DUYGUSUZ ADAM
Salonun ortasında öylece kalakalmıştı. Duyguları karmakarışıktı. Etraflarında dönenip duran küçük ama sıkışık kalabalık, çavlana kapılmış bir dal gibi bir anda ortadan kaybolmuştu. Bir süre pencerede asılı duran ve abartılı denebilecek bir zevkle kavisli şekiller verilmiş ağır kumaşlı perde ve tüllerin arasından süzülen gün ışığı demetlerini izledi. Az önceki karmaşanın havalandırdığı toz zerrelerinin bu demetlerin arasındaki ışıltılı oynaşması ile oyalandı. Parlayıp sönmelerine, düşüp sonra tekrar havalanmalarına baktı. Kafasının içinde karıncalanan düşüncelerinin parıldayıp sönmesi de öyleydi. “Nasıl da geçti zaman; rüzgârın savurduğu kül gibi uçup gitti.” diye mırıldandı. Çok değil, daha birkaç…
Devamını Oku