EDEBİYATTA 12 EYLÜL 

12 EYLÜL’ÜN EDEBİYATI, EDEBİYATIN 12 EYLÜL’Ü


Üzerinden kırk altı yıl geçtikten sonra 12 Eylül’ü ve 12 Eylül’ün Türkiye’nin yakın tarihinde meydana getirdiği tahribatı bugün birçok açıdan analiz edebiliyoruz. Türkiye’nin toplumsal ve siyasal iklimini yeni baştan kurgulayan dikta yönetimi, nihayetinde hayır oyu vermenin büyük cesaret gerektirdiği bir referandumla egemenlerin ülkeye bol geldiğini söyleyegeldikleri bir anayasadan kurtardı halkımızı; aykırı söz söylemenin memnu olduğu, bol yasaklı bir anayasayı kabul ettirdi. Darbe sonrasında toplumsal, siyasal, iktisadi ve kültürel hayatın yeni baştan kurgulandığı bir iklim oluşturuldu. Anarşinin, kaosun sönümlenmesinin bir bedeli vardı ve halk, bu bedeli ödedi… Toplum, süreç içinde depolitize edildi; sadece diktacı baskı araçlarıyla değil, eğitim ve özellikle teknik kapasitesi hızla gelişen kitle iletişim araçları (televizyon, basın) vasıtasıyla depolitizasyon adım adım hayata geçirildi. Diktacı yönetim, adeta 24 Ocak kararlarının uygulanmasının, Türkiye’de neoliberal bir iklimin oluşmasının yolunu açtı. Özallı yıllar yeni bir toplum ve yeni bir insan tipinin inşasını sağlayacak bir atmosfer oluşturdu. Reel sosyalizmin çöküşü de kendini solda tanımlayan aydınlar üzerinde yıkıcı etki yarattı.

12 Eylül’ün kültür ve sanat dünyasında meydana getirdiği önemli değişiklikleri bugün daha uzaktan ve daha serinkanlı değerlendirebiliyoruz. Diğer sanat türlerinde olduğu gibi edebiyatta da 12 Eylül rejiminin hemen akabinde sanatçıları maruz bıraktığı baskıcı atmosferin izlerini fark etmemek olanaksızdır. Kitabın tehlikeli madde muamelesi gördüğü, resmi yazışmalarda, televizyonda kullanılan dile, sözcüklere bile müdahale edildiği bir iklimde yazarların, şairlerin özgürce edebi üretimlerini gerçekleştirdiklerini söylemek mümkün değildir. Otosansür mekanizmaları devreye girmiş; en azından bir süre, 12 Eylül sürecinde aydınların, muhaliflerin maruz kaldıklarını, tanıklıklarını kapsayan bir edebiyat üretilememiştir.

12 Eylül sonrası Türk edebiyatı, öncesinden görünür şekilde farklıdır. Rejimin sanat ve edebiyat ortamını baskılayan politikaları dolayısıyla zaten 12 Eylül öncesinin politik edebi üretiminin sürmesi olanaksızdır ancak Türk edebiyatının yörüngesini değiştirmesinin rejimden tamamıyla bağımsız olmayan başka sebepleri de vardır. 12 Eylül zihniyetinin egemen olduğu yıllarda “siyasetten maada” şeylere yönelmeye mecbur olan okuryazar kitlenin edebiyatla daha yakından ilgilenmesi; yetmişli yıllar boyunca edebiyattan mutlak surette politik tavır bekleyen anlayışın dışına çıkılabilmenin önünü açmıştır. İkinci Yeni’nin genç şiir tarafından yeniden keşfini, ilk modernist Türk romancılarının, örneğin Oğuz Atay’ın, Yusuf Atılgan’ın yetmişlerin başlarında yayımlanan ancak okurunu bulamayan romanlarının seksenlerde geniş bir okur kitlesinin ilgisine mazhar olmasını bu bağlamda değerlendirmek mümkündür. Dünyadaki konjonktürel gelişmeler de Türk edebiyatındaki tematik ve türsel modaları önemli ölçüde etkilemiştir. Edebiyatın ne anlattığı, nasıl anlattığı meselesi yeni paradigmalarla şekillenmeye; bireyi, özneyi merkeze alan, eski tematik tercihlerden başka bir edebiyatın daha fazla görünür hale gelmesinin yanında feminist dalga Türk edebiyatını da etkilemeye başlamış; postmodernizm tartışmalarına bu kez çok da gecikmeden Türk edebiyat muhiti de dâhil olmuştur. Bütün bunların tamamı birdenbire olmadı kuşkusuz ama oldu… Bütün bu gelişmelerde 12 Eylül rejiminin yarattığı sosyokültürel iklimin rolü az ya da çok vardır.

