ÇUKUROVA: KENT, KÜLTÜR, BELLEK 

AYLA KUTLU’NUN ‘ASİ… ASİ’ ROMANINDA HATAY TARİHİ VE MİTOLOJİK UNSURLAR


Ne tuhaf aileyiz, Asi… Bizler toprakta doğan senin çocuklarınız. Hem güçsüzüz hem görkemli.” (Kutlu, 2010, s.140)

Ayla Kutlu, Türkiye haritasının güney ucunda, yeni kurulmuş cumhuriyete sonradan katıldığını hatırlatır gibi çıkıntı oluşturan kadim kent Hatay’da doğmuş bir yazardır. Eserlerinde doğduğu şehre hem bir mekân hem bir kişi olarak yer vermiştir. Kitaplarında Hatay’dan bahsetmemeyi bir eksiklik olarak gördüğü için roman ve hikâyelerinde –özelikle Antakya, İskenderun başta olmak üzere– Hatay’a ait tarihi, coğrafi, kültürel birçok unsura yer vermiştir. Romanda geçen, “İnsanlar doğdukları şehirlerin yapraklarıdır. İlk onlara bakılarak anlaşılır şehirlerin kimliği.” (Kutlu, 2010, s.77) ifadesi Ayla Kutlu’nun doğduğu şehirle kendi kimliği arasındaki güçlü bağın bir kanıtıdır.

Asi… Asi’ romanı, adından da anlaşılacağı üzere, olay örgüsü Asi Nehri’nin etrafında şekillenen bir roman olup Antakyalı bir ailenin dört kuşak üzerinden hikâyesini konu edinmektedir. Adının tekrar eden iki Asi oluşu ise kelimenin her iki anlamının da kullanılmasından gelmektedir. Biri Antakya’nın önemli bir simgesi olan Asi Nehri; diğeri de isyankâr anlamına gelen ‘asi’ sözcüğüdür.

Ayla Kutlu, kitabın başına Asiyel ailesinin soy ağacını ve karakterlerin birbirleri ile olan ilişkilerini gösteren bir tablo eklemiştir. Daha ilk sayfadan Ömer Azmi Bey’in yapacağı evlilikleri ve hangi evlilikten kimlerin doğacağını biliriz.

Romandan edindiğimiz bilgilere göre Ömer Azmi Bey, 1880 Erzurum doğumludur. 1891’de Erzurum’dan katır sırtında ayrılmıştır. Ağustos 1915’te sağ ayağını kaybettiği çatışmaya girmiştir. 34 yaşındaki bir asker için sarsıcı olan bu olaylar zinciri onun hayatının farklı yöne evrileceğinin sinyallerini verir bize. Tedavi gördükten sonra 1916’da devletin ona tahsis ettiği Sinanlı köyündeki evine taşınır. Askerken görev peşinde koşan Ömer Azmi Bey artık yerleşik bir düzene geçmiştir. İklimini, coğrafyasını beğendiği Antakya’dan hiç ayrılmayarak burada kök salmıştır. Asi Nehri’nin üzerinde durup vadiden esen yeli hissederek Asiyel soyadını almıştır. Antakya eşrafından olan Eşref Kadın ile evlenir. Eşref Kadın babadan kalma mülklere sahip, hiç evlenmemiş ve o döneme göre yaşı geçmekte olan bir hanımdır. Bu evlilikle beraber olaylar Asi Nehri’ne yakın Eşref Kadın konağının etrafında şekillenmiştir. Kuşaklar boyu bu ailenin fertlerinin hikâyelerini Hatay’a özgü tarihsel ve mitolojik anlatılar eşliğinde okuruz.

Roman, Ermeni olaylarıyla hayatı şekillenen Osmanlı subayı Yüzbaşı Ömer Azmi’nin Suriye Vilayeti kazasından Antakiyye’deki Tedip birliğine katılmasıyla başlar. Antakiyye’den önceki görev yeri Zeytun’dur. Zeytun’da da –Antakya gibi– Ermeni isyanlarında asker olarak görev almıştır. Zeytun, Maraş’tadır. Ömer Azmi, doğduğu ve on yaşına kadar kaldığı Erzurum’dan katır sırtında bir sandığın içinde kardeşiyle beraber kaçmıştır. Ermeniler ondan annesini almışlardır. Yetim ve öksüz kaldıktan sonra Osmanlı himayesinde bir asker olarak yetişmiştir. Önce Erzurum, sonra Maraş ve son olarak Antakya Ömer Azmi’nin Ermeni olaylarının ortasında kalmasına zemin hazırlayan yerlerdir.

