YAŞAM 

SÜMELA–HAÇAPİT–BATUM GEZİSİ VE ALİ İLE NİNO

“İnsan, yarası yarasına değeni sever ancak.” – Ece TEMELKURAN “Kurt kocayınca kuzuya maskara olur” derler. İki binli yılların başında birkaç defa altı ay, son olarak da iki yıl süreli olarak ve çok girişli İngiltere vizesi almıştım. Bunun sonucu olarak da Schengen vizesi ile gidilen ülkelerin kapıları bana açılmıştı. Vize aldığım halde gitmediğim Yunanistan, Macaristan; İngiltere vizesini görünce altı ay çok girişli vizeyi anında veriyorlardı. Pasaportum yeşil olanından daha değerliydi! On yıl içinde üç kez Schengen vizesi alarak gittiğim Yunanistan, son vize başvurumu reddederek gezip görme özgürlüğümü elimden aldı. Son darbeyi…

Devamını Oku
YAŞAM 

SÖKE

1835 yılında Fransız bir bilgin Söke’ye geliyor. Söke, Büyük Menderes Ovası’nın verimli topraklarının geçtiği bir Ege ilçesi. Bu bilginin yazdığı, “Türkiye Tarihi” kitabında, Söke’nin ilk adının “Suköy” olduğu, sonraki yıllarda da “Sukü” ve en son olarak da, söyleme kolaylığından dolayı “Söke” olarak evrildiği yazıyor. Binlerce dönüm pamuk tarlaları, Menderes’in antik limanlarla çevrili büyülü atmosferi, denizlerle çevrili komşu kasabaları, her üç aileden birinin çiftçilikle geçimini sağladığı bir şehir… Bunca zenginliğe, bunca kültüre sahipken Âşık Daimi’nin türküsünde söylediği “bunca gamı, bunca derdi” çeken şehir. Herhangi bir Avrupa şehrinde bile rastlanmayacak güzellikteki “Otel…

Devamını Oku
YAŞAM 

UÇURTMALAR, BADEMİN NEŞESİ, RAST MAKAMI, BARIŞA SUSAMIŞ RUHLAR

İçimiz çok yaralı. Ruhumuz çok karalı. Üstümüzden füzelerin geçtiği, yaralar yarası ve karalar karası bir çağın ortasında yaşıyoruz. Hastaneler, okullar bombalanıyor. Bebekler, çocuklar ölüyor. Belirsizlik tüm dünyayı sarmış, dünyanın sorunu üstümüze üstümüze geliyor, bize nefes aldırmıyor. Darbeler alıyor insanlık, pandemilerden geçiyor; depremlerin ortasında kalakalıyoruz. Savaşın orta yerindeyiz. Yanı başımızda sirenler çalıyor. Ne olduğunu anlamıyoruz. Akdeniz, korkunun iklimi oluyor. * * * Kuzey yarımküremizde savaşlar olurken bir yandan da bahar yaşanmaya çalışılıyor. İçi yaralı, ruhu karalı bizler baharı nasıl yaşayacağız ki… “Bir dağ keçisi gibi yalnız dolaştım/ yorgun tepelerde, içli vadilerde,…

Devamını Oku
YAŞAM 

BAHAR, FESLEĞEN KOKUSU, FÜZELER, YÜREĞE DÜŞEN CEMRE

Oysa dışarısı bahardır. Oysa şarkılarda şiirlerde dile geliyordur düşen cemrelerin cıvıltısı. Oysa bir ağacın gölgesinde “unutulmuş bir sesin sözcükleri kulağını öpüyordur” şairin. “Taraça gibi kalplerimizin merdivenlerini yokluyordur”; bir aşağı, bir yukarı. Fesleğen kokusu, sevgilinin kokusu… Eski zaman aşklarını yeni zamana taşıyordur. * * * Ama içimiz savaşların kara kışını yaşıyordur hâlâ. Yüreğimiz ölümlerin uzun yasını tutuyordur hiç bitmeyecekmiş gibi. Şehirlerin üzerine füzeler yağarken baharın hangi mutluluğundan söz edilebilir ki? Şairin dediği gibi, “eyvahlar hep gürültülüdür”. Eyvahların eyvahı füzeler, gümbür gümbür dünyanın haritalarını yeniden yeniden şekillendiriyordur. “Yer çekimi medeniyetleri bileğinden kesiyordur”,…

Devamını Oku
YAŞAM 

SANA SENİ SEVDİĞİMİ HİÇ SÖYLEMİŞ MİYDİM?

“Ölüm varsa bu dünyada zulüm var…” Önceki dönemlerin aksine içimde bir yazı yazma aşkı belirdi. ‘Forrest Gump’ filmindeki kahramanımızın durmaksızın koşması gibi ben de yazmak istiyorum. Forrest kaçarak tehlikelerden uzaklaşıyordu. Ben ise yazmayı terapi gibi kullanıyor, yazdıkça rahatlıyorum. Dün başladığım, aslında bir mektup formatında olan ve bugün sabaha karşı bitirdiğim bir yazı vardı. Tabii ki pozitif bilime inanırım; lakin hastalıkların tedavisinde alternatif tıbbın psikolojik etkisine de inanırım. Bahsettiğim yazıya başlamadan önceki on gün boyunca göğsüme bir öküz oturmuş gibi nefes almakta zorlanıyordum. Dün başladığım yazının üç sayfasını pazar keyfi yapmak…

Devamını Oku
YAŞAM 

ZİHNİN KARANLIĞA KARŞI DİRENİŞİ: “FELSEFENİN TESELLİSİ”

