MİNERVA’NIN BAYKUŞU OLARAK AHMET ERHAN

-ADANA-
Yom Sanat için 2003’te yaptığımız söyleşide Ahmet Erhan’a yönelttiğim sorulardan biri şuydu: “1980’den önce de şiir yazdığınız biliniyor. Bir milat olarak 12 Eylül 1980’den hep bahsedilir, sizin şiirinize nasıl etkileri oldu?” Ahmet Erhan, bu soruyu, “Acı, çok acı yıllardı. Bu konuya girmek istemiyorum; bir ‘milat’ olduğunu da sanmıyorum.” diye yanıtlamıştı (1). Oysa bugün, son kitabı “Sahibinden Satılık”taki “Gölge” başlıklı şiirde, “Eylül öncesinin, sonrasının kahrolası günlerinde, aylarında, yıllarında” (2) dizesine yer veren şairin, 12 Eylül’ü bir milat olarak görmediğini söylemek saçma olur. Bu dizedeki, “öncesinin, sonrasının” sözcesindeki virgül, çoktan dilsel işlevinin ötesinde tarihsel olarak ‘0’ın, yani ‘milat’ın gösterenine dönüşmüştür bile.
Elbette, Ahmet Erhan, farklı şiirlerinde çok önceden de bu kelimeyi kullanmıştır. Bunlardan biri, 1980’de yazıp “Alacakaranlıktaki Ülke”ye aldığı “Milattan Önceki Şiirler”dir. Bu seri şiirde “milat” kelimesinin geçtiği dizeler sırasıyla şöyle:
“Bir günde bütün İsalarımı çarmıha gerer / Ve her günümü milat bilip, yekinirim.” (3)
“Geriye dönüp de bakmak gelir içimden / Yumruklarımın gökyüzünü dövdüğü, o milattan önceki devirlere / Bana yarınlardan, bana doğacak güneşlerden söz ederler / Ben bugünleri yakıştıramazken kendime.” (4)
“Şimdi karalıyorum, takvimdeki bütün rakamların üstünü / Sıfırdan ötesini aklım almıyor. / Milat buysa eğer, kendime bir çarmıh ve beşik bulmam gerek.” (5)
İsmet Özel’in solipsist ses tonunun hâkim olduğu bu şiirde, “milat” kelimesinin birinci ve üçüncü alıntılardaki kullanımı, Ahmet Erhan’ın son şiirlerinden birinde yer alan “öncesinin, sonrasının” sözcesindeki virgülle aynı işlevi görmez. Yalnızca ikinci alıntıdaki kullanım, “öncesinin, sonrasının” sözcesindeki virgülün işlevini öncelemiştir denebilir. Yani, öncesinin ve sonrasının aynı berbatlıkta olacağını… Ahmet Erhan’ın bu berbatlığı ortaya koymak için imge oluştururken kullandığı en dikkat çekici kelimelerden biri “fırtına”, diğeri ise “tufan”.
“Fırtına” kelimesi; “Alacakaranlıktaki Ülke”de –1979’da yazılmış bir şiirde (6)– ve “Zeytin Ağacı”nda birer kez (7), “Ateşi Çalmayı Deneyenler İçin”de ise dört kez kullanılmıştır (8). Dolayısıyla Ahmet Erhan’ın bu kelimeyi 1980 öncesi şiirlerinde oldukça nadir kullandığını söylemek mümkün (9). Ayrıca bu kelimeye, “Alacakaranlıktaki Ülke”de ilk kez, “fırtına öncesinin sessizliği var bugünlerde” dizesinde klişe bir şekilde arifeye gönderme yapmak için yer vermiş. Yıl 1979. “Minerva’nın baykuşu” misyonunu üstlenmiş gibi Ahmet Erhan. Oysa bu şiirden sonraki sayfalarda yer alsa da 1978’de yazılan “Alacakaranlık Yok Artık” (10) başlıklı şiirin
– birinci dizgesindeki “Alacakaranlık yok artık bu dünyada / Kopkoyu bir karanlığa çekiyor ülkemizi / Suskunluklar, bekleyişler, korkular.”
– ikinci dizgesindeki “Alacakaranlık yok artık bu dünyada / İnsana uçma hissi veren / Bir aydınlık olacak.”
