kendini”, “zayıf iradeli”, “paraya dayanamadı” gibi açıklamalar hem rahatlatıcıdır hem de yanıltıcı. Rahatlatıcıdır; çünkü sorunu bireyin içine hapseder. Yanıltıcıdır; çünkü gerçeği ıskalar. Kumar bağımlılığı esasen bir karakter meselesi değil, beynin ödül sistemiyle, belirsizlikle ve stresle kurduğu ilişkinin sonucudur. Bu yüzden “kimler kumar oynar” sorusu yetersizdir. Asıl soru şu olmalı bence: Hangi zihinler, hangi koşullarda kumarı bir çıkış yolu gibi algılar? Kumar bağımlılığı hazla başlıyor gibi görünse de, özünde…

Devamını Oku
KÜLTÜR-SANAT 

ÖZGÜR KADIN MİTİ, BEDENSEL İSYAN VE TOPLUMSAL İNTİKAM: BRIGITTE BARDOT

Brigitte Bardot, 20’nci yüzyılın ortasında yalnızca bir sinema yıldızı olarak değil, modern toplumun kadın bedeniyle kurduğu ilişkinin kontrolden çıktığı anın canlı kaydı olarak ortaya çıktı. Onu “seks sembolü”, “özgür kadın” ya da “skandal figürü” gibi etiketlerle anmak, yaşadığı şeyin özünü kaçırmamıza sebep olur. Ölüm haberlerinin bazılarında ekşi bir tebessümle “seksi yıldız”, “seks sembolü” tanımlarını okudum. Ne acı… Brigitte Bardot ne bu semboller olarak doğdu ne de onları bilinçli biçimde inşa etti. O, toplumun kadın arzusu karşısında verdiği çelişkili tepkinin, hayranlıkla cezalandırma arasındaki o tanıdık salınımın beden bulmuş halidir. Gel gör…

Devamını Oku
POLİTİKA 

BİR İSİMDEN DAHA FAZLASI

Atatürk artık sadece bir insan değil, bir zamir değil; bir yüklemdir – “yapmak”, “başarmak”, “direnmek” fiillerine denk düşer. Bir insanın yüce ideallerinin başarılacağını gösterir. Bir milletin en karanlık sabahında, gözlerini değil, aklını kendine çeviren bir ışık… Samsun’a ayak bastığı gün, deniz puslu, yollar çamurdu; ama o çamurun içinde bile bir ülkenin yeniden yazılacak hikâyesini görüyordu. Vizyon buydu: Henüz doğmamış çocukların bile nefesini hissedebilmek. Henüz doğmamış çocukların özgür nefesini hayal etmek… Birçoğumuzun dedesi, annesi, babası ve sonra da biz o özgür dünyaya doğduk… Bir adamın hayalinin gerçekliğine… Dirayet, onun el yazısındaki…

Devamını Oku
DOSYA MODERN TÜRK EDEBİYATINDA ERKEKLİK ALGISI 

PATRİARKANIN CEBİR TESTİ: ‘FOSFORLU CEVRİYE’

‘Fosforlu Cevriye’ bazıları için şarkı, bazıları için eski bir Türk filmidir. Hatta ‘Fosforlu Cevriye’, Suat Derviş’ten bile daha çok şöhrete sahip. Suat Derviş ise kendi romanına ait filmin afişine ismi yazılmayan, unutturulmaya çalışılan bir kadın. Tam da erkek dünyasına uygun tavırlar… Suat Derviş’in ‘Fosforlu Cevriye’si, yüzeyde “düşmüş” bir kadının hikâyesi gibi görünse de, satır aralarında düşmekte olan asıl şeyin erkeklik imgesi olduğunu fark etmek güç değildir. Bu roman, sadece Cevriye’nin değil, etrafındaki tüm erkeklerin de ifşasını yapar. Ancak erkeklerin ifşası, yüksek sesle değil; suç ortaklıklarının sessizliği, yetersizliklerinin kibri, anlayışsızlıklarının romantizmi…

Devamını Oku
TOPLUM 

EBEVEYN VE ÇOCUK ARASINDAKİ DİJİTAL UÇURUM: ‘ADOLESCENCE’

