“ÖĞRENME UĞRAŞI” VE CEVAT ÇAPAN’LA BİR GÜZEL YAZ

-ADANA-
Yaz mevsiminin gelişiyle birlikte yeni bir dönemece adım atma zamanım geldi yine!
Mevsimin enerjisi ve sıcaklığı, insan hayatında taze adımlar atmak için harika bir motivasyon kaynağı oluyor.
Bu dönemeçte heyecanlı hissediyor insan kendini. Ben de öyleyim. Heyecanlıyım. Çanakkale’ye gidiyorum.
Uzun yol!
Yükümü aldım ve yola çıktım. Yol uzun.
Özlemişim.
Yıllar önce tanıştığım manzaralar, içlerinde bambaşka hikâyeler barındıran köyler, sakin kasabalar, şehirler, bazen beni alıp uzaklara götüren geçmiş anılar, içinden geçtiğimiz hayatlar, yol kenarında taze meyve-sebze satan Anadolu köylüleri.
Bir başka özlemim de hayatın akışında her şeye dışarıdan bir gözle bakmak. Günlük sorumlulukların, rollerin ve beklentilerin dışına çıktığınızda hissettiğiniz o eşsiz özgürlük duygusunu hissetmek. Hayatın yoğun koşturmacasında yapamadıklarım.
Bu anlarda ne geçmişin yükü ne de geleceğin kaygısı var üzerimde! Sadece ‘an’ın ve ‘an’da var olmanın hafifliği var üzerimde.
Anadolu köylüsü, ekolojik dengeyi koruyan, sürdürülebilir ve doğayla uyumlu bir yaşamı benimseyen insanlar. Bu insanlar, geçimlerini sağlarken ekosisteme zarar vermek yerine onu beslemeyi ve korumayı amaçlayan insanlar. Doğayı sömürmeden, onun döngülerine saygı duyarak kendileri için ailesi için üretirler. Bazen de yol kenarlarında satış yaparlar. İhtiyaçları için…
Sadece meyve almak değil amaç. Emeğin, doğallığın ve samimiyetin simgeleri olan Anadolu insanı ile iki kelam etmek, onları dinlemek, küçük de olsa katkı sağlamak onlara.
Her zaman bulunmuyor böyle içten doğal samimi insanlar! Akış içinde önemli özlemlerimden biri olmuştur.
Bin üç yüz kilometre böylece su gibi akıp gidiyor. Tıpkı hayat gibi…
Çanakkale’deyim.
Komşularım gelmiş. Cevat Çapan ve eşi Gönül Hanım… Işıkları yanıyor. Mutluyum. Geçen yaz sağlık nedeniyle gelemedikleri için telefon görüşmeleri dışında görüşememiştik.
Birkaç gün sonra ziyaretlerine gidiyorum. Uzun uzun konuşuyoruz. Sohbetlerimiz edebi derinliği yakalamaya başlıyor. Yoğun sağlık sorunları yazma rutinini hiç değiştirmemiş Cevat Hocamın. Yeni projelerini akan doğal sohbet ve kahve eşliğinde anlatıyor. Mutluyum. Çok şey öğreniyorum. Doksan üç yaşında ve içsel motivasyonu kocaman, iyi bir örnek. Duyduğum hayranlıkla ve iyi niyetimle kendisine maşallah diyorum.
Bazı insanlar sadece yaşamaz; hayatın ta kendisi olurlar. Attıkları her adım, sabrın ve emeğin sessiz bir manifestosudur. Cevat Hocam da benim için öyle.
Bana “Allah’ın kızı” seslenişleriyle samimiyetini ve dostluğunu derinden hissettiren Cevat Hocam, iyi ki varsınız.
Cevat Hocam, kısa bir süre masadan kalkıyor, kendi ev kütüphanesinden iki kitap getiriyor. 2025 yılında yayınlanan “Sürgünler Ayrılıklar” şiir kitabı ve 2026 yılında yayınlanan “Öğrenme Uğraşı” kitabını. Kapak sayfasını çeviriyor. Yeşil mürekkepli bir kalemiyle yavaş yavaş “Sevgili Salime Hanım’a en içten dileklerimle” ve “Salime Kaman’a sevgiyle, saygıyla, Haziran 2026” yazıyor, imzalıyor ve içten samimi gülümsemesiyle bana veriyor. Bu yaz okuyacağım ilk kitaplar olacağını ve okuduktan sonra tekrar gelip kitaplar ile ilgili düşüncelerimi kendisiyle paylaşacağımı söz vererek ayrılıyorum.