– ve üçüncü dizgesindeki “Alacakaranlık yok artık bu dünyada / Yok bulanık bir deniz / Bir yandan o katiller duruyor çünkü / Öte yanda biz!”
dizelerinde, sosyalist gerçekçi poetikaya uygun olarak şair, durum analizi yapıp kitleye umut aşılamaya çalışmıştı. Bu nedenle, “fırtına” kelimesinin yükleneceği anlam biraz daha belirginleşmiş denebilir. Kahvehane toplantıları, yürüyüşler, yazılama ve afişlemeler, cenaze töreni ve anma programlarına karşı askeri ve polisiye önlemlerin (sıkıyönetim ve sokağa çıkma yasağı, ev baskınları vb.) sıklaştırıldığına, paramiliter eylemlerin (terör, suikast, cinayet, bombalama, kundaklama vb.) yaygınlaştığına, adli uygulamaların (soruşturma ve kovuşturma) yoğunlaştırıldığına, grev kırma ve yasaklamaya sıklıkla başvurulduğuna, kitapların yakıldığına dizelerde sıklıkla yer verilmesi buna işaret sayılabilir. Heyhat, Namık Kemal Ersun’un adı etrafında planlanan faşist darbenin önlenmesi, meseleyi halletmemiş (11); şartların olgunlaşmasını dört gözle bekleyen yeni komuta kademesi alacakaranlığın sürmesini istemiştir (12). Sonrasında, askeri darbe… “Alacakaranlık yok artık” diye umut vermeye çalışan öznenin o andan sonra farklı bir bilinç durumuna bürünmemesi mümkün değil:
“GECEYARILARI SÖYLENEN NİNNİ – Artık her şey bitti, geceleri sokağa çıkma / Artık her şey bitti, yorganına sıkıca sarın / Artık her şey bitti, yüzüme öyle bakma / Artık her şey bitti, yat, uyu adamım. // İnceldiği yerden kopsun, dediğin şeyler koptu / Artık bıktım, dediklerin hep bıktı senden / Biliyor musun, sonunda olan bize oldu / Anımsa, güzel günlerden konuşurduk eskiden. // Artık her şey bitti, dinleme sokakları / Artık her şey bitti, korku devriye geziyor / Artık her şey bitti, yaktın mı kitapları? / Artık her şey bitti, sokağa çıkma yasağı başlıyor. // Bu yüzden kendi içimde dolaşmayı öğrendim şimdi / Sarhoşların bağırtılarını dinlerdim eskiden / Hayatımı düşünüyorum, görüp yaşadığım her şeyi / Sonunda bir yalnızlık duygusu sızıyor yüreğimden. // Artık her şey bitti, sabah kaçta uyandırayım? / Artık her şey bitti, bağırsan da, ağlasan da / Artık her şey bitti, hepsi gitti dostların / Artık her şey bitti, bizden çok uzaklara. // Kapımızı çalan yok, dilencilerden başka / Tek bir satır mektup gelmiyor hiç kimseden / Sokaklara çıkıp da boşuna bir şeyleri arama / Görmezden geliyor seni, eskiden gözlerinin içine giren. // Artık her şey bitti, daha sabaha çok var / Artık her şey bitti, perdeyi mi açayım? / Artık her şey bitti, karanlık dışarılar / Artık her şey bitti, seni nasıl inandırayım?” (13)
Böylece, “fırtına” kelimesinin, sonrasında bazen klişe bazen de özgün bir şekilde önce askeri darbeyi, daha sonra da içsel mücadeleyi anlatmak için Ahmet Erhan şiirlerinde kendine yer bulduğu söylenebilir.