Antakya’ya geldikten sonra karmaşık bir ruh hali içindedir. Doğanın güzelliğinden etkilenir. Savaşı bu coğrafyaya hiç yakıştıramamaktadır. Hem bu toprakların insanına üzüldüğüne tanık oluruz hem de kalbinde nefret barındırdığına. “Öyle kötü bir durum ki hangi taraf kazansa, içinin kederle ezileceğini biliyor Ömer Azmi Efendi. Zaman zaman içinden isyan yükseliyor: !Böyle bir kafa ve yürek verecektin madem, bu karmaşık düşmanlıkların ortasına sürmeseydin ey kader. Sürecektin, bari askerlikten başka şey yapma fırsatını tanısaydın!’ Bu adamların yaşama çabasına saygı duymamak elinden gelmiyor. Asker olarak emirlere karşı çıkılmasına tahammül edemiyor. Tek taraflı düşünebilmenin rahatlığını nasıl da özlüyor. Adil olmamanın kendisini ne kadar iyi bir asker yapacağını da biliyor. Ama işte…” (Kutlu, 2010, s.14) Ayla Kutlu’nun anti-militarist görüşünün yansıması olan bu satırlardan sonra roman ilerledikçe Ömer Azmi’nin ruh hali de değişmiştir.

Musa Dağ’da mevzilenen Ermenilerle girdiği bir çatışma sonrasında sağ bacağını kaybetmesi ve Fransızların Hatay’ı işgal etmesi onda bir içe kapanma hali yaratmıştır. Ermeniler hem annesini hem de sağ bacağını almışlardı ondan ve hayattaki tek ait olduğu yer olan asker ocağından da ayrılmak zorunda kalmıştır. “Fransızlarla iş yapmıyordu. Onları görmüyordu. Her işlerini havale ettikleri Ermenileri de. Müslüman halk artık sürekli didişme halindeydi Ermenilerle. Bir zamanlar millet-i sadıka dendiğini Ömer Azmi de bilirdi ya, hayatının hiçbir evresinde dostluğa tanık olmamıştı. Üstelik artık yüzünü unuttuğu, yalnızca tek boyutlu bir hayal gibi aklına düşen annesini ev basıp sürükleyerek götüren eşkıya onlardı. Onun bildiği yalnızca nefretti. Bütün çabasına karşılık, nefret ağır basıyordu artık. Millet-i sadıkalık onlar için de çok eskide kalmıştı demek.” (Kutlu, 2010, s.35) Bu satırlardan da anladığımız kadarıyla empati ile başlayan içsel konuşmalar zamanla nefret söylemlerine dönüşmüştür. Milet-i sadıka, yani sadık millet ünvanı Ermenilere sadakatlerine binaen verilmiştir. Sadık millet olarak nitelendirilen bir halkla, aynı toprağın insanı bir diğer halkın kavgası iç ve dış bir mesele olarak günümüze kadar sirayet etmiştir. Fakat romanın ilerleyen sayfalarında Ermeni gençle yaşadığı ilişkiden hamile kalan Rum kızı Anjel, sütanne olarak geldiği Eşref Kadın konağında ömür boyu yaşamıştır. Kızı Delfina da ailenin bir üyesi olarak yine ömrünün sonuna dek Asiyel ailesinin bir ferdi olarak aralarında varlığını sürdürmüştür. Ayla Kutlu halkların birbiriyle iyi anlaşmasının, beraber yaşamalarının mümkün olduğunu romanda kanıtlar nitelikte yaşamları bize sunmuştur. Bestami Ağa’nın sırdaşı Muharrem Ağa da Arap Alevidir. Oğlu Semir de ailenin güvendiği bir insandır. MüslümanHıristiyanYahudi, AleviSünni, TürkArapErmeni hepsinin yaşamlarının iç içe anlatılması, bu huzur ortamının sağlanabilmesi için Antakya’nın uygun bir coğrafya olduğunu kanıtlar niteliktedir. “Çok katmanlı bir dünyanın anlamını değil ama atmosferini yaşatır bu şehir.” (Kutlu, 2010, s.98)

Ömer Azmi Bey’in Eşref Kadın’dan doğma iki oğlu olur. Bu çocuklardan büyüğüne Bestami, küçüğüne ise Beyazıt adı verilir. Beyazıt-ı Bestami isminin iki çocukla tamamlanması amaçlanarak bu isimler verilir. Beyazıt-ı Bestami, İran’ın Bistam kasabasında doğmuş 8. ve 9. yüzyıllarda yaşadığı rivayet edilen bir sufidir. Hatay için –özelikle Kırıkhan halkı için– önemli bir şahsiyettir.

