EDEBİYAT 

ŞEHİRLERİN VE TARİHİN GÖLGESİNDE ŞİİRLER YAZAN ADAM: KONSTANTINOS KAVAFIS

Edebiyat tarihinin bazı isimleri vardır; hayatlarıyla değil, yaşamlarının yankılarıyla konuşurlar. Konstantinos Kavafis de onlardan biridir. Şiirleri, yazıldığı anda değil, okunduğu anda başlar. Sanki her dize, okuyanın zihninde yeniden kurulur. Bu yüzden Kavafis’in okurları yalnızca bir şiir okumazlar, onun kurduğu sessiz dünyaya yavaşça dâhil olurlar. Kavafis’in şiirlerindeki “yerinden edilmişlik” duygusu, doğrudan kendi hayatının içinden gelir. 1863’te İskenderiye’de doğduğunda ailesi, ticaretle uğraşan, varlıklı bir aileydi. Ancak babasının erken ölümüyle bu düzen çöktü. Aile, ekonomik nedenlerle İngiltere’ye taşındı; genç Kavafis burada yabancı bir dilin ve kültürün içinde büyüdü. Ardından babasının köklerinin bulunduğu İstanbul…

Devamını Oku
EDEBİYAT 

KÖRLEŞEN ZİHİNLER ÇAĞINDA BİR ROMAN

“Körleşme” romanı, Avusturyalı yazar Elias Canetti (1905–1994) tarafından yazılmıştır. Eser ilk olarak 1935 yılında Viyana’da Die Blendung adıyla yayınlanmış; 1947’de İngiltere’de Auto-da-Fé, 1981’de ise Türkiye’de Körleşme adıyla okurla buluşmuştur. Payel Yayınları tarafından yayınlanan eser, daha sonra farklı baskılarla da okuyucuya ulaşmıştır. Kitabı okudum. Göz rahatsızlıklarım nedeniyle okuma sürecim uzadı; ancak okumadığım zamanlarda bile okuduklarımı katman katman düşündüm. Bu düşünce ağıyla, kitabı bitirir bitirmez yazmaya başlıyorum. Okuduğum baskı, Sel Yayıncılık tarafından 2025 yılında 17. baskı olarak yayınlanmıştır. Türkçeye Ahmet Cemal tarafından çevrilen eser 565 sayfadır. 20. yüzyılın en büyük romanları arasında…

Devamını Oku
EDEBİYAT 

ROMAN YAZMAK KORKUNUN ÖTESİNDE BİR ŞEY

Roman yazmak korkunun ötesinde bir şey… Öncelikle hangi konu hakkında yazacağını düşünmek sadece aylar değil, yıllar alabiliyor. Zamanının ne zaman geleceği size bağlı olmadığı gibi, hangi konu hakkında yazacağınıza da siz karar veremezsiniz. O herhangi bir olayın veya kişinin üzerinizdeki etkisinden ya da tamamen başka bir şeyden aniden ortaya çıkar. Doğumu o kadar tuhaf ki… Belki de bir insanın doğumundan daha tuhaf, daha gizemli, daha esrarengiz… İnsanın doğumu belli kurallara bağlıdır ama roman yazmanın herhangi bir kuralı ya da disiplini yoktur. Doğumu bu kadar tuhaf olan bir şey nasıl yazılır?…

Devamını Oku
EDEBİYAT 

İSYANCI DİZELERİYLE ÖZGÜRLÜĞÜN OZANLARI

“Bir yarım umuttur elimizde kalan,/ Göğüslemek için karanlık yarınları. // Ama yine de umudumuz kalabalık.” [1] Kanımca isyancı dizeler, yaşamın ne olduğuna itiraz etmenin yanında, nasıl olması gerektiğinin yanıtıdır. Onlar, sadece bir ayna değil, toplumsal gelişimi, dönüşümü, gerileyişi, ilerleyişi, aksaklıkları mücadeleye yansıtmaktır. Yaşananları ve olması gerekeni, toplumsal gerçekliğinden soyutlamadan gündemimize taşırlar. Ki bunun içinde doğurma, çoğaltma, yaratma, yani isyan eylemidir. Paul Eluard’ın “Şiir bir eylem olanağı, ilerleme olanağı olmalıdır, çünkü şiir bütün pencerelerde, bütün ufuklarda şarkı söyler, yalana karşı gerçekliğin ve örnekliğin şarkısını söyler,” [2] tarifindeki üzere, yaşama dair ne…

Devamını Oku
EDEBİYAT 

RUHUN EN KARANLIK SAATİ: “SABAHIN ÜÇÜ”NÜ OKURKEN

Kitaplar çoğu zaman gelir, yanağımızı okşar. Derler ki: “Yalnız değilsin.” Yaşadığımız bir deneyimi, içinden çıkamadığımız bir duyguyu ya da ilişkilerimizde kördüğüm olmuş bir noktayı çözemediğimizde okuduklarımız bize bu mesajı verir. “Benim gibi hisseden birileri de olmuş demek ki” deriz. Nefesimizi sanki biraz daha rahat alırız. Bazen de yaşamadığım bir şeyin duygusunu ve “O da yalnız değildir” mesajını alabildiğim kitaplar olur. Annem ve babam evliliklerinin kırk sekizinci yılındalar. Hatta bugün evlilik yıldönümleri… İlginç bir tesadüf… “Sabahın Üçü”, boşanmış bir çiftin oğlu olan Antonio tarafından okura anlatılıyor. Anne ve babasının ayrılığından sonra…