Sosyal medyayı kullanan ve teknik birçok özelliğe sahip olmayan, sosyal medyadan beklentisi çocuklarından bambaşka olan ebeveynlerle, kendileri gibi sosyal medya kullandıklarını sandıkları çocukları… Belki de kuşaklararası yaşanan en büyük çatırdamaya şahit oluyoruz. Şimdiye kadar bu kadar derin ve bu kadar birbirinden kopuk olanları görmedik belki de… Ebeveynler ve çocukları arasında devasa bir uçurum var gibi duruyor. Hâlbuki onlar çocuklarıyla arkadaş olan ebeveynlerdi… Çoğu arkadaşlıktan atıldı… Ya da en ezik arkadaş statüsünde… 2025 Emmy Ödülleri’nde sınırlı dizi dalında büyük ödülü alan ‘Adolescence’, 13 yaşındaki Jamie’nin bir sınıf arkadaşını öldürmekle suçlanmasıyla başlayan…

Devamını Oku
POLİTİKA 

SEMANTİK BİR KAÇIŞ: BARIŞ

Uzlaşma adına siyasal belirsizliği, tarihsel travmayı ve halkın dışlanmasını örten retorik bir yön değiştirme… Türkiye’de doğan herkesin adından önce öğrendiği bir kelime olabilir terör… Birkaç neslin de en büyük travması, terör ve PKK… Halk, PKK terörünün maddi ve manevi yükünü birkaç nesil sırtında taşımıştır ve hâlâ da taşıyor. Elden ele geçirerek taşıdığımız en ağır yük ve bize bir türlü huzur vermedi. Bir gün bile elimizden bırakamadık, sırtımızdan indiremedik. Canımızın, sevdiklerimizin, paramızın, emeğimizin teröre kurban edilişini yıllar boyu yaşadık. Halkın içinde yarattığı ayrışma, düşmanlaştırma da neredeyse bir türlü kurtulamadığımız Türk-Kürt ayrımını…

Devamını Oku
YAŞAM 

AY BÜYÜRKEN AKLIN KÜÇÜLDÜĞÜ GECE

Ay doluyor, biz boşalıyoruz. Ay yukarıda parlıyor, biz aşağıda saçmalıyoruz. Hani gökte ne varsa yerde de o vardı? Yok! Dolunay denince hâlâ romantik şeyler aklına gelen varsa ya çok âşık ya da çok bilgisizdir. Her romantik fotoğrafın ya da çizimin arka foncusunun dolup dolup boşalması, bizim de kıpırdanmamıza sebep oluyor tabii. Zira sudan oluşuyoruz. Dolunay, tarih boyunca insanlığın hem ruhunu hem hormonlarını yerinden oynatmıştır. Kurda dönüşen adamlar, şarapla çıldıran tanrılar, regl döngüsünü ay ışığına bağlayan kurnazlıklar… Hepsi burada. Ay büyürken akıl küçülür. Bunu kimse söylemedi ama keşke söyleseydi. Astrolojide dolunay;…

Devamını Oku
POLİTİKA TOPLUM 

DİKTA DOLU BİR HAYAT: SUSARSAN SENİNDİR

Kral çıplak değil, sensin çıplak… Otoriter rejimler, yalnızca bir kişinin ya da iktidar partisinin kararıyla ortaya çıkmaz; toplumlar da bu rejimlerin oluşmasına zemin hazırlar. Bir diktatör, önceden hazırlanmış bir sahneye çıkar. Bu sahne; krizin, korkunun, güvensizliğin ve kolektif çaresizliğin ördüğü bir atmosferdir. Hannah Arendt’in deyimiyle, “kitlesel yalnızlık ve köksüzlük, totaliterliğin asıl mayasıdır”. Toplumun birey olmaktan vazgeçtiği, vatandaşın sorumluluk duygusunu bir lidere devrettiği ve düşünce yerine sadakatin prim yaptığı dönemlerde otoriter yönetimler kolaylıkla yer bulur. Yani halk “Bir kurtarıcı gelsin” diye dua ederken aslında kendine yapılacakları dert edemeyecek hale gelmiş demektir.…

Devamını Oku
betpark
hititbet
betpark
betpark
betpark
betpark
betgaranti
betpark
betpark
kolaybet
betpark
timebet
timebet
timebet
vaycasino
Hititbet
Hititbet
timebet
meritking
meritking
norabahis
norabahis
meritking
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
vaycasino
meritking
pusulabet
timebet
timebet
betpark
betplay
betpipo
norabahis
norabahis
betnano
vaycasino
hititbet
hititbet
betgaranti
betebet
romabet
betpipo
hititbet
vaycasino