YAŞAM 

BEN GELDİM: HÜZNİYE!

Ben geldim, ben işte, Hüzniye… Cüce ümitlerimi, bodur sevinçlerimi, topal gülümsemelerimi yırtık ceplerime doldurup geldim, serildim gözlerinin önüne. Parasız yatılı düşleri bilinmeze demirlenmiş bir öğrenci tesellisiyle… Antik kederlerim allı pullu balıklar gibi yağıyordu yıldızsız gecelerime. Gözden çıkarılmış eski, değersiz eşyalar gibi tıktım hepsini bodrum katın karanlığına. Kasvetli ve tütsülenmiş gecelerden kalma kurumuş ruh ağacımı budayıp öyle geldim sana. İçimde yedi şeytanın yedisine de boyun eğmiş bir günahkâr oturuyordu. Avuçlarında, kandil gecelerinde elleri semaya uzanmış bir dindar ümidi. Şeytanım en büyük günah keçisiydi. Kristalden kemiklerini un ufak ettim. Külleri sunakta şimdi……

Devamını Oku
YAŞAM 

SESSİZLİĞİN SESLİLİĞİ

Koridorlar… Koridorlar… Koridorlara açılan kapılar… Kapı ardındaki insanlar… Uzun gibi görünen, birbirine paralel iki koridorun tam ortasında oturmuş okuyorum kitabımı. Saat sabahın 10’u. Halledilmesi gereken küçük bir iş var kapıların ardındakilerden biriyle. Beklenti bu yüzden, sabahın bu saatinde… Sıradan bir iş, sıradan bekleyiş derken sesler geldi kulağıma. Konsantre olup dinlemeye başladım. Elimdeki kitaba olan ilgim çoktan bitti. Gözlerim kelimelerde, beynim kelimelerden ziyade duyduğum seslerde. Usulca kapadım kitabı. Aldım elime kâğıdı kalemi, işte tam şu anda okuduğunuz satırlar yazılmaya başlandı ellerimce… 25 kapı var koridora açılan. 25 ayrı dünya, ayrı insan.…

Devamını Oku
YAŞAM 

“YILDA BİR KERE…”

Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun ‘Bahar ve Biz’ şiirinde dizelediği ve “Yılda bir kere çıldırır ağaçlar sevincinden” dediği günlerdeyiz yine… Adana’dayız… Seyhan ve Ceyhan nehirlerinin beslediği bereketli topraklar üzerinde, Çukurova’dayız… Dışarıda mis gibi kokan “portakal çiçekleri” ruhumuzu da bir “his” cümbüşüne dönüştürüyor yine… Şairin dediği gibi, “yılda bir kere”… “Yılda bir kere uzatır avuçlarını yaprak/ sevincinden titreyerek…” “Yılda bir kere kendini verir toprak/ yılda bir kere yarılır bahçeler hazdan…” Portakal çiçeği kokusunun asırlardır verdiği o haz, yaydığı o coşku artık her yıl nisan ayı geldiğinde Türkiye’nin Güney’i, Çukurova’nın merkezi Adana’da karnavala dönüşüyor……

Devamını Oku
YAŞAM 

FLORA’NIN DÜĞÜNÜ

İyi şeyler birdenbire olurmuş. İnsanı bekletmeden gelirmiş güzellikler, öyle demiş büyüklerimiz. İşte, bu yıl bahar da öyle geldi, nazlanmadan, pat diye… Badem ağaçları dantelli elbiselerini giymiş, çiçek ve bahar tanrıçası Flora‘nın düğününe gidiyor. Caddelerde buram buram portakal çiçeği kokusu… Güneş ateşini harlamış, sımsıcak bakıyor. Burkalı hüzünleri, gün batımı kederleri ve boz bulanık hayalleri sandığa kaldırma zamanı… Sarartmadan ama! Gürül gürül bir dünya akıyor şimdilerde dışarıda… Karıncanın ayak sesleri, filizlenişi bir dalın, yaprağa özsuyunun yürümesi, toprağın bağrını yarması bir çiçeğin… Canlanan doğanın senfonik türküsü bu, ölü ruhlara şifa… Varlığın şiirsel devinimi…

Devamını Oku
YAŞAM 

GÜN BOĞUMLARI

Gün boğumu sabahlarımı anlatmalıyım sana. Üzerime oturan al karısını, karabasanı; ruhuma çöken dağılmak bilmez katran karası sisi… Türkçede bin bir çeşit renk adı varken ben saatlerimi “simsiyah” anlatmalıyım sana. Camgöbeği, çivit mavisi, çingene pembesi, yavruağzı, safran sarısı, çağla yeşili, ateş kırmızısı, leylak rengi… Rengârenk bir öykü de anlatabilirdim, evet. Ama siyahın azameti ve karanlığı öyle büyüleyiciydi ki başka bir rengin bulaşması karanlığın tüm tonlarını gösteren bu gotik tabloyu ucuz bir taklide dönüştürebilirdi. İzin veremezdim. Her sabah aynı saatte çalan saati susturmadığında başladı gün boğumlarım. O vakit anladım gittiğini, sonsuz bir…

Devamını Oku
YAŞAM 

ÇOCUKLUĞUMUN RAMAZANLARI VE BAYRAMLARI

Biz küçük bir aileydik. Annem, babam ve evin tek çocuğu: Ben! Babam bir Cumhuriyet bürokratıydı ama Cumhuriyet’e bağlı olduğu kadar dinine de bağlı bir mümin. Bugün için oldukça garip bir terkip gibi görülebilir bu: Ne Cumhuriyet’in ne de İslam’ın temel koyucu ilkelerinden taviz vermeden yaşamanın mümkün olduğu, babanın ve elbette annenin örneğinde görebilmiş bir çocukluktur benimki. Ruhaniyet ve hazzın birlikte yaşanabildiği bir çocukluk! Ramazan ayı, ruhaniyetin hazza dönüştüğü bir aydır bende. Babanın ve annenin, bu kutlu günleri lezzetle yaşadığının tanığıyım çünkü. Lezzetle, diyorum, evet, çünkü bu kutlu günlerin lezzetinin, sadece…

Devamını Oku
YAŞAM 

ON DAKİKALIK TATİL OLUR MU?