Türk edebiyatının, edebi türlerin seksenli yıllardaki görünümüne dair çalışmalar var; bunlar söz konusu dönemin edebiyatının panoramasını başarıyla çizdiler. Özellikle edebiyatta 12 Eylül sonrasında olanlar hakkında Berna Moran, Ahmet Oktay dikkate değer tespitler yaptı. Seksenlerin şiirini bütüncül olarak değerlendirme çabaları, en azından bu dönem şiirinin tek boyutlu olmadığını gösterdi.

Ama bir de 12 Eylül travmasını bizzat ana sorunsal olarak ele alan bir edebi üretim var. Önemli bir kısmı tanıklıklara dayanan; 12 Eylül’ün yarattığı mağduriyeti anlatma gereksinmesinden doğan ve yadsınması mümkün olmayan bir edebi üretim de üzerinde durmayı gerektiren özellikler taşıyor. Başlangıçta bu tanıklık edebiyatı, 12 Eylül rejiminin gadrine uğramışları, çekilen acıları, işkenceleri, mağduriyetleri unutulmasın diye kayda geçiren bir anlayışla üretilmiş; bu yaklaşım bazı çevrelerde edebilik bağlamında eleştirilmiştir de… Ancak zaman içinde 12 Eylül atmosferini edebiyattan feragat etmeden anlatan, son derece güçlü metinler de üretilmiştir.

12 Eylül sonrasını konu edinen edebi ürünlerin bir kısmında yine tanıklığa dayalı olmak üzere okura yenilmişlik, yılgınlık, çıkışsızlık duygularının iletildiği görülmektedir. Özellikle Oya Baydar’ın Sovyet bloğunun dağılma sürecinde kaleme aldığı “Kedi Mektupları”, “Hiçbiryer’e Dönüş” gibi romanlarda ülke dışına çıkmak zorunda kalmış örgütlü figürlerin çaresiz, çözümsüz kalışları, sürüklenişleri içeriden bir bakışla anlatılır. Bu metinler yazarın sınıf mücadelesinin sonunda geldiği, gelmek zorunda kaldığı yeri göstermesi bakımından da ilginçtir.

Edebiyatın 12 Eylül’ü” sadece mağduriyet üzerinden sürmez; 12 Eylül’ü hazırlayan siyasal, toplumsal iklim de edebiyatta, özellikle romanda temsil edilir. Önemli kısmı 12 Eylül sonrasında kaleme alınan eserlerde kimi zaman 12 Eylül’ü hazırlayan koşullar tartışmaya açılır; kimi zaman da tek taraflı bir yaklaşımla 12 Eylül öncesi sol eylemciler eleştiri konusu yapılır. 12 Eylül öncesini karanlık güçlerin örgütlediği kaotik bir dünya olarak betimleyen Bilge Karasu’nun “Gece”si yaratılan karanlık atmosferin özneyi nasıl darmadağın hale getirdiğini, böyle durumlarda anlamın, gerçekliğin nasıl belirsizleştiğini benzersiz bir edebiyat deneyimi olarak okura sunar. Sonu belirsiz bir gecenin hikâyesi olan Adalet Ağaoğlu’nun “Üç Beş Kişi”si de bir taraftan darbe öncesinde eylemlerin çığırından çıktığını, sokağa çıkma yasaklarıyla şiddetin önüne geçilmeye çalışıldığını gösterirken diğer taraftan da ODTÜ çevresiyle sembolize edilen sol çevrelerin bilinç düzeylerini tartışmaya açar. 12 Eylül öncesinde yaşanan şiddeti birkaç kandırılmış gence bağlayan, sol eylemcileri itibarsızlaştırma ve karikatürize etme çabasındaki yazarları ve bunların eserlerini de “edebiyatın 12 Eylül’ü” bağlamında düşünmek gerekir.

