YAŞAM 

FERDA İZBUDAK AKINCI’DAN “YARIN BELKİ”

“Bazı hikâyeler sonsuzluk ister, sizinki de öyle bir hikâye, demişti ya o kadın… İşte biz o hikâyeyi insan gibi yaşamakta ısrarlıyız.” “Yarın Belki’yi okurken pek çok yerde buluşuyorsunuz insanla ama en çok insanca yaşamak ve vazgeçmemekle.” Ben kitaptan bahsetmeden önce şunu belirtmek istiyorum. Bu kitabın evrensel bir mesajı var. İngilizceye çevrilmesini ve dünyanın dört tarafında okuyucuların bu kitabı okumasını çok isterim. Atina’da Akropolis Tepesi’nde, Paris’te Jardin des Tuileries’in yeşil sandalyelerinde, Tokyo’da bir metroda, Karlsruhe’de bir parkta ve pek çok yerde. Hepsinden önce, bu kitabın Bergama’nın siyanür direnişinde halkın nasıl ikiye…

Devamını Oku
YAŞAM 

SÖKE

1835 yılında Fransız bir bilgin Söke’ye geliyor. Söke, Büyük Menderes Ovası’nın verimli topraklarının geçtiği bir Ege ilçesi. Bu bilginin yazdığı, “Türkiye Tarihi” kitabında, Söke’nin ilk adının “Suköy” olduğu, sonraki yıllarda da “Sukü” ve en son olarak da, söyleme kolaylığından dolayı “Söke” olarak evrildiği yazıyor. Binlerce dönüm pamuk tarlaları, Menderes’in antik limanlarla çevrili büyülü atmosferi, denizlerle çevrili komşu kasabaları, her üç aileden birinin çiftçilikle geçimini sağladığı bir şehir… Bunca zenginliğe, bunca kültüre sahipken Âşık Daimi’nin türküsünde söylediği “bunca gamı, bunca derdi” çeken şehir. Herhangi bir Avrupa şehrinde bile rastlanmayacak güzellikteki “Otel…

Devamını Oku
EDEBİYAT 

RUHUN EN KARANLIK SAATİ: “SABAHIN ÜÇÜ”NÜ OKURKEN

Kitaplar çoğu zaman gelir, yanağımızı okşar. Derler ki: “Yalnız değilsin.” Yaşadığımız bir deneyimi, içinden çıkamadığımız bir duyguyu ya da ilişkilerimizde kördüğüm olmuş bir noktayı çözemediğimizde okuduklarımız bize bu mesajı verir. “Benim gibi hisseden birileri de olmuş demek ki” deriz. Nefesimizi sanki biraz daha rahat alırız. Bazen de yaşamadığım bir şeyin duygusunu ve “O da yalnız değildir” mesajını alabildiğim kitaplar olur. Annem ve babam evliliklerinin kırk sekizinci yılındalar. Hatta bugün evlilik yıldönümleri… İlginç bir tesadüf… “Sabahın Üçü”, boşanmış bir çiftin oğlu olan Antonio tarafından okura anlatılıyor. Anne ve babasının ayrılığından sonra…

Devamını Oku
KÜLTÜR-SANAT YAŞAM 

SORUMLULUK GÜZEL BİR GÖMLEKTİR

“Ölene kadar sorumlusun gönül bağı kurduğun her şeyden.” der tilki, ‘Küçük Prens’te. Baktığımız, gördüğümüz, yakınımızda veya uzağımızda olan her şeyden… Bir cennette yaşıyoruz. Onca olan bitene rağmen, güzelliğini yitirmeyen bir cennet burası… Bu ülke… Mavisi, yeşili, çayı, kahvesi, sohbeti, gülen yüzü… Ne olursa olsun, her ne kadar bozmaya çalışsalar da, yıllara meydan okuyan taşlar misali dimdik duruyor. Taşlar, antik kentlerin süsüdür. Kimine göre sadece taş, kimine göre ötedir. Antik kentleri kitaplara benzetirim. Kapısından içeri girer girmez hayal gücümü tetikler o antik kentler. Bir kitabı okurken şehir şehir dolaşmak; savaşın içindeki…

Devamını Oku
YAŞAM 

“BİR MANİNİZ OLMAZSA”

Sabah seslenir yüksek bir tepeden: “Karşıla hayatı!” Ne zaman duysam bu iki sözcüğü, içim içime sığmaz. Her gün duyamam. Bir çiçekle merhabalaşırım, güzelliğini överim. Der çiçek usulca: “Teşekkür ederim.” Bir kedi duyar bu sohbeti. Açar gözlerini meraklı meraklı. Başını okşarım, bulaşır sabahın sesi ona da. Yaya geçidinde bekleyen bir köpeğe gelir sıra. “Ne akıllısın sen, nereden bilirsin buradan geçmen gerektiğini diye?” sorarım heyecanla. Gözleriyle anlatır o da nedenini. Bir sarılmayı hak etmez mi şimdi bu masum canlı? Sabahı almışımdır yanıma, sırtım yere gelmez benim. Bir çakıl taşına yazarım sevdiklerimin adını.…

Devamını Oku
EDEBİYAT 

‘HAYALOGRAFİ’

