ORHAN KEMAL’İN GÖZÜNDEN ADANA

-ADANA-
Gerçek adı Mehmet Raşit Öğütçü olan Orhan Kemal, 15 Eylül 1914’te Adana’nın Ceyhan ilçesinde doğar. Sanatçı toplumcu gerçekçi çizgide eserler veren en önemli isimlerden biridir. “Orhan Kemal, Niğde’de askerken tezkeresine kırk gün kala komünizm faaliyetleri gerekçesiyle tutuklanır ve Ekim 1938’de beş yıl hüküm giyer. Kayseri hapishanesinde hece ölçüsüyle şiirler yazmaya ve Yedigün, Yeni Mecmua gibi dergilerde Raşit Kemali adıyla yayımlatmaya başlar.” (Narlı, 2019) Daha sonra dönemin Bergama Ağır Ceza Reisi olan babası Abdulkadir Kemali Bey’in yardımı ile Bursa Cezaevine nakli sağlanır. İşte tarihin akışındaki bu kırılma Orhan Kemal için ne kadar önemli ise okur için de o kadar önemlidir. Çünkü Orhan Kemal bu cezaevinde Nâzım Hikmet ile koğuş arkadaşı olur. Orhan Kemal, o dönemlerde şiir tutkunudur. Hep şiir yazar. Fakat Nâzım Hikmet, Orhan Kemal’e şiirden çok öykü ve romanda daha başarılı olacağını söyler. Böylece çok sevilen ve çok okunan öykü ve romanların temeli o zamanlarda atılmış olur.
Romanlarının toplumla olan bağına bakılırken incelenmesi gereken en önemli unsurlardan birisi mekân seçimidir. Mekân, roman kahramanlarının kişiliklerinin belirlenmesinde, dönemin ve roman kişilerinin kültürel ve ekonomik yapısını yansıtmada, yazarın sanattan beklentileriyle ve sanatsal gücüyle ilgili olarak kendisini belli eder. Aslında mekân, roman kişileri üzerinde fiziksel, toplumsal ve psikolojik olarak fazlasıyla etkilidir (Kolcu, 2006:23). Orhan Kemal eserlerine baktığımızda bahsedilen bu etkide en büyük pay sahibi olan genel mekân tabii ki Adana’dır. Bu yazıda Orhan Kemal’in romanlarındaki Adana incelenecektir. Başka bir deyişle Adana’ya Orhan Kemal’in gözünden bakılacaktır. Bu Adana, eski Adana’dır. Orhan Kemal romanları; köyleri, tarlaları, tren garı, eski sokakları, fabrikaları, meydanları, iş hanları ile okura Adana’yı tarihsel bir dokuyla hissettiren eserlerdir.
Orhan Kemal’in yaşamı ile Adana arasında güçlü bir bağ olduğu aşikârdır. Çocukluk ve gençlik yıllarını bu şehirde geçiren yazar, fabrikalarda çalışmış, farklı işlerde bulunmuş ve bu deneyimleri eserlerine doğrudan yansıtmıştır. ‘Baba Evi’, ‘Avare Yıllar’, ‘Arkadaş Islıkları’, ‘Murtaza’ ve ‘Dünya Evi’ gibi romanlarında kendi yaşamından izler açıkça görülür. “1932’de Lübnan’daki ailesinin yanından Adana’ya dönen Mehmet Raşit, başıboş bir hayat yaşar ve kahvelere gitmeye başlar. Giritli’nin Kahvesi ile Nadir’in Kahvesi’nde İsmail Usta, Ali Şahin, Dayı Remzi gibi işçi ustalarıyla tanışır. Onların verdiği Serseriler, Stepte, Jerminal, Benim Üniversitelerim gibi kitapları okur. Orhan Kemal, 1935’te Mensucat Fabrikası’nda kâtip olarak çalışırken bir Boşnak kızı olan Nuriye’ye gönül verir. Mayıs 1937’de evlenirler. Çiftin bir kızları (Yıldız) ve üç oğulları (Nâzım, Kemali, Işık) olur.” (Narlı, 2019)