Yine “tufan” kelimesini de 1980 öncesinde –1976– bir defa kullanmış Ahmet Erhan (14). Bu kelime, yoğun olarak dolaşıma “Yaşamın Ufuk Çizgisi / Akdeniz Lirikleri”nde girmiştir (15). “Sevda Şiirleri”nde iki (16), “Zeytin Ağacı”nda üç kez görülen bu kelimeye (17), “Ateşi Çalmayı Deneyenler İçin”de dokuz kez rastlanmaktadır (18). “Ölüm Nedeni: Bilinmiyor”da üç (19), “Deniz, Unutma Adını” (20) ve “Ne Balık Ne de Kuş”ta birer (21), “Öteki Şiirler”in 1980 sonrası parçalarında üç kez kullanılmıştır (22). Sık rastlandığı iki kitaba bakıldığında, Ahmet Erhan’ın darbe öncesi, esnası ve sonrasında yaşanan zorlukları “tufan” olarak anlamlandırdığı ileri sürülebilir. Ardından, bu kelime, 1983 ve sonrasında yazılan şiirlerde askeri darbeden daha çok içsel mücadelenin göstergesi haline gelmeye başlamış ve “nasılsa senden sonrası tufan” (23) dizesiyle örneklenebileceği gibi klişeye dönüşerek sönümlenmiştir.
Bu iki kelimeye ilişkin sıklık hesaplaması, dışsal olaylar betimlenirken kullanılan sözlüğe ilişkin genel bilgi vermesine vermiştir ama yine de böyle bir analizin, şairin ruhsal durumunu ortaya koyan sözlüğün temel bileşenleriyle tamamlanması da şart. İşte bu bileşen, özellikle de şairin kafasını takıntılıymışçasına meşgul eden “uçurum” kelimesidir. “Uçurum” kelimesini Ahmet Erhan şiirlerinde yaygın olarak kullansa da bir türlü imgesel bakımdan tüketememiş gibidir: “Alacakaranlıktaki Ülke”de dokuz (24), “Yaşamın Ufuk Çizgisi / Akdeniz Lirikleri”nde yedi (25), “Sevda Şiirleri”nde altı (26), “Zeytin Ağacı”nda bir (27), “Ateşi Çalmayı Deneyenler İçin”de on beş (28), “Ölüm Nedeni: Bilinmiyor”da on altı (29), “Deniz, Unutma Adını”da bir (30), “Öteki Şiirler”de beş (31), “Çağdaş Yenilgiler Ansiklopedisi”nde dört (32), “Resimli Ahmetler Tarihi”nde üç (33), “Ne Balık Ne de Kuş”ta üç (34), “Kaybolmuş Bir Köpek İlanı”nda bir (35) ve “Sahibinden Satılık”ta üç (36) kez. Dikkat edilirse Ahmet Erhan, 1980 öncesi şiirlerinde bu kelimeyi yalnızca iki defa kullanmıştır. Bu iki kullanımın ilki umutlu:
“Bir uçurumun önünde sabırla bekliyoruz / Taşlar atıyoruz ara sıra boşluğa / Uçurum dolacak bir gün ve biz / Karşıya geçebileceğiz diye…” (37)
İkincisinde ise sorgulama var:
“Bir çiçek tarlasına dönüştürebilir miyim / Aylardır önünde durduğum bu dipsiz uçurumu?” (38)
Sonrasında umut da sorgulama da yerini anlam olarak uçurumun kötücüllüğünü vurgulayan dizelere bırakmıştır.