Ermeni olaylarından sonra Ayla Kutlu, Hatay’ın Fransızlar tarafından işgaline, işgalin halk nazarındaki karşılığına, Hatay’ın tek başına bir cumhuriyet oluşuna ve anavatana katılma isteğine de romanında yer vermiştir. Ailenin büyük oğlu Bestami’nin ergenliğine denk gelen bu olaylar, onun kişiliğinin gelişimi hakkında da bize ipuçları vermektedir. Askerden malulen emekli olan Ömer Azmi Bey’in kendisinden otuz beş yaş küçük ikinci eşi Ganime’den başka kimseyi gözü görmezken Bestami büyüyüp gözü kara bir delikanlı olmuştur. “Okullar açıldı. Cumhuriyetin onuncu yılı kutlamalarına bir buçuk ay kadar bir zaman kalmıştı. Bayraklar gelmişti Türkiye’den. Plaklar gelmişti. Onuncu yıl kutlamaları bir ışığın yansıması gibi yansıyordu bu köhne, kırgın, eski ve kapalı şehrin küçük dünyasına. Bir şeyler patlayacaktı. Belliydi: Araplar da Türkler de Fransızlar da ipleri geriyordu. Sancak halkı için, ya herru ya merru günleriydi. Türkiye’den getirilip dağıtılan kitaplardan okuma kitabındaki Atatürk’ün fotoğrafının da bulunduğu ilk yedi sayfa Fransız yönetimince yırtıldıktan sonra öğrencilere dağıtılmıştı. Olaylar ilk bu yüzden patlak verdi. Kıyamet koptuğunda, bağırıp çağıran kalabalığın içinde malul Yüzbaşı Ömer Azmi’nin on bir yaşındaki oğlu Bestami de vardı. Bir gece nezarette kaldı. O bir gece Bestami’nin hayatını değiştirdi.” (Kutlu, 2010, s.49) Bestami’nin kendini Kemalci olarak tanımlayıp küçük yaşlarda içinde bulunduğu siyasal ortamda bir şeyler yapmak için gösterdiği bu cesur tavırlar yirmisine gelmeden kendi doğrularına göre yaşamasına, babasından ve kardeşi Beyazıt’tan farklı bir kişilik geliştirmesine zemin hazırlamıştır. Ömer Azmi ile oğlu Bestami eski ile yeninin, Osmanlı ile yeni Cumhuriyet’in bir nevi yansıması gibidir. Bir ayağı olmayan Ömer Azmi’yi Antakya eşrafı, Eşref Kadın ile evli olmasına rağmen, arasına kabul etmemiştir. Görünürde reis o olsa da aileyi yöneten Eşref Kadın’dır. O bir bacağı olmayan, sağlıklı kararlar alamayan, Ganime’ye karşı zaaflarından başka bir durumu önemsemeyen biri olarak resmedilmiştir. Bestami ise cesur, dinamik, güçlü ve kararlı bir karakterdir. Daha küçük yaşlarda Antakya eşrafı içerisinde kendine yer edinmiş, güvenilir biri olarak tanınmıştır. Beyazıt ise annesinin gözünde kaymakam olmaya yaraşacak bir şahsiyettir. O yeninin devamıdır. Mücadeleler bittikten sonra devrimleri yaşatacak olandır. Ailenin devamı da Beyazıt’ın çocuklarıyla devam eder. Bestami Ağa bile isteye çocuk sahibi olmamıştır.

