ÖYKÜ 

USTURA–3

“Nasıl yardım edeceğim?” Ömer’i orada bırak, zaten beni duymuyor ve onun evinden o eski usturayı bana getir. “Tamam, gidiyorum.” Ben de kahvemi tazelerim seni beklerken. Biraz zaman geçmeli, değil mi? Öykünün içinde de olsa birinin eve gidip gelmesi, bana o usturayı getirmesi nereden baksan yarım saat sürer. Yoksa orada zamanın boyutu farklı mı? Olabilir. Görelim bakalım. Bir bardak daha içeyim kahveden. Herkes gibi kahve insanı değilim ama arada iyi gelmiyor değil. Mesela şu an gibi, beynimin içi ve dışı bir olduğu an gibi. Saate de bakıyorum arada. Zaman ilerliyor. Bir…

Devamını Oku
ÖYKÜ 

ÖLDÜKTEN SONRA BEŞ DAKİKA DA OLSA KONUŞALIM SENİNLE

Dün sabahtan öğlene kadar oturdum suya karşı. Seni düşündüm. Hani çok sevdiğimiz ve her zaman gittiğimiz o göl kenarındaydım. Ördeklerin yüzüşlerini izlerken hafif serin ve sessiz bir havada uzun uzun var olmuştuk o gün. Güzel kokuyordu hava, güzel kokuyordu su, güzel kokuyordu gözlerin. Bir sen vardın, bir ben, bir de dünya şöyle masmavisinden. Çok lezzetliydi konuşmak, dinlemek ve susmak. Nefes almak. Şimdilerde göl çok çekilmiş. Su ilk defa o kadar az göründü gözüme. Ördekler ileride bir yerde toplu toplu duruyorlardı. Hâlbuki eskiden yüzecek çok su vardı orada. İşte bu yüzden,…

Devamını Oku
ÖYKÜ 

USTURA–2

Ezgi, telefonunu kapattıktan sonra parmakları bir süre daha ekranda oyalandı. “Hemen çıkıyorum, ağlama lütfen.” Ömer’in sesi, her zamanki gibi sakinleştirici olmaya çalışsa da içindeki o devasa boşluğu dolduramıyordu. Emrah gitmişti. “Çekti gitti!” Bu iki kelime, zihninin içinde yankılanan bir tokat gibiydi. “Her zamanki yer” dedikleri, nehrin kıyısındaki o eski, ahşap banktı. Akşamları şehrin ışıkları suya vurur, romantik bir hava katardı ama şimdi öğleden sonranın donuk ışığında… Ezgi, tırnaklarıyla bankın pürüzlü yüzeyini kazırken gözlerini akan suya dikmişti. Su her şeyi alıp götürür derlerdi. Keşke içindeki bu ağırlığı da alıp götürseydi. Derin…

Devamını Oku
ÖYKÜ 

EN SON NE ZAMAN GÖRDÜNÜZ BENİ?

Bir Akdeniz martısının kanadından düştüm az önce. Vakit akşamüstü. Yere sertçe düşmek varken bir tüy gibi süzüldüm ılık havada ve ince dallı bir hurma ağacının kiremit turuncusu yaprağının üstüne kondum. Bu kadar mı güzel olur bir ağaç ve bu kadar güzel renkte yapraklar da mı varmış? İndim o yapraktan. Üstümü başımı düzelttim. Ellerimi cebime koydum ve etrafımda ne kadar ağaç varsa portakal, limon, mandalina, hurma, erik ve hatta çam, hepsini içime çektim. Sadece kokularını değil, her şeylerini çektim içime. Üstüne tünemiş küçücük serçesinden köklerine kadar. Sonra toprağı, güneşi, havayı, tüm…

Devamını Oku
ÖYKÜ 

MEZARCI İLE KARGA

Donuk, mimiksiz bir ifade ile yaklaşıyor mezara doğru. Üstü başı çok düzgün, güzel ve siyah bir takım elbise giymiş. Çok uzun boylu ve garip bir bıyığı var. Yüzü kemikli, kaşları sürekli çatık… İnsana huzur veren bir yüz değil bu. Hiç sevmem sinirli duran yüzleri. Bu adamınki gözüme daha da çirkin geldi şimdi. Beni yanlış anlamayın. Hiçbir zaman şekilci olmadım. İnsanları, kuşları ya da kedileri tiplerine göre sınıflamam. Fakat bu mezarcının içi… İçinin çirkinliği… İçinin boşluğu… Ne bileyim… O kadar ölü, toprak altındayken en çok o ölüymüş gibi geliyor bana. Yine…

Devamını Oku
ÖYKÜ 

KAYBOLAN ZAMAN – 5

Yusuf çok yorgun kalktı, o kadar yorgundu ki nefes alırken bile kaslarına vuran ağrıdan canı acıyordu. Bir parça koparcasına bağırmak istiyordu. Bu yorgunluğun sebebi çalışmak değildi veya ağır işler yapmak; insanı en çok yoran şey düşüncedir. İnsanı bir iş yoramaz, insanı kendisi yorar. Ruhu ne kadar yıkılmaya hazır bir binaysa kendisi de oraya gelecek bir kepçedir. Hayat budur: mutluluğu aramak, hayatta anlam aramak yerine bir kepçe olmadan yaşaman gerekir. Ne zaman bir kepçe olursan o kadar binaya zarar verirsin. Yusuf olacakları bilerek gitti. Bu gece uyumamak için çuvaldan mırrasını çıkardı,…