Öte yandan, “uçurum” kelimesine ‘boğ’ fiil kökünün boğulmak, boğuk, boğuyor gibi değişkelerinin eşlik etmesi de çarpıcıdır. Yaptığımız söyleşide panik atak teşhisi olduğunu ifade etmişti Ahmet Erhan. Boğ fiil kökünün değişkelerinin kullanımına bakılırsa kendinin de dediği gibi yedi kere kurşunlanmasının bunda payı olsa gerek (39), 1980 öncesinde onda bu rahatsızlığın belirtilerinin kendini açığa vurduğu söylenebilir. Zira panik atakta birey çıldıracağını, kalp krizi geçireceğini ya da boğulacağını kurgular (40). Ahmet Erhan şiirlerinde kalp krizi ve ilişkili kelimeler kullanmamıştır. Delilik ve çıldırma gibi kelimelere ise neredeyse hiç başvurmamıştır. Bununla birlikte boğ fiil kökünün değişkesi “boğulmak” kelimesi sıklıkla görülmektedir. Bunda en önemli pay, dönemin şairde tedirginlik yaratması kuşkusuz… Kötülük görme (perseküsyon) ihtimalinin sanrı değil, gerçeğin ta kendisi olduğu bir dönem:
“Ürküyorum bir rüzgâr esince / Çürük bir dal çıtırdayınca dışarıda / Bir dal hiç bu kadar benzemedi / Pencereye uzanmış bir namluya.” (41)
Bu tedirginlik geçmediği gibi, “Ölen kim? Öldüren nereye kaçtı?” (42) dizesinde dile getirilen arkadaş ölümlerinin yarattığı şok dalgasıyla şairin kimliği günden güne hassaslaşmıştır. Tam da “Alacakaranlık yok artık bu dünyada” diyerek yaşananlara direnirken daha güçlü bir yenisi kimlikte kırılmaya yol açmıştır: Askeri darbe. “Geceyarıları Söylenen Ninni”de tam on altı kez “Artık her şey bitti” cümlesinin yinelenmesi, bu şokun etkisinin büyüklüğüyle doğru orantılıdır. “Turuncu Defter”de, “Acı ne kadar yoğunlaşırsa, bedenin kendini koruma güdüsü o oranda artıyor” (43) tespitiyle Ahmet Erhan, 1980’de yazdığı şu dizelerin açıklamasını yapmış gibidir: “Paltomun bir cebine aklımı, bir cebine yüreğimi koydum. / Ancak böyle yürüyebildim.” (44) Aynı kişide akıl ve yüreğin ayrışması, duygu ve düşüncenin kopukluğuna işaret eder ki psikoloji literatüründe bu deneyim, “bölünme” (splitting) olarak adlandırılır. Özne hayata tutunmak isterken en yakın olduğu bazı kişilerin bile sahteleştiğini (45) gözlemlediği için kendine ve başkalarına yabancılaşıp yalnızlaşmıştır (46). Böylece, korku ve çaresizlik duyguları, hayal kırıklığına (47) paralel olarak artmıştır. Bir süre önce başkalarına umut aşılamaya çalışan öznenin, umutsuzluğa kapılması kader gibidir artık (48). Umutsuzluk, melankolinin yakıtı (49)… İçine dönüp sinerek varoluşunu ve mücadelesini sorgulamaktan başka şansı var mıdır öznenin böyle bir durumda? Korku bastırınca da kişilik gerileyerek (regresyon) sanki otomatik pilot devreye girmiş gibi, en korunaklı yere anneye dönmek istemiştir:
“Bir çocuğun sesini avuçlarıma alıyorum. / Koşa koşa yatağıma giriyorum sonra. / Yorganı başıma çekiyorum. / Avuçlarımı açıyorum.” (50)
Fakat Ahmet Erhan’ın, bunun beyhudeliğinin farkında olmaması söz konusu değildir:
“Annemse haber bekliyor ruhlardan / Namaz kılarak, tespih çekerek / Sen olsan / Gülerdin bıyık altından / – Ben gülemiyorum baba! / Ama bir insanı yüreğinde duymak için / Araya bazı kurallar / Koymaya ne gerek var / Anlayamıyorum, eğilip kalkmaya / Dualar okumaya?” (51)
Son bir seçenek olarak anne ikamesi devreye girmiştir böylece:
“Akdeniz’e dönüyorum! Akdeniz’e dönüyorum! / Anamın rahmine yeniden, yeniden döner gibi.” (52)
Belki de baba ölmeseydi, o bir kaçış noktası olabilirdi. Kim bilir? Bu gerçekle yüzleşebildiği için babanın hatırlanan ve sevilmeyen yönü, özdeşim için etkinleşir: Alkol…