“Kelimeler şifadır.” – Stephen Hawking Roma İmparatorluğu’nun çalkantılı yüzyıllarında, soylu bir senatör ailesinin çocuğu olarak 480 yılında dünyaya gelen Anicius Manlius Severinus Boethius, kaderi düşünceyle yazılmış bir filozof portresidir. Babasını küçük yaşta kaybetmesi, onu erken bir olgunluğa sürükler. Dönemin seçkin bilginlerinden Memmius Symmachus tarafından yetiştirilir; Yunanca öğrenir, böylece Yunan felsefesinin kapıları ardına kadar açılır. Platon’un idealarına, Aristoteles’in mantığına, antik dünyanın bilgi evrenine derin bir ilgiyle eğilir. Matematikten astronomiye, felsefeden siyaset kuramına uzanan geniş bir alanın öğrencisi değil, aynı zamanda üreticisidir. Nitekim bu birikim onu Roma’nın yönetim kademelerine taşır; iki yıl…

Devamını Oku
YAŞAM 

KASIMIN “KIRK YAŞ” SESSİZLİĞİ

Yaş almanın, hele ki belli yaş eşiklerini geçmenin güzelliği bir başka. Belli bir aşamadan sonra adına “yaşlanmak” denilse de “yaş almak” tabiri belki en güzel ifadesidir doğum aylarının, haftalarının, günlerinin. Yirminci yüzyılın son on beşinci yılında bir kasım günü dünyaya gelmiş olan “bu yazıyı yazan kişi”, bugün kırk yaşında. Yılların eylül burukluğu, ekim telaşı yerini kasımın ağır başlı huzuruna bırakıyor; bu yaşlarda artık ne gökyüzü maviye özeniyor ne rüzgârın aceleci bir hali oluyor. Her şey yavaş… Yavaş ama huzur dolu… * * * Bu yaş eşiğimde de her zaman yaptığım…

Devamını Oku
YAŞAM 

ISSIZ BİR ADAYA DÜŞSENİZ…

Günümüzün ıssız adalarına kafayı taktım bugünlerde… Arkadaş sohbetlerinde, popüler dergilerin anket, soru-cevap sayfalarında, televizyonların magazin programlarında ve günümüzde de sosyal medyada zaman zaman karşımıza çıkan bir soru vardır: “Issız bir adaya düşseniz yanınıza alacağınız üç şey ne olurdu?” Zaman zaman bu soru takılıyor aklıma, “Ben ıssız bir adaya düşsem yanıma alacağım üç şey ne olurdu?” diye düşünmeye başlıyorum. Düşünmeye başladıktan sonra da Maslow’un İhtiyaçlar Piramidi’nin yakınlarında dolanırken buluyorum kendimi. Issız bir adaya düşecek bir insanın yanına bir şeyler almayı planlaması, alabilmesi mümkün değil tabii ki. Soru yanlış yani! Doğru soru,…

Devamını Oku
KÜLTÜR-SANAT YAŞAM 

SORUMLULUK GÜZEL BİR GÖMLEKTİR

“Ölene kadar sorumlusun gönül bağı kurduğun her şeyden.” der tilki, ‘Küçük Prens’te. Baktığımız, gördüğümüz, yakınımızda veya uzağımızda olan her şeyden… Bir cennette yaşıyoruz. Onca olan bitene rağmen, güzelliğini yitirmeyen bir cennet burası… Bu ülke… Mavisi, yeşili, çayı, kahvesi, sohbeti, gülen yüzü… Ne olursa olsun, her ne kadar bozmaya çalışsalar da, yıllara meydan okuyan taşlar misali dimdik duruyor. Taşlar, antik kentlerin süsüdür. Kimine göre sadece taş, kimine göre ötedir. Antik kentleri kitaplara benzetirim. Kapısından içeri girer girmez hayal gücümü tetikler o antik kentler. Bir kitabı okurken şehir şehir dolaşmak; savaşın içindeki…

Devamını Oku
YAŞAM 

PAZAR SABAHI, ÇINAR ALTINDA ÇAY VE HUZUR

Adana’ya yolu düşenlere mütevazı bir pazar sabahı önerisi… Adana’da olduğum zamanlarda, mücbir bir sebebim yoksa pazar sabahları Kazancılar’a ciğere giderim. Son yılların moda deyimiyle söyleyecek olursam, bu benim “pazar rutinim” oldu. Saat altı-yedi gibi orada olur, duruma göre bir saat ya da daha fazla oturur, ciğerimi yer, rakımı içer, haftanın stresini atar, yeni haftanın moralini depolarım. Sonraki durak ise Ziyapaşa Parkı’ndaki efsane çaycı Orhan’dır. Çınarların altında oraya buraya dağıtılmış eski taburelerden birine ilişip bir yandan çayımı içer, bir yandan da oradaki insanları izlerim. * * * Birbirinden çok farklı insanlar…

Devamını Oku
hititbet
bettilt
xslot
xslot
bettilt
betpark
bettilt
betnano
holiganbet
holiganbet
holiganbet
holiganbet
betnano
betpark
betpark
Betpark
Betpark
betpark
casinolevant
Betpark
betpark
runtobet
casinolevant
casinolevant
jojobet
jojobet
jojobet
jojobet
betpark
betkom
betpark
betpark
betpark
betpark
betgaranti
betpark
onwin
sahabet
sahabet
sahabet
sahabet
sahabet
sahabet
betkom
betkom
betkom
onwin
betgaranti
betgaranti
sahabet
sahabet
betgaranti