En sevdiğim şarkıyı dinlerken duyduğum coşkuyla okudum bu kitabı. Edebiyat da tenha bir şarkıdır aslında. 70’li yıllarda doğan arkadaşlar, lise yıllarınızı hatırlayın. Edebiyat derslerinde şair ve yazarların doğum tarihi ve ölüm tarihlerini ezberlerdik. Bunlar sınavlarda karşımıza soru olarak çıkardı. Dönemin edebiyat kuramlarını ve bakış açısını anlamaya çalışmaya yarar gibi gözükse de ezbercilikti bir bakıma. Yazarın ve şairin toplumsal portresini içselleştirmek için yaşadığı yıllardan öte bir bilgiye ihtiyacımız var. Kırılmışlıklarını, kişisel deneyimlerini ve duygularını anlamamız önemli. ‘Hayalografi’nin edebiyat dersleri müfredatına girmesini çok isterdim. Emine Türker Özgen, öykülerinde bizlere Türk edebiyatının önde…

Devamını Oku
YAŞAM 

ŞEHİR GÖRÜNÜMLÜ TAŞRADA AKŞAMÜSTÜ

Akşamüstü serinliği hâlen var. Ne vefalı şu ağaçlar. Kesilen her arkadaşlarının yerine de nefeslerini çoğaltıyorlar sanki. Bizim için. Güneş hazırlanıyor yine vedasına. Zakkumlar en çok güneşle anlaşıyor. Sessiz bir anlaşmaları var. İmza tarihi olmayan… Işığını nasıl görürler su gibi yoksa? Erol Ağabey geçiyor sokağın karşı kaldırımından; elinde yıllardır tuttuğu kâğıtlarla. Milli piyangocu Erol Ağabey… Bu taşrada herkes onu tanıyor. Bir yemekte, bir kafede, bir bankta, bir bankada, bir sırada, bir mutlulukta, hatta bir hüzünde var onun sesi: “Büyük ikramiye yarın çekiliyor!” “Bu şehir görünümlü taşranın kazananı kim oldu, Erol Ağabey?”…

Devamını Oku
POLİTİKA 

AĞUSTOSUN EN GÜZEL GÜNÜ

Her şehrin bir tınısı, bir melodisi vardır. İzmir’in sokaklarında farklı bir şarkı var; İstanbul’dakinde apayrı; Ankara’dakinde çok daha farklı… Kopup götürüyor geçmişe. Geçmiş ama hiç geçmeyecek bir geçmişe… Bahçelieveler’de minicik bir kız çocuğunun elindeki bir bayrak; Emek’te ay yıldızlı balon satan yaşlı dede; Kızılay’da kestane pişirdiği tezgâhını kırmızı beyaza boyayan genç bir adam… “Sonsuza dek varız!” diye haykırıyorlar sanki… Mebusevleri Mahallesi’ne varıyorsunuz sonra. Karşınızda Anıtkabir! Öyle bir şey oluyor ki içinizde. Kitap okur gibi… Savaşlar, mücadele, askerler, alfabe, cephaneler, vagonlar, kadınlar, Çanakkale, Bandırma Vapuru, çocuklar – henüz 15 yaşında şehit…

Devamını Oku
POLİTİKA 

HER HAYAT DEĞERLİDİR

Birinci tekil şahsı bol olan bir yazı olacak; duygularımı daha farklı ifade edemezdim… Ben hayvanları çok seven bir ailede büyüdüm. Babam 72 yaşında. Dükkânın önünde beslediği bir sürü köpek var, kedi var. Nalan var. Artık çok yaşlı bir sokak köpeği. Sürekli uyuyor. Uyumadığı zamanlarda da babamın arkasından çocuğu gibi onu takip ediyor. Babamın Nalan’ı bir anlatışı var. Sanki aileden biri gibi… Sabah namazına giderken camiye kadar onu takip ediyor Nalan, dükkânın arkasındaki eve gece yabancı birileri geldiğinde havlamaya başlıyor. Heyecanlı heyecanlı bunları anlatıyor babam. Bir sürü daha dükkânın önünde beslediği…

Devamını Oku
YAŞAM 

GÖÇ

Eşyaların, sardunyaların, işçilerin göçünü anlatmak istiyorum size. Göç, üç harf olup her ne kadar cüce gözükse de aslında dev bir sözcük. Belki de yirmi dokuz harfin hepsi var. İçerisinde yüzyılların heybesine attığı bir dolu sözcük var. Sızı var, hayal kırıklığı var, hayat kırıklığı var, hayal var, sızı var, kaygı var, özlem var, göçün içinde ulaşılamayanlar var, sızı var, öteki var, gurbet var ve yine sızı var. İnce bir sızı ile nakış nakış işlenmiş hikâyeler… Ben hiç göç etmedim. Yine de tüm göç edenlerin kafasında şöyle bir soru olduğunu düşünürüm hep:…

Devamını Oku
Hitbet
betgaranti
betnano
betnano
betnano
kolaybet
betgaranti
betpark
kolaybet
betpark
hitbet
casibom
betnano
betnano
betnano
betpark
betpark
kolaybet
betpark
betpark
betgaranti
betgaranti
betnano
betnano
betnano
betnano
casibom
casibom
casibom giriş
casibom
betnano
betnano
betpark
betpark
kolaybet
kolaybet
vaycasino
betnano
betnano
betnano
holiganbet
holiganbet
bettilt
bettilt
harbiwin
harbiwin