“Kimse taş bağlamadı sırtıma / Ne denize yarandım ne de dağlara / Ama hayatla da olmadı bir hesabım / Devrimciyim, sarhoşum, yalnızım. // Alkol… Evet! // Kime hatırını sorsam, önümde bir kadeh uzar / Sağ olsunlar bu dünyada hâlâ varlar / Tanıdılar efendim sizden hesap almazlar. // Alkol… Evet! // Yani ben bir karanfilde iki dal bir çiçek / Çok şeye borcum var, kendime yok / Yani beni ya çok, ya da daha çok sevsinler…”
Bu süreci Sigmund Freud’un kavramlarıyla düşünmek yerine onun kuramına Gilles Deleuze ve Felix Guattari’nin getirdiği açılım boyutunda bakmakta yarar var (53). Tam da kapitalizmin en amansız aracı olan askeri darbe, bireysel anlamda Ahmet Erhan’ın kişiliğini sürekli yeniden kodlamanın diğer adıdır aynı zamanda. İş, evlilik, babalık… Bunların tamamında sakatlanmıştır nihayet ya da sakat olduğu için becerememiştir. Ne kadar çaba gösterirse göstersin… Tıpkı kendine has bir evren kurması için ihtiyaç duyduğu solipsizmi engellediği gibi. Aslında toplumcu bir şair olması felsefi anlamda buna maniydi zaten. Yine de bunu başarması mümkün olabilir miydi? Bence olabilirdi. Darbe bu ihtimali sıfıra indirmeseydi tabii. Böylece geriye, “Nerden başlasam bilmem ki? / Her şeyi anlatmak gelir içimden / Bir ırmağı avuçlarımda akarken gördüm / Saçlarımın arasında kükrerken yeli / Böyle bir şeydi, tanımlanır mı bilmem? / Kanıt mı getireyim şimdi, tanık mı bulayım? / Bir kuşağın bütün yükünü / Sırtımda taşıdım yıllar yılı ben / Saymam mı gerek bir bir / Alnımdaki derinlikleri?” (54) ya da “Ey büyük adamlar söyleyin bana, ey eleştirmenler / On bin sözcüğü ağzımın içine doldurdum / Ve tükürüp duruyorum, işte böyle / Ey yoldan geçen, ey evinin kapısını açan / Şiir midir şimdi bu yazdığım?” (55) dizeleri kalmıştır. Bazen de Jungcu anlamda ‘psişik şişme’yi (56) açığa vuran şiirler. Elbette anlamı bozan, gevşeten ‘belki’ ya da ‘ama’ gibi kelime fazlalıklarıyla:
“Tarihim ben. Tarihten de öteyim belki / Hiçbir yaşam sığmaz ki kâğıtlara / Yılları üçyüzaltmışbeş güne bölerim / Günleri yirmidört saate / Ama ne gecem var ne gündüzüm / Aykırıyım, barışamam tanımlarla.” (57)
Hülasa, Ahmet Erhan gerçekten de “Minerva’nın baykuşu” görevini görmüş ve olacakları ne kadar tahmin etse de ancak ve ancak gerçekleştikten sonra şiirleştirebilmiştir. Dolayısıyla, tarihçi ya da Ataol Behramoğlu’nun dediği gibi günce tutucusu olmamasına rağmen (58), tam da tarihsel olayların etkisinde kaldığı için istemeden dönemin detaylarını anlatmıştır. Heyhat, maruz kaldıkları, yazmasına izin verdiği nispette… Artık milyonlarca yıl önce sönmüş yıldızların, bir an için gördüğümüz parlaklığına sahip Ahmet Erhan’ın şiirleri. Kendi de bunun farkına vardı ki bunu kabullenmektense tarihi geriye alıp yeniden başlamayı istedi:
“Yerden göğe doğru yağıyor yağmur / Denizden kaynağına doğru akıyor ırmak / Yıllarca yürüdüğü o yolda nedenini bilmeden gerisin geri dönüyor bir adam / Ömrünün kalan kısmını ayak izlerini silmek için harcayacak / Ateşi görmeden külle karşılaşacak. // Kuşlar toprağın derinliğine doğru kanat çırpıyor artık / Kertenkeleler bir kuyruk vuruşuyla gökyüzüne varıyor / Fotoğraflarına hep tersten bakıyor adam / Aynaların, aynaların önünde duruyor ömrünün bir tek anını bile yitirmemek için / Saçlarını ıslatıp ıslatıp yine tarıyor. // Geri geri giden otomobiller yolun sonuna bir kağnı olarak varıyor / Prometheus’un ateşi bir kere daha çalması gerekecek / Bir masa birdenbire ağaca dönüşüyor, bir ekmek buğdaya, bir bardak su ırmağa / Çırılçıplak soyunuyor adam ve yalıyor boylu boyunca toprağa…” (59)
DİPNOTLAR:
(1) Ahmet Erhan – Ersun Çıplak. Yom Sanat. S. 15. ss. 53-54.
