ÖYKÜ 

KAYBOLAN ZAMAN – 2

Adımını atar atmaz bir bitkinlik çöktü üzerine ve yere yığıldı. Uyandığında kimse yoktu, mezarlık geçmişi yine aynı yerdeydi. Çadırında ne olduğunu anlamaya çalışıyordu; anılar buydu, anne, baba, kardeş yoktu, kasabası yok, huzuru yok, tek varlığı annesinin “Hayatta kal.” sözüydü. Yapamıyordu. Annesini toprağın altına, kimine göre cennet-cehenneme, kimine göre bir hiçliğe verdiğinden beri annesinin sözünden dolayı kıymıyordu kendine. Aslında kıyamadığı kendisi değil, annesiydi. O güzel ses, şefkatli eller ve son sözüne kıyamazdı. Belki hiçbir şeyi yoktu ama annesinin sözü vardı: “Hayatta kal, kuzum.” Her şeyi bu olan bir adam ne kadar…

Devamını Oku
ÖYKÜ 

KAYBOLAN ZAMAN

Çöl sessiz ve acımasızdı. Kumların rüzgârla dans ettiği, sıcaklığın insanı içine çekip kavurduğu bu sonsuz boşlukta, El-Yusuf yalnız başına yaşıyordu. Bir zamanlar kasabasının ortasında neşeli, yüzü gülümseyen bir adamdı. Ama şimdi, yıllardır kaybolmuş olan o gülümseme, yerini derin bir hüzne bırakmıştı. Çölün ortasında, kumların içine gömülmüş bir hayatın içindeydi. Onun için her gün, kaybettiği geçmişine dair bir hatıra gibiydi. El-Yusuf’un kasabası, yıllar önce kuraklık ve kıtlıkla sarsıldığında terk edilmişti. Su kaynakları tükenmiş, tarım ve hayvancılık bitmişti. Kasaba halkı birer birer göç etti. El-Yusuf, ailesiyle birlikte son kalanlardan biriydi. Ne zaman…

Devamını Oku
ÖYKÜ 

ŞANS TEYZE’NİN TASLARI

Şans Teyze hamam tası sunardı insana. İsterdi ki hamamda bir tas su dökünsün insan, yuğsun yüreğini, arınsın hoyrat zamanın deminden. Bir sevda yaşama çevrilsin diye, bir sevda dökülsün diye başından insanın, taslarında taşırdı sevdayı. İşlemesi gümüşten, dökmesi kromdan taslarını da tertemiz bir bez torbada taşırdı. Sunardı tasları, isterdi ki kendi sunduğu taslardan dökünsün insanlar lavanta kokulu, defne kokulu suyu; isterdi ki kendi sunduğu taslardan sedefli gelin teli gibi dökülsün su. İnsan seçerdi Şans Teyze, öyle herkese değil, yüreğinin ısındığına, düşüncesinin el verdiğine sunardı taslarını. Okuyanına, yazanına, çalışanına, söz kuşanıp saz…

Devamını Oku
ÖYKÜ 

TOLADİR

Bir mucizeye tanıklık etmek! Hem de yerin bilmem kaç metre altında bir metronun içerisinde. Daha önce mucize deneyimim olmamıştı. Anlatım heyecanımı mazur görün. Akşamüzeri iş çıkış saati ve yağmurlu bir İstanbul. Kalabalığı ve yarattığı girdabı tahmin edebilirsiniz. Ben de kapıldım çekim gücüne. Aslında işsiz olduğum için, o vakitte metroda olmamı gerektirecek bir neden yoktu. Kadıköy’de aylak aylak dolanmıştım bir süre. Birkaç çay, Moda Caddesi’nde renkli bir yürüyüş, sahaf tezgâhlarına hızlı bir göz atış ve eve dönüş. Sıradan bir işsizlik günü… Ancak, bugün Kadıköy mesaime geç gelince, dönüşüm de fark edemeden…

Devamını Oku
ÖYKÜ 

KARIŞIĞIN VE SAFIN ORANTISIZ BULUŞMASI

Bir Şule Teyze’miz var, öz teyze kadar severim, hep kendisine gitmemi ister, davet eder, bir türlü gelemem, geldim nihayet. Mutfakta kahveyi yaparken Şule Teyze, balkonda sigara içeyim dedim, “Bu yıl benim yeşil bağım kurudu” türküsünü söylüyor çevredeki evlerden bir erkek sesi. Neşeli bir tonla söylüyor hem de. Bakındım, sesin geldiği yöne, hani şu ses var görüntü yok durumlarını bilirsiniz, işte öyle bir durumdayım. Eğiliyorum, ha düştüm ha düşeceğim balkondan, havaya kaldırıyorum başımı boynumu ağrıtırcasına, ses çok yeri kaplıyor, geldiği yönü bulmak ne mümkün. Biraz sonra susturur komşulardan biri diye bekledim,…

Devamını Oku
ÖYKÜ 

ANNEMİN EŞARBI

Bana öyle gelirdi ki annemin eşarplarında bir sihir vardır. Kimi eşarplar annemi ağlatır kimi eşarplar annemi sakinleştirir. İskender’in evinde, sofanın sağ tarafındaki soğuk odada, annemle babamın karyolasının altında, selelerde dururdu çamaşırlarımız. Annemin eşarpları karyolanın ağır döşeğinin altında… Bahçedeki iplerde kuruttuğu çamaşırları topladığı günlerde, karyolanın yanına oturur, çamaşırları katlar, selelere koyardı annem. O anlarda mutlaka “Bir gardırobumuz olaydı,” derdi, “temiz temiz katlar koyardık çamaşırı.” Benim hiç görmediğim, ablamın hayal meyal hatırladığı bir gardıroptan söz ederdi sonra. Bazı günler, Sabiha’nın evindeyken dolabın kırıldığını anlatırdı; bazı günler Temam’ın evindeyken kırıldığını, bir daha da…