“Öğrenme Uğraşı” kitabını okuyorum. Okurunu yormadan, hap bilgiler sunan, akıcı, yalın ve sade bir dille, tiyatrodan sinemaya, şiirden müziğe değişik konularda konuşup yazdıklarını, bilimsel metinleri, antoloji ve gezi izlenimlerini, kitap özetlerini bir araya getirmiş yazar Cevat Çapan. Ben çok sevdim. Sizlerin de okumanızı çok isterim.
Cevat Çapan (18 Ocak 1933, Darıca) akademisyen, şair, yazar ve çevirmendir.
Cevat Çapan’ın “Öğrenme Uğraşı” kitabı, birinci baskı İstanbul-Mart 2026’da Yapı Kredi Yayınları tarafından yayınlanmıştır. Kitap 285 sayfadır. Kitabın kapak sayfasını ve kapak resmini inceliyorum.
Kapak sayfası resmi, içeriğin değerini ve kalitesini yansıtan en kritik görsel unsurdur. Kitabın ilk izlenimini belirler. Okuyucunun ürünle kurduğu ilk bağdır ve çok etkilidir. Eserin konusu ve kalitesi hakkında görsel bir özet sunar.
“Öğrenme Uğraşı” kapak görselinde; üç adet, dikey olarak tam ortadan ikiye bölünmüş daire formları vardır. Bunları görsel göstergebilimsel gözle baktığımda hem anlamsal hem de zamansal olarak şöyle ifade edebilirim.
Kapakta bulunan üç tane daire, tıpkı ay gibi. Ay’ın evreleri gibi… Gece ve gündüzün yer değiştirmesi veya mevsim geçişleri gibi. Zıtlıkların kusursuz bütünlüğü gibi…
Aynı daire içinde iki farklı renkte bir arada estetik ve anlamsal bir denge ve tamamlanma hissi oluşturan uyum içindeler ve denge oluşturmuşlar. Çok beğendim.
Renkler sıcak toprak- kahve, ten rengi-gülkurusu, gülkurusu-kahve ile bölünmüş. Renkler anlamsal olarak doğaya dönüşü, insani özü, sakinlik ve dinginliği ifade eder.
Kapaktaki bölünmüş üç adet daire sanki geçmiş, şimdi ve gelecek gibi üçlü döngüleri simgeleyen zamansal bir sürekliliği de ifade edebilir. Tıpkı Homeros’un kahramanları gibi… Homeros’un hem İlyada’sıyla hem Odysseia’sıyla hem de olağanüstü destanlardaki kahramanlarıyla. Çünkü oradaki kahramanlar sadece bu destanlarda karşımıza çıkmıyordu. Başka edebiyatçıların da vazgeçemedikleri kahramanlar olarak ele alınıyorlardı. Başka şiirlerde, başka destanlarda, başka oyunlarda gittikçe sanki dünyamızın bir parçası olmaya başlamışlardı. Sanki biz artık yirminci yüzyılda yaşamıyorduk da geçmişe doğru bir yolculuk yapıyorduk.
Bir yolculuğu anlatan bir destan Odysseia ve değişik zamanlarda, değişik yönlerde oradaki yolcuların yol aldığını görüyoruz.
Yazarımız Cevat Çapan, “Öğrenme Uğraşı” kitabını aşağıda sırasıyla yazdığım otuz bölüm başlıkları altında toplamıştır. Yazarın kitap önsözünde de belirttiği gibi yazıların bir bölümü etkinlik konuşmalarını, bir bölümü de değişik yayın organlarının 1965-2024 yılları arasında yayınladığı yazıları, diğer bölümlerdeki yazınsallarda bilimsel etkinlikler için hazırlanmış metinleri, antoloji (yazarın şiir ve/veya düzyazı gibi yazınsal eserlerden seçilen bir kısım örneklerin belli bir düzene göre bir araya getirilmesiyle oluşturduğu yazılar) ve gezi incelemelerini kapsamaktadır.