(2) Ahmet Erhan. (2017). “Gölge”. Sahibinden Satılık. (Burada Gömülüdür: 2. Cilt içinde) Kırmızı Kedi. s.538.
(3) Ahmet Erhan. (2019). “Milattan Önceki Şiirler”. Alacakaranlıktaki Ülke. (Burada Gömülüdür: 1. Cilt içinde) Kırmızı Kedi. s.89.
(4) Ahmet Erhan. (2019). “Milattan Önceki Şiirler”. Alacakaranlıktaki Ülke. (Burada Gömülüdür: 1. Cilt içinde) Kırmızı Kedi. s.91.
(5) Ahmet Erhan. (2019). “Milattan Önceki Şiirler”. Alacakaranlıktaki Ülke. (Burada Gömülüdür: 1. Cilt içinde) Kırmızı Kedi. s.94.
(6) Ahmet Erhan. (2019). “Acılı Çağların Çocukları”. Alacakaranlıktaki Ülke. (Burada Gömülüdür: 1. Cilt içinde) Kırmızı Kedi. s. 60.
(7) Ahmet Erhan. (2019). Zeytin Ağacı. (Burada Gömülüdür: 1. Cilt içinde) Kırmızı Kedi. s.249.
(8) Ahmet Erhan. (2019). Ateşi Çalmayı Deneyenler İçin. (Burada Gömülüdür: 1. Cilt içinde) Kırmızı Kedi.. ss. 287, 306, 323, 353.
(9) Bir kere de toplu eserlerine almadığı “Sevdalarda” başlıklı şiirinde yer alıyor. Bk. Militan. S. 18. s.57.
(10) Ahmet Erhan. (2019). Alacakaranlıktaki Ülke. (Burada Gömülüdür: 1. Cilt içinde) Kırmızı Kedi. ss. 63, 64.
(11) Atilla Akar. (2009). “1977 Provokasyon Süreci ve Düşük Yapan Darbe: Org. Namık Kemal Ersun’un Sessiz Tasfiyesi”. Türkiye’de Komplolar Provokasyonlar Tarihi. Profil.
(12) 12 Eylül’de “Şartlar Olgunlaşmış Netekim!” (6 Eylül 2009). Yeni Şafak. https://www.yenisafak.com/gundem/12-eylulde-sartlar-olgunlasmis-netekim-209626. Ayrıca Bk. https://tr.wikipedia.org/wiki/Bedrettin_Demirel
(13) Ahmet Erhan. (2019). Alacakaranlıktaki Ülke. (Burada Gömülüdür: 1. Cilt içinde) Kırmızı Kedi. ss. 87, 88.
(14) Öteki Şiirler. s.11.
(15) Ahmet Erhan. (2019). Yaşamın Ufuk Çizgisi / Akdeniz Lirikleri. (Burada Gömülüdür: 1. Cilt içinde) Kırmızı Kedi. ss. 111, 113, 114, 123, 130, 156.
(16) Ahmet Erhan. (2019). Sevda Şiirleri. (Burada Gömülüdür: 1. Cilt içinde) Kırmızı Kedi. ss. 223, 229.
(17) Ahmet Erhan. (2019). Zeytin Ağacı. (Burada Gömülüdür: 1. Cilt içinde) Kırmızı Kedi. ss. 252, 270, 283.
(18) Ahmet Erhan. (2019). Ateşi Çalmayı Deneyenler İçin. (Burada Gömülüdür: 1. Cilt içinde) Kırmızı Kedi. ss. 295, 297, 305, 306, 331, 332, 345, 346, 347.
(19) Ahmet Erhan. (2019). Ölüm Nedeni: Bilinmiyor. (Burada Gömülüdür: 1. Cilt içinde) Kırmızı Kedi. ss. 461, 477, 482.
(20) Ahmet Erhan. (2019). Deniz, Unutma Adını. (Burada Gömülüdür: 1. Cilt içinde) Kırmızı Kedi. ss. 461, 477, 482. s.497.
