UTANÇTAN KIVRANIYOR ŞUUR
Rüyalarımı ve şiirlerimi irdeleyen ama yüzünü göstermeyi reddeden kömür karası fısıltı dolaşıyor sokaklarımda. “Sus, konuşma, yazma, düşünme bile…” Eyvah eyvah… Sesimi bulamıyorum nedensiz. Şeffaf bebek ağlamasının pudralandığı kan kızılı yorgun akşamların gölgesinde tabuta girer gibi kusuyor öfke. Utançtan kıvranıyor şuur, midesine sert bir yumruk yemiş gibi acı içinde asalet. Sağıma soluma bakmadan düşlerimin altın tepsisi altına sokuyorum gözlerimi. Boğulmak üzereyim. Kanıyor kanat çırparak kaçışan kelime filolarım, bayrağında kafatası resmi ve iki keskin gece mavisi kılıç dalgalanıyor. Kimlikler ve şuurlar ve hatta cümleler hep korsan… Başlarına bağladıkları flor bile gelişigüzel istiflenmiş,…
Devamını Oku