Zamanımızın kullanım hakkı kime ait? Taksim’den İstiklal’e girerken hemen sağda bir Starbucks vardır. Yıllar önce, İstanbul’a geldiğim zamanlarda genellikle burada nefeslenir, girişteki minik balkondaki masalardan birine oturur, bir yandan kahvemi ve sigaramı içer, bir yandan da caddeyi izlerdim. Caddede yürüyen insanlara bakarken bir şey dikkatimi çekerdi. İstanbul’a turist olarak gelmiş insanlar neşeli, huzurlu bir şekilde sakin sakin yürüyüp dolaşırken İstanbullular aceleyle, koşuşturarak, huzursuz, gergin bir şekilde geçerlerdi önümden. Benzer durum vapur iskelesinde de vardı. Ben kalabalığa karışmayıp bir köşeye çekilir, sonraki vapuru beklerken işinde gücünde İstanbullular iskeledeki vapuru kaçırmamak için…

Devamını Oku
YAŞAM 

“BİR MANİNİZ OLMAZSA”

Sabah seslenir yüksek bir tepeden: “Karşıla hayatı!” Ne zaman duysam bu iki sözcüğü, içim içime sığmaz. Her gün duyamam. Bir çiçekle merhabalaşırım, güzelliğini överim. Der çiçek usulca: “Teşekkür ederim.” Bir kedi duyar bu sohbeti. Açar gözlerini meraklı meraklı. Başını okşarım, bulaşır sabahın sesi ona da. Yaya geçidinde bekleyen bir köpeğe gelir sıra. “Ne akıllısın sen, nereden bilirsin buradan geçmen gerektiğini diye?” sorarım heyecanla. Gözleriyle anlatır o da nedenini. Bir sarılmayı hak etmez mi şimdi bu masum canlı? Sabahı almışımdır yanıma, sırtım yere gelmez benim. Bir çakıl taşına yazarım sevdiklerimin adını.…

Devamını Oku
YAŞAM 

ZEUS’UN LANETİ

Bir kelebek kanat çırptı okyanusun ötesinde, rüzgârı çöldeki şenlik ateşini söndürdü. Rüzgârın sürüklediği bulutlardan ince ince bir yağmur doldu kuyuya. Davudi bir ses yükseldi: “Beni kimse kurtarmayacak mı?” Bir bilici dedi ki: “Kendi kendini kurtaramayanı hiç kimse kurtaramaz.” Bilicinin sözlerini yalnız Yusuf duydu, kaderi bir bedevininkine düğümlü olan Yusuf. Kuyunun kederi katmerlendi. Bir karınca çıktı yuvasından, gürültüsü dağdaki ceylanı ürküttü. Kaçtı ceylan delicesine, bir dağın doruğuna erişti. Cihanı seyreyledi yücelerden, enginlere bir daha inmedi. İki damla yaş düştü gözlerinden, yıldırım oldu. Gözleri kör, kulakları sağır etti. Bir daha hiç ağlamadı…

Devamını Oku
YAŞAM 

AĞAÇLAR YAĞMURU ÇAĞIRIR

Ağaçlar yağmuru çeker, betonlar belayı. Ağaçlar azalıyor, betonlar hızla çoğalıyor. Yağmurlar da çok azaldı. Belalar aldı başını gidiyor. Ağaçlar yağmuru çeker, belayı savar oysa. En basit haliyle anlatmak istedim. Anlaması zor değil aslında! Denklem bu kadar basit! Ağaçlar yağmuru çeker, betonlar belayı. Basite indirgeyip anlatsam anlarlar mı acaba? Anlaması kolay da anlamak istiyorlar mı acaba? Olay anlatmaya çalıştığım kadar basit değil oysa! İnsanlığın sonu mu geliyor yoksa? Ağaçlar yağmuru çeker; yağmur toprağı besler, toprak ana bizi. Yağmur berekettir, yağmur bolluktur, yağmur mutluluktur. Mutlu olmak çok zor değildi belki de. Ne…

Devamını Oku
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betgaranti
betgaranti
betpark
betgaranti
betpark
betgaranti
betgaranti mobil giriş
betgaranti güncel giriş
Kolaybet
bettilt
kolaybet
betgaranti
kolaybet
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
bettilt
Betgaranti
betgaranti
betgaranti
kolaybet
kolaybet
bettilt
bettilt
bettilt
Betgaranti
Kolaybet
Kolaybet
kolaybet
betgaranti
holiganbet
bettilt
bettilt
bettilt
perabet
kolaybet
kolaybet
bettilt
betpark
betpark
betpark
bettilt
betnano
Kolaybet
kolaybet
grandpashabet
betnano
bettilt
Kolaybet
betpark
betpark
betpark
betpark
marsbahis
marsbahis