(21) Ahmet Erhan. (2017). Ne Balık Ne de Kuş. (Burada Gömülüdür: 2. Cilt içinde) Kırmızı Kedi. s. 334.
(22) Ahmet Erhan. (2017). Öteki Şiirler. (Burada Gömülüdür: 2. Cilt içinde) Kırmızı Kedi. ss. 61, 87, 119.
(23) Ahmet Erhan. (2017). Öteki Şiirler. (Burada Gömülüdür: 2. Cilt içinde) Kırmızı Kedi. s.87.
(24) Ahmet Erhan. (2019). Alacakaranlıktaki Ülke. (Burada Gömülüdür: 1. Cilt içinde) Kırmızı Kedi. ss. 24, 69, 79, 91, 94, 96, 97, 98, 102.
(25) Ahmet Erhan. (2019). Yaşamın Ufuk Çizgisi / Akdeniz Lirikleri. (Burada Gömülüdür: 1. Cilt içinde) Kırmızı Kedi. ss. 111, 114, 116, 123, 132, 138, 156.
(26) Ahmet Erhan. (2019). Sevda Şiirleri. (Burada Gömülüdür: 1. Cilt içinde) Kırmızı Kedi. ss. 203, 214, 216, 223, 224, 228.
(27) Ahmet Erhan. (2019). Zeytin Ağacı. (Burada Gömülüdür: 1. Cilt içinde) Kırmızı Kedi. s.251.
(28) Ahmet Erhan. (2019). Ateşi Çalmayı Deneyenler İçin. (Burada Gömülüdür: 1. Cilt içinde) Kırmızı Kedi. ss. 290, 297, 298, 302, 303, 304, 311, 318, 323, 326, 332, 333, 336, 355, 357.
(29) Ahmet Erhan. (2019). Ölüm Nedeni: Bilinmiyor. (Burada Gömülüdür: 1. Cilt içinde) Kırmızı Kedi. ss. 378, 389, 391, 395, 415, 428, 429, 433, 440, 451, 452, 458, 464, 474, 488, 489.
(30) Ahmet Erhan. (2019). Deniz, Unutma Adını. (Burada Gömülüdür: 1. Cilt içinde) Kırmızı Kedi. s.498.
(31) Ahmet Erhan. (2017). Öteki Şiirler. (Burada Gömülüdür: 2. Cilt içinde) Kırmızı Kedi. ss. s. 48, 64, 111, 118, 120.
(32) Ahmet Erhan. (2017). Çağdaş Yenilgiler Ansiklopedisi. (Burada Gömülüdür: 2. Cilt içinde) Kırmızı Kedi. ss. 152, 174, 201, 221.
(33) Ahmet Erhan. (2017). Resimli Ahmetler Tarihi. (Burada Gömülüdür: 2. Cilt içinde) Kırmızı Kedi. ss. 231, 249, 300.
(34) Ahmet Erhan. (2017). Ne Balık Ne de Kuş. (Burada Gömülüdür: 2. Cilt içinde) Kırmızı Kedi. ss. 317, 320, 327.
(35) Ahmet Erhan. (2017). Kaybolmuş Bir Köpek İlanı. (Burada Gömülüdür: 2. Cilt içinde) Kırmızı Kedi. s.419.
(36) Ahmet Erhan. (2017). Sahibinden Satılık. (Burada Gömülüdür: 2. Cilt içinde) Kırmızı Kedi. ss. 523, 572.
(37) Ahmet Erhan. (2019). “Alacakaranlıktaki Ülke”. Alacakaranlıktaki Ülke. (Burada Gömülüdür: 1. Cilt içinde) Kırmızı Kedi. s.24.
(38) Ahmet Erhan. (2019). “Uçurum”. Alacakaranlıktaki Ülke. (Burada Gömülüdür: 1. Cilt içinde) Kırmızı Kedi. s. 69.
(39) Ahmet Erhan – Ersun Çıplak. Yom Sanat. S. 15. s.55.
(40) Şükrü Uğuz. Panik Bozukluk. Davranış Terapileri Akademisi. Yayımlanmamış Ders Notu.
(41) Ahmet Erhan. (2019). “Ülkemde Bir Gece”. Alacakaranlıktaki Ülke. (Burada Gömülüdür: 1. Cilt içinde) Kırmızı Kedi. s.45.