Her ne kadar yaşamının ilerleyen dönemlerinde İstanbul’da bulunsa da Orhan Kemal’in eserlerinin önemli bir kısmında Adana mekânları belirleyici olmaya devam eder. Bu durum, yazarın belleğinde Adana’nın ne denli güçlü bir yer tuttuğunu gösterir. Adana, Orhan Kemal için emeğin, gençliğin ve hayallerin şekillendiği bir yaşam sahnesidir. Örneğin, Döşeme Mahallesi’nde top koşturan bir genç olarak kentin gündelik ritmine karışır ve o günleri şöyle anar: “İşte o yıllar!.. Yığınla futbol hastasından biri de bendim. Ağustos güneşinin kasıp kavurduğu sıcak altında oynanan futbol… Mahalle futbol kulübümüz. Laf aramızda, iyi penaltı atardım. İyi bir santrafordum ha!.. Bir, iki gol her maç sağlamdı. Sonra Giritli’nin kahvesi. Okula filan bir tekme yallah, dediğimiz yıllar…” (Uğurlu, 2002:30)
Döşeme Mahallesi’nin yazarın çocukluğuna ve gençliğine etkisi elbette büyüktür. Sadece bu mahalle mi? Orhan Kemal’in edebiyatı, Adana’nın tüm somut mekânlarıyla beslenir. Tepebağ’ın dar sokaklarından Seyhan Nehri kıyılarına, Taşköprü’nün kalabalık geçişlerinden fabrika çevrelerindeki işçi mahallelerine uzanan bu dünya; Çukurova tarlalarının kavurucu emeğinden Kuruköprü ve Küçük Saat çevresindeki gündelik hayata, Büyük Saat etrafındaki çarşı hareketliliğine kadar genişleyerek yazarın karakterlerine ve bu karakterlerin hikâyelerine ruh kazandırır. Orhan Kemal’in gerçek hayattaki mahalle kahvehanesi sohbetleri, Adana çarşısında yürürken yaptığı gözlemleri, gardan bindiği trenler ve kentin daha nice mekânındaki anıları; onun eserlerindeki Adana’nın okurun zihninde iz bırakan canlı bir mekâna dönüşmesini sağlamıştır.
Milli Mensucat Fabrikası… 1907 yılında Aristidi Kozmo Simonoğlu tarafından kurulan, Adana’nın ilk tekstil fabrikalarından biridir. Günümüzde müze kompleksi olarak değerlendirilen bu yapı, yalnızca bir üretim alanı değil, aynı zamanda kentin endüstri mirasının önemli bir parçasıdır. Bu fabrika, Orhan Kemal’in hayatında ve sanatında çok önemli bir yer teşkil etmektedir. Özellikle ‘Murtaza’ ve ‘Cemile’ romanlarında bu fabrika, işçi yaşamının zorluklarını ve sınıfsal ilişkileri görünür kılan bir sahne işlevindedir. Orhan Kemal, bu fabrikada çalıştığından romanlarının gerçek ya da kurgusal mekânlarını tasarlarken bu mekândan ve fabrika içi yaşantılardan esinlenmiştir. Örneğin, ‘Bereketli Topraklar Üzerinde’de Sivas’tan gelen üç arkadaş İflahsızın Yusuf, Pehlivan Ali ve Köse Hasan, bir fabrikada çalışmaya başlar. İşte Milli Mensucat Fabrikası bu kurgusal mekâna kaynaklık eden bir yerdir. Romandaki üç arkadaş sonradan, sora sora buldukları bu fabrikanın önüne geldiklerinde anlatıcı devreye girer ve fabrika önünü şu şekilde tasvir eder: “(…) küçük karpit lambalarıyla dolaşıp duran gezgin satıcıların yer yer aydınlattığı fabrika önünde, insanlar çok daha cıvıl cıvıl, çok daha cümbüşlü oluyordu: ‘Şam tatlısııı ne güzel, ne güzel yemesi!’, ‘Hani ya şifalı şalgamdan içen?’, sonra el ayak, karpit lambalarıyla gezgin satıcılar yavaş yavaş çekildi, ortalık tenhalaştı. Yalnız fabrikanın fısıltılı iniltisi. Bu hiçbir zaman dinmeyen, yorulup usanmayan inilti, mahallenin nabzı gibi bütün gece atıp durdu.” (Kemal, 2017:40) Bu betimlemeden de anlaşılacağı üzere Orhan Kemal; yaşayan, gerçek bir Adana anlatır aslında.