Devamını Oku
ÖYKÜ 

KAYBOLAN ZAMAN – 4

Şafak söktüğünde kendini daha yeni hissetti. Vücudu bir gül dikeni gibiydi; istese bir bülbülü öldürebilirdi ya da küçük bir hareketle kırılabilirdi. Bir deli gibi hissediyordu; tabii, bir deli nasıl hisseder, biliyor muydu, o da bilmiyordu. Annesini istiyordu o. Korkmuştu çünkü. Fark edin, annenizi sevmeseniz bile canınız acıyınca ağladığınızda, çaresiz kaldığınızda nasıl da ağızdan “Anne,” lafı çıkıyor; o da öyle hissediyordu. Yatmaya korkuyordu ama bedeni çökmüştü. “Bugün işe gidemem,” dedi. Tütünü sardı, ciğerlerine küfür eder gibi çekti. Sonra uzandı sedirine, korkunun bir faydası olmadığını söyledi ve gözlerini kalbiyle beraber kapattı. –…

Devamını Oku
ÖYKÜ 

USTURA

Eski bir ustura elimdeki, şah damarıma çok yakın. Bir lekeyi silerken uygulanan baskı kadarıyla akıtabilirim seni içimden. Sadece seni de değil; bu şehri, bu gökyüzünü hem de en mavisiyle, o güzel gülüşünü, dayımın bana attığı tokadı, upuzun saçlarını, lisedeyken sevdiğim kıza okul servisinde şiir yazarken onun aynı anda çok da yakışıklı olmayan sevgilisine verdiği öpücükleri, esmerliğini, toplu taşımalarda yaşadığım sonsuz gerilimleri, evime geldiğinde yerde bıraktığın ayak izlerini, olmadık zamanda kulağıma güzel şeyler fısıldayan büyülü sesini, şu an aynada bana bakan ikinci yüzümü… Kaç dakika daha durabilirim böyle ölmüş bir heykel…

Devamını Oku
ÖYKÜ 

AY DAMLIYORDU GECEYE

“Neden?” diye sorar gibiydi gözleri. “Mecazi bir intihardı belki de” dedi adam. Soruyu gözlerinden çekip almanın cesaretiyle devam etti anlatmaya: “Beklediğim düşlerin imkânsızlığı ya da insanlıktan umudumu kesişti. Sadece bedenlerin ölmediğini kanıtlamak adına bir eylem de olabilir, bilemiyorum… Zaten hangimiz tamız ki?” “Herkesin ölüşü farklıdır.” dedi kadın. “Ben de öldüm bir kez, benim de vazgeçmişliklerim oldu elbet. Seni yargılamak değil amacım. Ama insan üzülüyor işte.” Düzlemesine bir hayat yaşamanın sorgusu bitmişti. Sustular ve en çok da o ana yakışmıştı susmak. Ama ikisi de biliyordu. Kitaplar dolusu mutluluk vardı ellerinde. Geçmişe…

Devamını Oku
ÖYKÜ 

KAYBOLAN ZAMAN – 3

Tabii ki de bağırıştan sonra bir ses gelmemişti. Bir tanrı, bir kudretli varlık olsa sanki onunla konuşacaktı. Kumlara uzandı, gözlerinden akan yaşların derisindeki ahenkli sermest eden akıntısını hissetti. Çocukken her ağladığında bir tokat yerdi; “Ağlayacaksan bir sebebin olsun, erkek adam her şeye ağlamaz.” diyordu babası. “Erkek adam neye ağlardı, baba, çaresizliğe mi ağlar?” diye düşündü. Yine fazla düşünmüştü kafasını sertçe salladı ve yerden kalktı, kendini silkeledi. Qadar’ı alıp hamallığa şehre gitmesi gerekiyordu, yoksa yediği iki lokma ekmek de onunla olmayacaktı. Qadar’ın ağzına kayışını taktı, yola koyuldu; yirmi – yirmi beş…

Devamını Oku
kuponbet
Kuponbet
bb marketing
betgaranti
betnano
betnano
grandpashabet
betyap
betyap
betnano
grandpashabet
betgaranti
vaycasino
grandpashabet
galabet
ultrabet
kalebet
grandpashabet
dinamobet
betpark
ikimisli
betplay
deneme bonusu
betpark
betgaranti
kolaybet giriş
kuponbet
oleybet
bahis siteleri
betpark
istanbulbahis
betparibu
vaycasino
wbahis
ultrabet
ultrabet
pashagaming
meritbet
pashagaming
meritbet
wbahis
wbahis
grandpashabet
elitbahis
elitbahis
ikimisli
efesbetcasino
grandpashabet
grandpashabet
betnano giriş
oslobet
elitbahis
ikimisli
ikimisli
bahislion
betoffice
elitbahis
betmarino
betoffice
ikimisli
ikimisli
betplay
betkolik
palacebet
bahislion
betnano
betparibu
betoffice
betkolik
palacebet
betparibu
betparibu
betmarino
betparibu
betparibu
betyap
grandpashabet
grandpashabet
grandpashabet
betnano
hilarionbet
galabet
dinamobet
jokerbet
betnano