Devamını Oku
EDEBİYAT 

ŞERMİN YAŞAR’IN “DELİ TARLA”SI ÜZERİNE DÜŞÜNCELER

Modern edebiyatta kısa ve yoğun bir anlatımla metin oluşturarak hikâyeler yazmak kolay iş olmasa gerek. Özellikle edebiyatımızda isimlerini saymakla bitiremeyeceğimiz 1950 Kuşağı öykücülerimizin öncülük ettiği doygun bir edebi dönemden bahsedebiliriz. Son yıllarda ise önce yazdığı çocuk kitaplarıyla, daha sonra da hikâyeleriyle adından sıkça bahsettiren, çok yönlü çalışmalarıyla edebiyattaki yerini sağlamlaştıran Şermin Yaşar’dan bahis açmamız gerektiğini düşünüyorum. Şermin Yaşar’ın hikâyelerinde göze çarpan en belirgin özelliği iç’i, yani ev hallerini mizahi/ironik bir dille anlatmasıdır. Burada akla hemen Behçet Necatigil’in geldiğini ve kendisinin de evin hallerini şiirlerinde sıkça işlediğini söyleyebilirim. Buradaki iç’ten kasıt…

Devamını Oku
EDEBİYAT 

DÜNDEN BUGÜNE ÖYKÜYE VE ÖYKÜCÜLERİMİZE EDEBİ BİR BAKIŞ

Öyküler, upuzun bir hikâyenin kısacık anlatılırken ayrıntılarda gizli yaşamın yansımasını farklı tekniklerle yapar. Bu teknikler her yazar için bambaşka bir serüveni oluşturur. Bu bağlamda öykünün dünya tarihinde yeni bir tür oluşu sebebiyle de cumhuriyetin edebiyat tarihinde denenmesi, anlamlandırılması ve oluşması aşaması sürekli değişkenlik gösterir. Sonuç olarak her yazar kendi üslubuyla yeni tarzlarda öyküyü oluşturmaya çalışmışlardır. Yazar ve öykü incelemeleri tek tek yapılsa da genel olarak incelenmesi gerektiğini düşündüğüm için öykü gününe özel böyle bir yazı ile katkı sunmak istedim. Ancak bunu yine öyküler ve öykücü yazarlarımız üzerinden onları da hatırlatarak…

Devamını Oku
EDEBİYAT 

SEVGİNİN YANLIŞ DİLİNDE KAYBOLMAK: “IZA’NIN ŞARKISI” ÜZERİNE

‘Iza’nın Şarkısı’, Macar yazar Magda Szabo’nun anne-kız ilişkisini acı bir gerçeklikle anlattığı romanıdır. Hikâye, emekli avukat Vincze’nin ölümüyle açılır. Köyde yıllarca aynı ritmin içinde yaşayan eşi Etelka, kocasının vefatının ardından modern şehir düzenine alışmış doktor kızı Iza’nın yanına taşınmak zorunda kalır. Etelka’nın bildiği tüm alışkanlıkların, rutinlerin, yaşam ritminin bir anda altüst olması romanın bütün sesini belirleyen temel kırılmadır. Bu kırılmanın altında ise hem Iza’nın hem Etelka’nın sevgi dillerinin tamamen farklı oluşu yatar. Iza’nın kendi yetişme biçiminde gördüğü sevgi, düzensiz duygusallık ve ağır fedakârlık görüntülü bir düzendir; bu yüzden o sevgiye…

Devamını Oku
EDEBİYAT 

TANRIM, BENİ NEDEN TERK ETTİN? – “FRANKENSTEIN”

“Saat üçe doğru İsa yüksek sesle, eli eli lema şevaktani? Yani, tanrım beni neden terk ettin, diye bağırdı.” – Matta 27:46-52 Hepimiz kalın duvarların, gittiğimiz her yere beraberimizde götürdüğümüz demir parmaklıkların ardında yaşıyoruz. Zarar görmemek, ruhen ve kalben incinmemek adına insanlardan köşe bucak kaçıyor, çoğu zaman da kendimizi kendi yalnızlığımızın içine hapsediyoruz ama kalbimizin en derinlerinden gelen, duymaya hasret kaldığımız o cümleyi “Senin sevgiye ihtiyacın var, gerçek ve koruyucu bir sevgiye” cümlesini bir an önce işitmek istiyoruz. İşte, bunu işittiğimiz anda da açılmaya başlıyor tüm parmaklıklar ve yıkılıyor en güçlü,…

Devamını Oku
DOSYA EDEBİYAT HABER 

BU KEZ SÖZ ÖYKÜNÜN

Yirmi yılı aşkın süredir “Söz uçar, yazı kalır” diyerek kültür, edebiyat ve düşün dünyasının özgün nabzını tutan Son Baskı, yeni bir edebiyat dosyasıyla okurlarının karşısına çıkıyor. Daha önce “21 Mart Dünya Şiir Günü” ve “Modern Türk Edebiyatında Erkeklik Algısı” dosyalarıyla dikkat çeken, “Pınar Kür” dosyasının da hazırlıklarını sürdüren platform, bu kez “14 Şubat Dünya Öykü Günü” için kapsamlı bir dosya hazırladığını duyurdu. Dünya genelinde öykü sanatının kutlandığı 14 Şubat’ın ruhuna uygun olarak hazırlanan bu dosyada hem öykü türüne dair eleştirel, tematik ve değerlendirme yazıları hem de özgün öykü metinleri kabul…

Devamını Oku
Hitbet
betgaranti
betnano
betnano
betnano
kolaybet
betgaranti
betpark
kolaybet
betpark
hitbet
casibom
betnano
betnano
betnano
betpark
betpark
kolaybet
betpark
betpark
betgaranti
betgaranti
betnano
betnano
betnano
betnano
casibom
casibom
casibom giriş
casibom
betnano
betnano
betpark
betpark
kolaybet
kolaybet
vaycasino
betnano
betnano
betnano
holiganbet
holiganbet
bettilt
bettilt
harbiwin
harbiwin