Hatay; Adana ve Mersin gibi civarındaki kentlerle kültürel, sosyal birçok ortak noktası olan bir şehirdir. Ayla Kutlu da bu benzerliğe romanda yer vermiştir. Çukurova’ya karşılık Amik Ovası, Çukurova ağalarına karşılık Amik’in ağaları benzetmesini yapmıştır. Fakat benzer kültürler, benzer yaşayış ve düşünüş tarzları geliştirseler de Hatay’ın özgün bir yapısı vardır. Dil, din, inanç, ırk gibi birçok farklı sosyolojik unsuru içinde barındırması ve bütün bu farklılıklarla halkın barış ve huzur içinde yüzlerce yıldır beraber yaşıyor olması Hatay’a özgün bir doku katmıştır. Romanda doğunun kraliçesi olarak görülen Antakya’ya dişil özellikler atfedilmiştir. “Antakıyye denilen, akşam alacasına saklı şehri, hayatına hiç dişi girmemiş bu yalnız subayın keşfettiği ilk dişi kimliğiyle ve tutkuyla bir anda seviverdiğini hissetti…” (Kutlu,2010, s.10) “Burası eski ruhu yıpratmadan kendinde yaşatabilen bir şehir oldu her zaman.” (Kutlu, 2010, s.185) Kadının birleştiren, bütünleştiren, cezbeden, doğurgan ve bereketli özellikleri Antakya’ya yüklenmiştir.

Ayla Kutlu, Antakyalı bir ailenin nesiller boyu yaşamlarından kesitler verirken onları yaşadıkları coğrafyaya göre şekillendirmekle kalmamış ayrıca o coğrafyayı da canlı birer unsur olarak olay örgüsüne dâhil etmiştir. Doğduğu topraklara karşı duyduğu hislere romanın arka planında değil; karakterlerinin arasında, gözler önünde yer vermiştir. Asi Nehri bu bağlama örnek olarak gösterilebilir. Kahramanların, yer yer Asi ile konuştuğuna tanık oluruz. Asi, eski adıyla Orontes, yani doğudan gelen, hem yeni hem antik çağlardaki adıyla, hem cılız hem gür aktığı zamanlarla romanın en göz önündeki figürlerindendir. Nasıl ışık doğudan yükseliyorsa, dünyanın önce doğusu aydınlanıyorsa doğudan gelen bu nehir de geçtiği yerlere bereket götürmektedir. Asi aslında Antakya’yı oluşturan temel unsurdur. Sema Özher Koç, romanda geçen, mitik söylemin yatay sembollerini ortaya koyarken dişil imgelerin varlığını göz önünde bulundurmaktadır. “Yatay yayılım varlığın uzamsal açılımıyla da örtüşür ki bu açılımın dişil imgeler kullanmak suretiyle mümkün olduğu söylenebilir. ‘Asi… Asi’de su, toprak, kadın ve kent imgeleri etrafında yoğunlaşan yatay yayılım, aynı zamanda Cambell’in belirlediği mitolojinin ikinci işlevi olan kozmolojik yönelime hizmet eder.” (Özher Koç, Sema. 2019) Buradan anladığımız kadarıyla su, toprak, kadın ve kent imgeleri mitik söylemin içinde dişil olarak nitelendirilir. Kaynağını doğudan alan Asi ve meydana getirdiği doğunun kraliçesi olarak nitelendirilen Antakya şehri buna örnek olarak gösterilebilir.

Asi nasıl büyüten, geliştiren, bereket getiren olarak resmedilmişse koruyan olarak da Habib-ül Neccar Dağı benzer şekilde resmedilmiştir. Sema Özher Koç’a göre dağ imgesi eril tarafı temsil eder. “Habil-ül Neccar’ın kıssası Antakya halkı için önemlidir. Hıristiyanlığın ilk zamanlarında Antakya’ya gelen İsa’nın havarileri Yuhanna ve Pavlos marangozluk yapan Habib-ül Neccar ile karşılaşırlar. Onun hasta oğlunu iyileştirirler. Habib-ül Neccar havarilere inanır ve onların öğretilerini savunur. Bunun üzerine tepki gösterenler tarafından kafası kesilerek dağdan aşağı bırakılır. Aynı hikâyenin İslam için olan versiyonu da mevcuttur. Her iki hikâyede de ortak olan mevzu Antakya’da, Allah’a ilk inananın Habib-ül Neccar olmasıdır. Onun değerinin buradan geldiği vurgulanır. Her inançta kendisi mukaddes olarak nitelendirilir. ‘Habib-ül Neccar karşısında. Gölgeler içinde öyle heybetli. Bu dağın ortalarında bir yerde, iyi kalpli, havarilere ilk inananlardan bir yol gösterici olan Marangozlar’ın sevgilisinin haksız yere kesilen başı ta aşağılara kadar yuvarlanmış… Durduğu yerde, şimdi camisi yükseliyor. Türbesine merdivenle iniliyor. Bestami Ağa doğunun kraliçesi olan şehrin dayandığı bu dağa benzer. Hem sert hem koruyucu…” (Kutlu, 2010, s.175)