Son Baskı dosya editörleri Göksu Koç ve Murat Tatar, 12 Eylül’ün kırk altıncı yıldönümü dolayısıyla “12 Eylül” temalı bir dosya hazırlığına giriştiler. Yazar grubuna yapılan duyuru dışında Zafer Doruk ve Ersun Çıplak’a özel olarak yazı daveti yapıldı ve belirlenen süre sonunda toplam on üç yazıdan meydana gelen “Edebiyatta 12 Eylül” dosyası ortaya çıktı. Dosyanın içinde genel bir panorama çizen bir yazı olduğu gibi birbirinden habersiz yazılmış iki Ahmet Erhan yazısı da dikkatinizi çekecektir. Dosyada 12 Eylül sonrasına dair çağdaş öykü ve roman yazarı Ahmet Büke ile yapılan söyleşi de ilginizden kaçmayacaktır.

Aysun Ak; 12 Mart’ın, 12 Eylül’ün gadrine uğramış, hayal ettiği ülkeye varamadan Madımak’ta hayattan koparılmış Behçet Aysan’ın şiirlerinde 12 Eylül’ün, genelde darbelerin, baskıların insan ruhunda açtığı yaraları nasıl şiire döktüğünü inceliyor. Şairin her şeye rağmen “yorulmayan bir yaşamak”ın şairi olduğunu vurguluyor.

Meltem Atalan Sağır; sıra dışı, muzip bir kitabı, bizzat darbenin bir numaralı failinin hicvedildiği bir metni, Baskın Oran’ın kaleme aldığı “Kenan Evren’in Yazılmamış Anıları” kitabını, 12 Eylül zihniyetinin teşhir edildiği bir metin olarak inceliyor.

Neşe Apaydın; Ayşegül Devecioğlu’nun 12 Eylül’ün dilsizleştirdiği toplumda iki yaralı, örselenmiş, çıkış arayan insanın öyküsünü anlatan “Kuş Diline Öykünen” romanını, romandaki 12 Eylül metaforları üzerinden yorumluyor.

Ersun Çıplak; Ahmet Erhan’ın şiirinde 12 Eylül’ün bir milat olup olmadığını sorguluyor ve Ahmet Erhan’ın şiirlerinde geçen “alacakaranlık”, “fırtına”, “tufan”, “uçurum” gibi sözcüklerin kullanım sıklığındaki ve yüklenen anlamlardaki değişmeleri inceliyor, 12 Eylül’ü sezen ama şiirini sonra yazan bir Ahmet Erhan portresini ayrıntılandırıyor.

Zafer Doruk; Türkiye’de darbe edebiyatının genel görünümünü çiziyor ve ardından 12 Eylül sonrası Türk romanında tanıklığa dayalı edebi üretimin nirengi noktalarını tartışıyor.

Soner Eşberk; “Anne Kafamda Bit Var” adlı anı kitabından yola çıkarak 12 Eylül darbesinin mağdur ettiklerinden Tarık Akan’ın darbeyle, bu süreçte yaşadıklarıyla, psikolojisinde yarattığı etkiyle ilgili yazdıklarını irdeliyor.

Ergün Gezici; Adalet Ağaoğlu’nun “Hayır…” romanında 12 Eylül’de üniversiteden uzaklaştırılan akademisyen Aysel portresi üzerinden dönem aydınlarına yöneltilen eleştirileri, bir itiraz olarak “hayır”ın anlamını, yazarın 12 Eylül sonrasına dair düşüncelerinin romana yansımasını irdeliyor.

Ezgi İtmeç; 12 Mart’tan 12 Eylül’e giden süreçte sosyalist bir aydın karakterin hikâyesini anlatan, bu aydın tipolojisi hakkında eleştirel dokundurmalarda bulunan Tahsin Yücel’in “Peygamberin Son Beş Günü” romanını inceliyor ve 12 Eylül öncesi atmosfer hakkında yazarın saptamalarını sorguluyor.

