ESKİ BİR DAKTİLO
Tam altı saattir çıkmamıştı yatağından. Gece de uyumamıştı üstelik. Uykusuz bakıyordu duvarlara, boşluğa, tavana. Hava pusluydu, soğuktu. Karanlık bulutlar ruhu yorarcasına dolaşıyorken gökyüzünde –bazen daha da alçağa inip perdesiz pencereden ona bakıyorlardı bir hayalet gibi– yataktan çıkmak, bir şeyler yapmak pek de mantıklı gelmiyordu ona. Odanın köşesinde bir dolap ve bu dolabın çıkardığı aralıksız tiz ses… İçinde çalışan küçücük motordan böyle rahatsız edici sesler gelemez diye düşünüyordu. Beyninin bu sesi abarttığından emindi. Sonra odadaki o rutubet kokusu… Nefes alırken içine, ta akciğerine kadar acı bir yosun tadı bırakıyordu. Pencerelerin birinde…
Devamını Oku