“Öğrenme Uğraşı”ndaki bölümler: Homeros – Shakespeare – Musiki Aşkı Besliyorsa Eğer – Hemşerimiz Shakespeare – Modern Batı Şiiri – Savaş Sonrası İngiliz Tiyatrosu – Yirminci Yüzyıl Amerikan Şiiri – Edebiyat Ne İşe Yarar? – Mübadele, Çocukluk ve Eğitim Yılları – Tehlikeli İlişkiler: Sinema ve Tiyatro – Onat Kutlar: Şiir ve Sinema – 1961 Mavi Yolculuğu – Sabahattin Eyüboğlu – Oktay Rıfat: Şiirin Aşınmaz Zamanının İzinde – Melih Cevdet Anday’ın Şiir Çevirileri – Memet Fuat – Ülkü Tamer – Gülten Akın’ın Şiirlerini Okurken Kimlerin Seslerini Duyarız? – Jale Parla: Okuma Sanatı – Dilin Gücüne İnanan Bir Yazar: A. S. Byatt İstanbu’da – Muhsin Ertuğrul – Bir Tiyatro Bölümünün Kuruluşu – Vanya Dayı – Vüs’at O. Bener – Tehlikeli Oyunlar – Eylembilim – Guliver Leningrand’da – John Berger’ı Tanımak
Kitabın her bölümünü öğretici, içten ve samimi buldum. Anlatı dili açık, akıcı, net ve yalındır. Zihinlerde kalıcılığı artıracak niteliktedir. Zevkle okuduğum kitaplardan.
Her bölümün ayrı ayrı öğretici, içten ve samimi olması, okuyucuyla güçlü bir bağ kurmanın en etkili yollarından biridir. Bu tarz başlıklar hem merak uyandırır hem de okuyucuyu anlatının içine alır birlikte olduğu hissini verir. Sanki ‘bu yolda birlikte yürüyoruz’ sanırsın.
Sabahattin Eyüboğlu’nun Köy Enstitüleri’nin kurulması için yaptığı çalışmaların içinde olmak, o heyecanı hissetmek, 1940 yılı başlarında yirmi üç yerde Köy Enstitüsü’nün kurulmasında yaptığı çalışmalara şahit olmak, bütün çevresinde ders verebilecek kişileri seferber etmesine,
Var olmanın gizlerini okuruyla paylaşan Oktay Rıfat’ın, cömert bilgeliğine şahit olmak.
Memet Fuat’ın annesi Piraye’nin vefatından sonraki süreçte kaleme aldığı “Gölgede Kalan Yıllar” kitabında, yirmi yaşında kendisini doğuran, öz babasını beş yaşında tanıyan bu çocuğun seksen dokuz yaşında ölen annesi için yazdığı şu ifadeleri: “İyilik, doğruluk, bağlılık, onur, özveri… Ve bunların simgesi olan insan yok oluyor. Bütün bu değerlerin bataklığa dönmüş bu dünyada ne anlamı, ne değeri var?”
Bu kavramları, gerçekten düşünmeliyiz. İnsanlığın evrensel ve zamansız krizi, hâlâ aynı ve iyileşmeden devam ediyor.
Gülten Akın’ı, şiirlerini, şiirlerindeki özlemleri, başkaldırıları, insanlar arasındaki iletişimsizlikler, çevre duyarsızlıklarını ve Türk edebiyatında bireysel duyarlılıktan toplumsal duyarlılığa evrilen, halk şiiri birikimini modern şiirle harmanlayan, ‘insanca bir ses’le dile getirmeyi başarmış şairimizi,
Jale Parla’yı, Batı ve Türk edebiyatından örneklerle yaratıcı okuma yöntemlerini nerede bulacağımızı, kendini dünya edebiyatı içinde evinde hisseden bir edebiyat bilgesini Cevat Çapan’dan dinliyor gibi okuyoruz.
Yazarımız Cevat Çapan, tüm anlatılarında olayları ve nesneleri fiziksel detaylarıyla anlatmış. Bu nedenle de okurunun zihninde canlı ve somut resimler bırakarak seri bir şekilde kitap okumamızı sürdürmemizi sağlamıştır.
Teşekkürler, Cevat Çapan!
Yazımı, “Öğrenme Uğraşı” kitabında ilk defa okuduğum, Wallace Stevens’ın (2 Ekim 1879 – 2 Ağustos 1955) şu dizeleri ile bitiriyorum:
“İnsan sesiyle insandan öte bir şeyler söylemek,/ Olacak şey değil, insan sesinden öte bir sesle/ İnsanca şeyler söylemek, o da olacak şey değil:/ İnsanca şeylerin yüceliğinden ve derinliğinden/ İnsanca söz etmek, işte bu en etkili konuşma biçimi.”