Gözde Orçan; 12 Eylül öncesi ve darbe sonrasına çocukların gözünden yaklaşan Ece Temelkuran’ın “Devir” romanını inceliyor ve yazarın darbe döneminde yaşananları sergilemekle yetinmediğini, özellikle sol çevrelerin uğradığı baskı, şiddet ve kayıplara odaklanarak sorgulayıcı bir tavır geliştirdiğini saptıyor.

Ayşegül Örün’ün Ahmet Büke ile gerçekleştirdiği söyleşi, dönemin tanığı bir yazarın perspektifinden 12 Eylül sürecinin analizini, kendi eserlerindeki 12 Eylül imgesiyle ilgili ilgi çekici açıklamaları içermektedir.

Başar Şeker; 11 Eylül ile 12 Eylül arasında Türkiye’de nelerin birdenbire değiştiğine, toplumun sonraki süreçte nasıl hızlı bir dönüşüm geçirdiğine dair kısa dokundurmalar yapıyor ve 12 Eylül döneminde susmayan şairleri anıyor.

Murat Tatar; darbenin hemen öncesine ve sonrasına dair şiirlerini topladığı “Alacakaranlıktaki Ülke”den yola çıkarak Ahmet Erhan’ın şiirlerinde 12 Eylül travmasının tezahürlerini inceliyor.

Sibel Doğru Zorman; Vedat Türkali’nin “Mavi Karanlık” romanına odaklanıyor ve yazarın 12 Eylül’ün hemen öncesindeki kaotik atmosferi, aydınlar, akademisyenler üzerindeki baskıyı, şiddet eylemlerini nasıl ortaya koyduğunu ele alıyor.

Toplumsal ve siyasal akışı sekteye uğratan, hayatın olağan akışını bozan, toplumun önemli bir kesiminde derin mağduriyetler yaratan darbeleri unutmamalıyız. Son Baskı’nın “Edebiyatta 12 Eylül” dosyası, 12 Eylül yaralarını deşen, toplumsal hafızayı canlı tutan edebi metinlerin bir kısmını yeniden görünür kılıyor. Okunması dileğiyle…

DOSYAYA AİT METİNLERE AŞAĞIDAKİ BAŞLIKLARA TIKLAYARAK ULAŞABİLİRSİNİZ…

|

Paylaş:

Benzer yazılar

5 1 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
0
Would love your thoughts, please comment.x
hititbet
Betgaranti
betgaranti
kolaybet
hititbet
hititbet güncel giriş
hititbet
vdcasino
vdcasino
hititbet
Hititbet Giriş
hititbet
hititbet
hititbet
tuzla cilt bakım
Tuzla İpek Kirpik
Tuzla Güzellik Merkezi
hititbet
hititbet giriş
hititbet güncel giriş
hititbet giriş adresi 2026
Tuzla Cilt Bakım
Tuzla Cilt Bakım
Tuzla Cilt Bakım Merkezi
Tuzla İpek Kirpik
betnano
betnano
betnano
kralbet
setrabet
setrabet
kralbet
hititbet
hititbet
Tuzla Lenf Drenaj
Tuzla Cilt Bakım Merkezleri
Tuzla Kirpik
Tuzla Cilt Bakım
Tuzla Cilt Bakım Merkezi
betnano
betnano
kralbet
kralbet
Sosyal Medya Yönetim
Hititbet
kralbet
betnano
kralbet
Hititbet App
hititbet giriş
hititbet
meritking
matbet
grandpashabet
grandpashabet
grandpashabet
grandpashabet
kralbet
kralbet
betnano
betnano
kralbet
gobahis
betpark
betpark
grandpashabet
grandpashabet
betgaranti
betpark
betgaranti
betgaranti
sahabet
sahabet
betorder
betgaranti
Hititbet
kralbet
kralbet
betnano
betpark
betgaranti
betpark
betgaranti
betpark
betpark
betgaranti
betpas
betpas
goldenbahis
goldenbahis
betpas
betpas
klasbahis
goldenbahis
goldenbahis
interbahis
interbahis
atlasbet
atlasbet
betnano
betnano
kralbet
xslot
xslot