Orhan Kemal’in roman dünyasında kültürel çeşitliliğin izlerini taşıyan bir mekân da Kuruköprü Mahallesi’dir. Bu mekân, Orhan Kemal’in özellikle ‘Vukuat Var’, ‘Hanımın Çiftliği’ ve ‘Bereketli Topraklar Üzerinde’ romanlarında dikkat çeker. Mahalle, tarihsel dokusu ve çok kültürlü yapısıyla Adana’nın en eski yerleşim alanlarından biridir. “Şehrin en işlek yerlerinden biri olan Kuruköprü’ye gelince Köse Topal’ı unuttu. Pamuk, üstüpü balyaları yüklü kamyonların çevreyi benzin ya da mazot kokulu homurtulara boğduğu semt her zamanki gibi arı kovanını hatırlatıyordu. Fabrikalar, depolar, daha çok da irili ufaklı kahveler…” (Kemal, 2017:77) ‘Vukuat Var’da, anlatıcı Kuruköprü’de bir kebapçı betimler: “Kuruköprü’deki Giritli’nin kebapçı dükkânı, dar, derin, loş bir yer, daha çok cumartesiler, iplik, bez, sabun, çırçır fabrikalarının mavi tulumlu işçileri, ustalar, kâtipleriyle dolar, eski pikabın bozuk plâklarında avaz avaz haykıran birinin gazeli, dükkânın kebap dumanı yüklü anason kokulu havasını çılgına çevirirdi.” (Kemal, 1995:16) Bu mekân gerçek bir yerden esinlenerek kurgulansın ya da kurgulanmasın, okura Adana’nın o meşhur kebapçılarını gerçekçi bir şekilde yansıtır.
Küçük Saat çevresi ve Mahmutpaşa Hanı, özellikle ‘Cemile’ romanında geçen önemli ticaret ve buluşma noktalarıdır. Bu mekânlar, kırsaldan kente gelen insanların ekonomik ilişkilerini ve gündelik yaşam pratiklerini yansıtır. ‘Cemile’ romanında Orhan Kemal, uzun yıllar yaşadığı Adana’nın işçi mahallelerine içeriden bir bakış sunar. Yazar, bu yoksul çevreyi “Evler… Yan yatmış, diz çökmüş, bağdaş kurmuş, kapaklanmış yahut tam yuvarlanacakken tutunuvermiş evler, işçi evleri…” sözleriyle çarpıcı bir biçimde resmeder. Bu atmosfer, romanın ilerleyen bölümlerinde daha somut sahnelerle derinleşir: “Bir bahçenin kenarından geçiyorlardı. Sağ yanları su dolu bir hendekti. Daracık yolda birerli kolla gidiyorlar, ıslak toprak ayaklarının altında kayıyordu. …yirmi metre sonra mahallenin bozuk yolu bitiyor, geniş bir meydanlıktan sonra parke cadde başlıyordu.” (Kemal, 2008:95)
Orhan Kemal, futbolcu olma hayaliyle bir arkadaşını da yanına alıp İstanbul’a gitmeye karar verir. İşte bu yolculuğun başlangıç noktası da Adana Garı’dır. Bu mekân; Orhan Kemal’in eserlerinde göç, umut ve başlangıçların simgesi olarak öne çıkar. ‘Bereketli Topraklar Üzerinde’ romanında işçilerin şehre ilk adım attıkları yer olan Adana Garı, aynı zamanda kentin modernleşme sürecinin de önemli bir göstergesidir. Orhan Kemal’in ilerleyen yıllarda yazacağı senaryolarda da Adana Garı’nda yaptığı gözlemlerin izlerini bulmak mümkündür. “İşçilerin, emekçilerin, ırgatların, yoksul köylülerin yazarı Orhan Kemal cezaevinden çıktıktan sonra 1944’te bir dönem muvakkat hamal olarak çalıştığı günlerde Adana Garı’nda her gün yaşanan göç olgusuna tanıklık etmiştir. 1960’ların en önemli toplumsal meselesi olan göç olgusunun işlendiği ‘Gurbet Kuşları’ filminin senaryosunu Orhan Kemal’in yazmış olması bu nedenle tesadüf değildir.” (Kartal, 2015)
