SON BASKI 

“YAZI” İLE GEÇEN 22 YIL: SON BASKI’NIN DOĞUM GÜNÜ

Zaman ilerliyor; ama her şey aynı hızla değil. Bazı yazılar öylece duruyor. Bazı kelimeler, aradan yıllar geçse de yerinden oynamıyor. Bazı yayınlar ise yalnızca yaşanan an’ı anlatmakla yetinmiyor; o an’ı kayda geçirirken geleceğe de bir iz bırakıyor. * * * Son Baskı, bugün 22’nci yaşını dolduruyor. 5 Ocak 2026; yazıyla kurulan uzun, sabırlı ve birlikte yürünmüş bir yolun hatırlanması anlamına geliyor. Son Baskı, 5 Ocak 2004’te, Adana’nın kurtuluş gününde, Adana merkezli olarak yayın hayatına başladı. Kurucusu İsmail Güneş. O gün atılan adım, bir internet sitesinin yayına girmesinden ibaret değildi. Yazının…

Devamını Oku
YAŞAM 

KASIMIN “KIRK YAŞ” SESSİZLİĞİ

Yaş almanın, hele ki belli yaş eşiklerini geçmenin güzelliği bir başka. Belli bir aşamadan sonra adına “yaşlanmak” denilse de “yaş almak” tabiri belki en güzel ifadesidir doğum aylarının, haftalarının, günlerinin. Yirminci yüzyılın son on beşinci yılında bir kasım günü dünyaya gelmiş olan “bu yazıyı yazan kişi”, bugün kırk yaşında. Yılların eylül burukluğu, ekim telaşı yerini kasımın ağır başlı huzuruna bırakıyor; bu yaşlarda artık ne gökyüzü maviye özeniyor ne rüzgârın aceleci bir hali oluyor. Her şey yavaş… Yavaş ama huzur dolu… * * * Bu yaş eşiğimde de her zaman yaptığım…

Devamını Oku
DOSYA MODERN TÜRK EDEBİYATINDA ERKEKLİK ALGISI 

FİKRİMİN SARI GÖLGESİ: MERCEDES’İN DİREKSİYONUNDAKİ “ERKEKLİK”

Bayram’ın sarı Mercedes içindeki gölgesi yol uzadıkça uzuyor. Otomobilin ardından savrulan tozlar gibi değil belki ama geçmişinin peşini bırakmayan gölgesi – kırık bir çocukluğun, hırpalanmış bir ilk gençliğin cama vuran iç sesi gibi yankılanıyor. Yola yalnız çıkıyor Bayram. Geçmişten geleceğe, ince bir sarı çizgide tutuyor direksiyonu. Sessiz bir yol hikâyesi bu. Ama bastıkça gaz pedalına içinde hep uğultulu bir kalabalık taşıyor. * * * 1975 yazının yakıcı sıcağında Almanya’dan kalkıp Eskişehir’in Ballıhisar’ına uzanan bu yolculuk, bir kavuşmadan çok, derin bir yüzleşmeye dönüşüyor. Adalet Ağaoğlu’nun ‘Fikrimin İnce Gülü’ romanı, yalnızca bir…

Devamını Oku
YAŞAM 

HÜZÜNLERİN PARİS’İ; BİRAZ NÂZIM, ÇOKÇA ŞİİR…

Yağmur, Seine Nehri kıyısında ince ince çiseliyordu. Paris’in taş kaldırımlarına vuran her damla, bir şairin kalemine dönüşüyor gibiydi. 1958’in o ilkbahar akşamında, Nâzım Hikmet, Volter rıhtımında hayaliyle Paris’i öpüyor, aşkı ve şehri birbirine karıştırıyordu. Paris, o aşkla birlikte yalnızca taş binaların, köprülerin, meydanların şehri değil; şairlerin yüreklerinde yaşayan sonsuz bir imge oldu. * * * Bir Paris âşığı olan Nâzım Hikmet, o yılın mayısında durmadan şiirler yazıyordu Paris üzerine: “Henüz vakit varken, gülüm/ Paris yanıp yıkılmadan,/ henüz vakit varken, gülüm,/ yüreğim dalındayken henüz,/ ben bir gece, şu mayıs gecelerinden biri/…

Devamını Oku
YAŞAM 

BOĞSAK’TA KÜL YAĞMURU; BU SEFER HİÇ “DUYGUSAL” DEĞİL!

“Çok güzel bir yaz” diye başlayan sıcak hikâyemiz zaman zaman “orman yangınlarıyla” sekteye uğrayabiliyor. Hayat işte, yaşanılıp gidecek denilemiyor; mevsimin “yanık” yarası derimize, derinimize işliyor da işliyor. Boğsak’tayım. Mersin’in Silifke’sinin batı yönündeki o güzel yalnızlık koyunda “bir başımayım”. * * * Ağustos’un 13’ü, saatler 13’ü çoktan geçmiş… İlk küller yağmaya başlıyor Boğsak’ın üzerine. Daha önceki gün dolunayla yıkanan deniz, şimdi bir kül dünyasına dönüşüyor. Kızgın kızgın serpiliyor kül yağmuru denizin mavi sularına. Hüzünle izliyoruz göğe yükselen ve güneşi küstüren dumanları. Kırtıl yanıyor, Çaltı yanıyor, Balandız yanıyor… Çatırdayarak yanan ağaçların uğultusu…