(42) Ahmet Erhan. (2019). “Alacakaranlıktaki Ülke”. Alacakaranlıktaki Ülke. (Burada Gömülüdür: 1. Cilt içinde) Kırmızı Kedi. s.30.
(43) Ahmet Erhan. (2017). Öteki Şiirler. (Burada Gömülüdür: 2. Cilt içinde) Kırmızı Kedi. s.127.
(44) Ahmet Erhan. (2019). “Dengeleme Ülke”. Alacakaranlıktaki Ülke. (Burada Gömülüdür: 1. Cilt içinde) Kırmızı Kedi. s.74.
(45) Ahmet Erhan. (2019). Alacakaranlıktaki Ülke. (Burada Gömülüdür: 1. Cilt içinde) Kırmızı Kedi. ss. 35, 48, 60, 76.
(46) Ahmet Erhan. (2019). Alacakaranlıktaki Ülke. (Burada Gömülüdür: 1. Cilt içinde) Kırmızı Kedi. ss. 81, 103. Yaşamın Ufuk Çizgisi / Akdeniz Lirikleri. s.196. Ateşi Çalmayı Deneyenler İçin. s.330.
(47) Ahmet Erhan. (2019). “Akşam Karanlığında Şiir”. Alacakaranlıktaki Ülke. (Burada Gömülüdür: 1. Cilt içinde) Kırmızı Kedi. s.52.
(48) Ahmet Erhan. (2019). Alacakaranlıktaki Ülke. (Burada Gömülüdür: 1. Cilt içinde) Kırmızı Kedi. ss. 56, 59, 92, 99. Ateşi Çalmayı Deneyenler İçin. s.289.
(49) Ahmet Erhan. (2019). Ateşi Çalmayı Deneyenler İçin. (Burada Gömülüdür: 1. Cilt içinde) Kırmızı Kedi. ss. 297, 333. Ahmet Erhan. (2017). Sahibinden Satılık. (Burada Gömülüdür: 2. Cilt içinde) Kırmızı Kedi. s.563.
(50) Ahmet Erhan. (2019). Alacakaranlıktaki Ülke. (Burada Gömülüdür: 1. Cilt içinde) Kırmızı Kedi. s.75.
(51) Ahmet Erhan. (2019). “Bir Baba İçin”. Zeytin Ağacı. (Burada Gömülüdür: 1. Cilt içinde) Kırmızı Kedi. s.240.
(52) Ahmet Erhan. (2019). “Milattan Önceki Şiirler”. Alacakaranlıktaki Ülke. (Burada Gömülüdür: 1. Cilt içinde) Kırmızı Kedi. s.104.
(53) G. Deleuze – F. Guattari. (2012). Kapitalizm ve Şizofreni – 1: Anti-Ödipus. (Çev. F. Ege, H. Erdoğan, M. Yiğitalp). Bilim ve Sosyalizm.
(54) Ahmet Erhan. (2019). “Sunu”. Yaşamın Ufuk Çizgisi / Akdeniz Lirikleri. (Burada Gömülüdür: 1. Cilt içinde) Kırmızı Kedi. s.109.
(55) Ahmet Erhan. (2019). “Yazı Bitiren Cırcırböceklerinin”. Yaşamın Ufuk Çizgisi / Akdeniz Lirikleri. (Burada Gömülüdür: 1. Cilt içinde) Kırmızı Kedi. s.158.
(56) Carl Gustav Jung. (2019). Nietzsche’nin Zerdüşt’ü Üzerine Seminerler: 1934–1939. (Çev. Turgut Berkes). İstanbul: Alfa.
(57) Ahmet Erhan. (2019). “Zeytin Ağacı”. Zeytin Ağacı. (Burada Gömülüdür: 1. Cilt içinde) Kırmızı Kedi. s.271.
(58) Ahmet Erhan – Ersun Çıplak. Yom Sanat. S. 15. s.54.
(59) Ahmet Erhan. (2019). Ölüm Nedeni: Bilinmiyor. (Burada Gömülüdür: 1. Cilt içinde) Kırmızı Kedi. s.401.