Ayla Kutlu, Antakya halk hikâyelerini, tarihçesini, etnik çeşitliliğini, yaşayış ve düşünüş şekillerini roman karakterlerinin arasında dinamik bir hale getirip çok yönlü bir anlatı sunmuştur. Mitolojiyi de bu anlatı zenginliğine dâhil etmiştir. Roman karakteri ile mitolojik unsurlar aynı anda yaşamakta, iç içe geçmekte ve bu durum okurda iki karakteri de zihninde canlandırarak kesişim kümesi yaratma çabası meydana getirmektedir. Sözgelimi Verda’nın, kızına saplantılı bir ilgisi olan Sinan ile dans ettiği bölümde, Sinan onu yaşlı Artemis olarak tanımlamıştır. Mitolojide Apollon’un ikizi olan Artemis, vahşi doğa ve avcılık özelliğiyle bilinir. Verda, kızına zarar verme ihtimaline karşılık Sinan’a gözdağı verdikten sonra, Sinan ona böyle bir yakıştırmada bulunmuştur.

O insansız ama florayı var eden derin yatağındaki suskun nehir, Verda’ya doğru akıyor. Şehirdeki akışının arıklamışlığı, rengindeki içe dokunan solgunluk, tam köprübaşında unutulmuş bir tanrıçanın suretine dönüşüyor. Talih tanrıçası Fortuna… Buradaki adıyla Tyke… Tyke Verda’ydı. Şehrin yaslandığı çıplak dağı temsil eden bedeni, başına taç olan kalesi, ayaklarının altında, onu taşıyan Orontes’in (doğudan gelen ırmak) güçlü omuzları, ellerindeki bereketiyle… Şehre şans getiren tanrıça, çocuk için, o teyzeden başkası olarak canlanamazdı.” (Kutlu, 2010, s.414)  Yeğeni Armağan’ın gözünde ise Verda talih tanrıçası Fortuna’dır. Kızına yönelmeye hazır bir tehdidi fark ettiğinde avcı Artemis olan Verda, geçmişin sırlarını çözmeye çalışırken aile fertlerinin kaderlerine de dokunacak olan talih tanrıçası Fortuna olmuştur. Tyke, Antakya için önemli bir figürdür. Yunan mitolojisinde Tyke, Roma mitolojisindeki adıyla Fortuna insanlara şans ve talih getirmenin yanında kötü şans ve kötü olayları da getiren tanrıçadır. Romanın çeşitli yerlerinde kahramanlardan bağımsız olarak kader yazarken ondan bahsedilmiştir. “Talih perisi Fortuna, Asi’nin kıyısında birinin kaderini yazıyor. Her an olduğu gibi birçok kader yazıyor da… Bu kader üçlü çengele takılı… Şu an Fortuna bile ikisini biliyor, biri daha sonra. Ama iki zaman içinde… Burası kesin.” (Kutlu,2010, s.514)

Romanda Tyke’nin yanı sıra Moiralar da yazgıyı işleyen bir semboldür. Moiralar, her ölümlünün doğumdan ölüme yaşam ipliğini kontrol ederler. Beyazıt Asiyel’in öldüğü an: “Moiralar bir ömrün daha ipliğini kesmişlerdir.” (Kutlu,2010, s.112) ifadesi, onların romanın içinde canlı ve dinamik bir roman kahramanı gibi yer aldıklarını bize gösterir. Bu ifadelerden yola çıkarak Moiralar ve Tyke’nin herhangi bir roman kahramanıyla özdeşleştirilmeden de hikâyenin içinde var olduğunu, mitolojide taşıdığı anlamı romanda da gösterdiğini görürüz. Kendileri de romanın birer kahramanıdır ve onlar olmadan hikâye etkisini kaybedecek gibidir.