Devamını Oku
YAŞAM 

ÇOK GÜZEL BİR YAZ; DENİZ KADAR, AĞUSTOS GİBİ…

Çok güzel bir yaz geçiyor diyordum ömrümüzden, kendi kendime. Yakamoz çok güzel bir yazın resmini çiziyordu denizin bazen durgun bazen hırçın yüzüne. Ağustosun kızgın günlerinden sonra eylüle göz kırpan bir Akdeniz akşamının iyot kokulu dakikalarını soluyorduk hep birlikte. Çok güzel bir yaz geçiyordu ömrümüzden. Ömrümüzün ağustosundan… * * * Ilık poyrazın tenimizi okşadığı, hatta ruhumuza işlediği bir kumsal akşamında az ileride otuzlarında olan sarhoş gençler, iki binlerin başında dilimizden düşmeyen şarkıları söylüyorlardı hep bir ağızdan. Dolunay akşamı tüm güzelliğiyle yaşanırken otuzlarındaki başka gençler de denize giriyorlar, yakamoz eşliğinde tuzlu suda…

Devamını Oku
YAŞAM 

‘ORMANLARIN GÜMBÜRTÜSÜ’, ‘ŞAFAĞIN DEĞİRMENİ’ VE HARLI TEMMUZLAR

Temmuz sabahı, geceden kalma serinliğini usulca omzumuza bırakıyor. Güneş henüz yakmaya başlamamışken kuş sesleriyle uyanan bir sessizlik hâkim ovada. Az ileriden çam kokuları geliyor. Çocukluğumun yazlarına götüren bir koku bu… Biraz poyraz, çokça iyot kokuyor. Yine beni çocukluğuma götüren o türküdeki “ormanların gümbürtüsünü” daha bir işitiyorum eriştikçe çamların derinliklerine. Adım adım ilerliyorum “ormanlardan aşağı” doğru… Orman beni çağırıyor, çam kokuları çocukluğumu getiriyor bana. İyot kokulu, poyraz kokulu çocukluğumu… * * * Temmuz sabahı serin serin tenimizi okşarken “Günler geçer ve çalışır şafağın değirmeni” diye başlayan bir şiir, yazın orta yerinde…

Devamını Oku
YAŞAM 

AĞACIN GÖLGESİNDE, KUŞUN KANADINDA…

Ağacın gölgesinde haziran dinlencesi… Kuşun kanadında özgürlük söylencesi… Ruhun derinliklerinde bir yaz eğlencesi… Gölgeli haziranlarda umudun kanat çırpışları… Umut yolculukları… Umutla avunulan gülümseyişler… Ve mevsimlerden bir tatlı yaz… Sessizlik ve yalnızlık temalı o öykü şöyle başlıyor: “Köyün üstüne çöken sessizlik, insanın içinde büyüyen yalnızlık kadar yoğundu. Kuşlar gittiğinde geriye kalan sadece rüzgârın anlamsız uğultusuydu. İnsan, kendi sesini bile duymaz oldu bu yalnızlıkta; sanki dünya, bir anlık nefesini tutmuştu.” * * * Ağacın gölgesinde, kuşun kanadında soluk alıp veren haziran, doğadaki nice umutsuzun da yüreğine dokunuyor. Öyle sessizce, öyle ıssızca… İnsan,…

Devamını Oku
YAŞAM 

‘İÇİMİZE ÇÖKEN SARI IŞIK’TAN HAZİRANA SÜZÜLENLER

Seneler önce okuduğum bir köşe yazısında mayısın son günleri için “içimize çöken sarı ışık” ifadesi kullanılmıştı. Kışın son vedasının üzerinden çok geçmemişken yazın telaşı henüz başlamadan önceki o kırılgan eşikte bekliyorduk hep birlikte. Sanki her şeyin biraz “olmuş ama eksik” gibi durduğu zamanlardı. Çilekler pazarda çoğalmış ama tadı hâlâ nisan gibiydi. İnsanlar gülümsüyordu ama yüzlerine bir mayıs sıkıntısı sinmişti. Köşe yazısında şu ifadeler yer alıyordu: “Hani çocukken eve dönmek istemezdik ya akşamın sarı ışığında, işte o hissin büyümüş hali: Kalmak istiyoruz ama bir şey, her şey çoktan gitmeye başlamış.” *…

Devamını Oku
YAŞAM 

HER YER BEYAZ; BİRAZ BİRAZ GELİYOR MU O YAZ?

Şairin dizesini yakaladım, artık bırakmam. Hep böyle oluyor. Uzun süredir yazamamanın yürek sızısı, şairin yakaladığım bir dizesiyle hemen azalmaya başlıyor. Dışarıda bahar neşesi, dışarıda mart-nisan-mayıs güneşi, dışarıda yaşama sevinci… İçeride öyle bir sızı, öyle bir ağrı ki… “Siyahın içinde bir damla beyaz/ beyazın içinde sonsuz iki dal kiraz/ kendini biraz biraz hatırlatıyor mu o yaz?” diye diye dizelenirken şiir; her yeri bir anda beyaz, her yeri bir anda sarı sıcağın habercisi ilkyaz yapıveriyor. Şiir akıyor, yüreğim ona eşlik ediyor: “Siyahın içinde bir nokta beyaz/ beyazın içinde sonsuz iki mevsim yaz./…

Devamını Oku
kuponbet
Kuponbet
bb marketing
betgaranti
bahis siteleri
vaycasino
ikimisli
ikimisli
grandpashabet
grandpashabet
grandpashabet
betkolik
hilarionbet
betkolik
betkolik
hilarionbet
grandbetting
grandpashabet
grandpashabet
ikimisli
vaycasino
vaycasino
ikimisli
ikimisli
ikimisli
betpark
grandpashabet
grandpashabet
betnano
betkolik
betkolik
betnano
betgaranti
betgaranti
grandpashabet
grandpashabet
betgaranti güncel giriş
grandpashabet
grandpashabet
vaycasino