Devamını Oku
ÖYKÜ 

SEVGİ

Yağmur dinmiş, ıslak caddedeki sular çekilmişti. Öylesine ki bulutların arasından sıyrılan güneşin etkisiyle caddeden buhar yükselmeye başlamıştı. Kavşağa yakın küçük kafede bir süredir laflayarak zaman geçiren çift, karşı kaldırıma geçip kavşaktaki parka girdi. Henüz insanlar kendini dışarı atmadığı için park sessiz sakin sayılırdı. Nemli dallardaki şakacı kuşlar tüylerini kabartarak kurulanmaya çalışıyorlardı. Bir ay kadar önce görüşmeye başlamışlardı. Uzaktan bakıldığında fiziksel olarak son derece uyumlu görünen çift duygusal bir uyum yakalama gayretindeydi. Fırsat buldukça yaşama ilişkin sorularla birbirlerini tartıyor, tanımaya çalışıyorlardı. Birden erkeğin gözlerinin içine bakarak “Sevgi nedir?” dedi genç ve…

Devamını Oku
ÖYKÜ 

TAŞRADA BİR SABAH EZANI

Karanlık… Bir süredir yaşamım hep böyle başlıyor. Sabah aydınlığı belediyenin özensiz döşediği yoldaki taşlara vurmadan atıyorum kendimi sokağa. Sokak lambalarının henüz bozulmamış, belediyenin görmezliğine uğramamış olanları uzun aydınlık çizgiler yaratıyor etrafta. Bu saatte yalnız ben, köpekler ve uzun bir ömrün sonunu ibadetle telafi etmek isteyenler ayakta. Yolun sağında görüntüsünden bir köylünün sahiplik ettiği anlaşılan apartmanlar yükseliyor. Çünkü biçimsiz ve yalnız daha fazla daire sığdırma çabasının bir ürünü olduğu hemen anlaşılıyor. Köylüler köyde yaşayıp şehirde apartmanlar dikiyor bu çağda. Köylümüz de işin kolayını, kısa yoldan paranın kilidini çözmüş görünüyor. Yolun solunda…

Devamını Oku
ÖYKÜ 

TEPEGÖZ

– çünkü insan olmanın, bir şeyi doğrudan doğruya yaşantılayabilme aldanmacasını, hatta kuruntusunu içerdiği – Friedrich Dürrenmatt, Gözlemcileri Gözlemleyenin Gözlemi Karşısında aniden beliren gölgenin koyu bir leke katmanından giderek bir insana dönüştüğünü fark eden G., sanki yüzyıllardır tam olduğu noktada duruyormuş ve kıpırdamaya mecali yokmuş gibi saçını arkaya atarak öylece kalakaldı ama tam da o noktada kalakalmasındaki asıl sebep, kendine doğru gelen adamın görünüşündeki aklını karıştıran şeyi bir türlü bulamamasıydı ve her geçen saniye, bu bulamayışın ruhunda doğurduğu sıkıntıyı katbekat artırıyordu ve bu sıkıntıyı üstünden atacak hiçbir çözümün aklına gelmeyişinin yarattığı…

Devamını Oku
ÖYKÜ 

KAPAK

Çelik tencereyi iyice kuruladı, masaya koydu, kapağı kuruladı ardından, tam tencerenin üzerine yerleştirecekken yüzünü gördü kapakta. Kulp yüzünü ortadan ikiye böldü. Yüzü yanlardan yayvan, tepeden basık bir görünüm aldı. ‘Ağlasam mı gülsem mi’ kararsızlığı içinde kulpun iki yanına yayıldı dudakları. Gülümsedi, hüzün kapladı yüzünü. Ev işlerinin kadını boğduğunu, kadının gelişmesinin önünde engel olduğunu, ucuz, sömüren bir iş gücü olmasının yıkıcı sonuçlarını anlatan bir dizi seminere, eğitime ve eyleme katıldıktan sonra kendisini tencere-kapak kurularken bulunca ürperdi. Hızla bıraktı kapağı masaya, bezi fırlattı, bez, tezgâha değdi, ha tutundu ha tutunacak, olmadı, yere…

Devamını Oku
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
bets10
bets10
betpark
betgaranti
bets10
bets10
bets10
kolaybet
betpark
Vdcasino
vdcasino
alobet
betnano
meritking
alobet
hitbet
hitbet
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
alobet
alobet
hititbet
vdcasino
enjoybet
enjoybet
alobet
hitbet
betpark
betpark
betpark
betpark
alobet
hititbet
alobet
hititbet
grandpashabet
grandpashabet
enjoybet
enjoybet
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
hitbet
betplay
betplay
vdcasino giriş
vdcasino
vdcasino
hititbet
vdcasino
betpark
betpark
vdcasino
grandpashabet
vdcasino
grandpashabet
vdcasino
vdcasino
betpark
grandpashabet
grandpashabet
vdcasino
vdcasino
vdcasino
hititbet giriş
hititbet giriş
vdcasino
vdcasino
vdcasino giriş
betpark
bettilt
bettilt
bettilt
vdcasino
jojobet
bettilt
norabahis
norabahis
norabahis
norabahis
imajbet
imajbet
hititbet
hititbet
katlabet
katlabet
norabahis
norabahis
imajbet
holiganbet
betpark
betpark
betnano
vdcasino
bettilt
bettilt
hititbet