Harbiye’de hâlâ anlatılagelen Apollon’un Dafne’ye duyduğu saplantılı aşkın hikâyesine de romanda yer verilmiştir. Bu aşkın bir benzerini de Ömer Azmi Bey’in kendisinden otuz beş yaş küçük Ganime’yi evliliğe zorladığı ilişkide de görürüz. Dafne nasıl Apollon’dan kurtulmak için kendini çamura bulamışsa Ganime de Ömer Azmi Bey’den kurtulmak için ahırın içine kendini kilitlemiştir. İkisi de eril tahakküme karşı direnç gösteren birer figürdür. Dafne kurtuluşu kadın olmaktan vazgeçerek ve bir ağaca dönüşerek bulmuştur. Ganime ise annesinden başka kimseden destek görememiş, kardeşlerini başka ailelere satmakla tehdit eden babasına, amcasına ve onu her şeyden çok isteyen Ömer Azmi Bey’e boyun eğmek zorunda kalmıştır. Ataerkil yapının kurbanı olan Ganime, kocasının büyük oğlu Bestami’ye âşık olur. Dul kaldıktan sonra onun hayatında kendine yer edinebilmeyi hırs edinir. Ömer Azmi Bey’in Ganime’ye sahip olma saplantısı, ailenin bir nevi laneti olur. Ailede kimse evliliğinde ve ilişkilerinde mutluluğu bulamamıştır. Birbirine âşık Göksu ve Beyazıt çifti iki evladını toprağın altına koymuşlardır. Onların da mutsuzluğu erken gelen ölümler yüzünden olmuştur. Altınyaz’ın ölümü aile içinde gizemli bir sorun olarak kalmıştır. İstediği gibi bir evlilik yapmasına rağmen Nevnur oğlu Armağan’ı doğururken genç yaşta ölmüştür. Zoraki ve mutsuz evlilikleri, aile sırları ve çok katmanlı yapısıyla ‘Asi…Asi’ birçok bakımdan Yunan trajedileriyle benzerlik taşımaktadır. 

Hadrianus’tan Hızır ve Musa’ya; Orpheus ve Euridice’den Büyük İskender’e, Kleopatra’dan Namık Kemal’e tarihi ve mitolojik birçok olay, olgu ve kişiye ‘Asi… Asi’ romanında yer veren Ayla Kutlu, antik bir şehrin içinden insan manzaraları yaratmakla kalmamış, çerçeveye şehrin tarihini, mitolojisini, halk hikâyelerini, coğrafyasını, inanışlarını da eklemiştir. Antakyalıların bu hikâyelerle iç içe nasıl yaşadığını bize göstermiştir.

KAYNAKÇA:

– Kutlu, Ayla (2010), Asi… Asi, Ankara: Bilgi Yayınevi

– Özher Koç, S. (2019). AYLA KUTLU’NUN “ASİ… ASİ” ADLI ROMANINDA MİTİK SÖYLEM-I: YATAY BOYUTUN SEMBOLLERİ. Sosyal Bilimler Dergisi 6 (42), 114-127.

– Özher Koç, S. (2023). AYLA KUTLU’NUN “ASİ… ASİ” ADLI ROMANINDA MİTİK SÖYLEM-II: DİKEY BOYUTUN SEMBOLLERİ. Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 20 (52), 172-187.

Paylaş:

Benzer yazılar

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
bets10
bets10
betpark
betgaranti
bets10
bets10
bets10
kolaybet
betpark
Vdcasino
vdcasino
alobet
betnano
meritking
alobet
hitbet
hitbet
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
alobet
alobet
hititbet
vdcasino
enjoybet
enjoybet
alobet
hitbet
betpark
betpark
betpark
betpark
alobet
hititbet
alobet
hititbet
grandpashabet
grandpashabet
enjoybet
enjoybet
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
hitbet
betplay
betplay
vdcasino giriş
vdcasino
hititbet
vdcasino
grandpashabet
vdcasino
grandpashabet
vdcasino
vdcasino
betpark
grandpashabet
grandpashabet
vdcasino
vdcasino
vdcasino
hititbet giriş
hititbet giriş
vdcasino
vdcasino
vdcasino giriş
betpark
bettilt
bettilt
vdcasino
jojobet
bettilt
imajbet
imajbet
katlabet
katlabet
imajbet
betpark
betpark
betnano
vdcasino
bettilt
grandpashabet giriş
grandpashabet
hititbet
imajbet
imajbet
norabahis
norabahis
hititbet
hititbet
vaycasino
vaycasino
holiganbet
holiganbet
betturkey
betturkey
betturkey
betturkey
bettilt
bettilt
hititbet
betturkey
imajbet
vdcasino
vdcasino
betturkey
norabahis