Orhan Kemal’in yaşadığı ve romanlarını yazdığı dönemlerde Adana’nın mekânsal açıdan en önemli gerçekliklerden biri de “kırsal”dır. Adana çok eskiden bu yana tarımın merkezi olan bir şehirdir. Orhan Kemal de bu gerçekliği romanlarına yansıtmıştır. Özellikle ‘Hanımın Çiftliği’ serisi ve ‘Bereketli Topraklar Üzerinde’ romanlarında köyü, tarlayı, çiftliği, kısacası Adana kırsalını çok başarılı bir şekilde mekânlaştırmıştır. “Romanda olaya yön veren, anlam katan tarla, Pehlivan Ali’nin arkadaşı Yusuf’tan ayrılıp Fatma’yla gittiği çiftlikle, Ali’nin bir süre çalıştığı pamuk tarlasıyla, çiftlikteki kâtip ve ırgatbaşının tuzağıyla Ali’nin gittiği harman yeri ile kendini gösterir.” (Özerinç, 2010:49) ‘Hanımın Çiftliği’ romanında toprak ağası olan Muzaffer Bey, geniş arazinin mutlak hâkimidir. Bu karakterin toprakla olan ilişkisi her ne kadar sınıfsal farklılıkları yansıtan bir durum olsa da Orhan Kemal, bu karakter için kurguladığı arazileri de gerçek Adana’dan almıştır. “Muzaffer Bey kaç vakittir ihmal ettiği tarlalarını görmeye çıkmıştı. (…) Köyün sınırında durdu. Arabadan atladı. Parlak çizmeleriyle ıslak toprakta dimdikti. Kuvvetli Çukurova güneşi ılık ılık yakıyor, karşı yamaçlardan mavi, tül mavisi, incecik bir duman yükseliyordu.” (Kemal, 1990:151)
Orhan Kemal’in romanlarında Adana; toplumsal gerçekliğin, sınıfsal ilişkilerin ve insan hikâyelerinin şekillendiği canlı bir varlık olarak karşımıza çıkar. Elbette yazarın eserlerinde yer alan daha birçok mekân bulunmaktadır; ancak öne çıkan bu örnekler dahi Adana’nın edebi temsili açısından oldukça belirleyicidir. Yazarın çocukluk ve gençlik deneyimlerinden beslenen bu mekânlar; fabrikalardan mahallelere, garlardan tarlalara kadar geniş bir yelpazede kentin hem fiziksel hem de kültürel dokusunu yansıtır. Bu yönüyle Orhan Kemal, bireysel hikâyeleri anlatırken aynı zamanda bir kentin hafızasını da kurar. Onun eserlerinde Adana, geçmişin izlerini taşıyan, emeğin ve mücadelenin iç içe geçtiği bir yaşam alanı olarak edebi bir kimlik kazanır. Dolayısıyla Orhan Kemal romanları, yalnızca bir edebi metin değildir. Aynı zamanda Adana’nın kent belleğini anlamaya ve yeniden kurmaya imkân sağlayan güçlü birer kaynaktır.
KAYNAKÇA:
– Kemal, Orhan, Vukuat Var, Tekin Yayınevi, İstanbul, 1995.
– Kemal, Orhan, Cemile, Everest Yayınları, İstanbul 2008.
– Kemal, Orhan, Bereketli Topraklar Üzerinde, Everest Yayınları, İstanbul 2017.
– Kolcu, Ali İhsan (2006). Öykü Sanatı, Erzurum: Salkımsöğüt Yayınevi.
– Uğurlu, Nurer, Orhan Kemal’in İkbal Kahvesi, Örgün Yayınevi, İstanbul 2002.
– Özerinç, Emine, “Orhan Kemal’in Fabrika ve Toprak İşçilerini Konu Alan ‘Bereketli Topraklar Üzerinde’, ‘Vukuat Var’ ve ‘Hanımın Çiftliği’ Romanlarında Yapı, Tema ve Anlatım”, Doğu Akdeniz Üniversitesi Yüksek Lisans Tezi, Kuzey Kıbrıs, 2010.
– https://kentvedemiryolu.com/gurbet-kuslari-2015/

