YAŞAM 

‘SESSİZLİKLE’ YIKIYORUZ İÇİMİZİ; İLKYAZ SÜRGÜNÜ HEP İÇİMİZ…

Gün ışımak üzere. Doğa uyandı uyanacak. Cemreler düşeli çok oldu. Martta kar yağdı toprağımıza, nisanda yağmur fırtınası eksik olmadı. Çok üşüdük. Titredi yalnızlığımız. Hint şair Rabindranath Tagore gibi “sessizlikle” yıkayıp durduk içimizi. İçimiz dışımız bir olamadı bir türlü, hep gizli kaldık. Çığlığımız benliğimizin duvarlarında yankılandı. Erdal Atabek’in dizeleri ne de güzel anlatıyordu duygularımızı: “Tohumdun/ toprağa sürdüler seni. // Akarsuydun/ yüzlerine sürdüler seni/ ışıdı yüzleri/ doğan güneşe karşı. // İnsana sürdüler seni/ ağaçlara sürdüler. // Yeşil dal uçlarında/ bahar sürgünü doğmaların/ bundandır.” Dışımız bahar, içimiz sürgündü. Sürüldük ömür boyu. Hangi takvim…

Devamını Oku
EDEBİYAT YAŞAM 

‘SENİ ÖYLESİNE DÜŞLEDİM Kİ YİTİRDİM GERÇEKLİĞİNİ…’

Şair, yıllar önce bir nisan akşamında kentin sokaklarında yürüyordu yalnız başına. Kent hüzünlüydü, nisan hüzünlüydü, şair hüzünlüydü. Rüzgârın çıktığı saatlerde sokaklar bomboştu. Kaldırımlar yalnız, şair yalnız, şairin sevdiği kadın yalnızdı. Şair, notlar düştü defterine; üşüyordu, eli titreye titreye yazdı: “Sonsuz korkular öğretti aslında bu kent sana. Yaşamı da, sevgiyi de, hüznü de… Kalabalık caddeler tir tir titretti seni bir ilkbahar akşamında. Umursamazlığı öğretti bu kent sana. Yirmili yaşlarının coşkusuyla içinde gizlice saklanan bir düşünce, çocuk gözlerindeki yas bulutu ve daha sonra aşkı öğretti.” Şairin dizeleri birikti, düşleri birikti. * *…

Devamını Oku
YAŞAM 

‘GÖKYÜZÜNE ÇEVİR YÜZÜNÜ; ORADA NE DÜNYALAR VAR…’

Karamsar mısın? Derdi ve kederi bir kenara bırak. Sil gözyaşlarını, kurumasın. Yarının güneşini yakala. Isıt üşümüş umutlarını. Seni hayata bağlayan sözcüklere tutun. Asla bırakma. Unutma o sözcüklerden yeni başlangıçların devşirildiğini. Bazı bazı geçmişin ajandasında gezin, bazı bazı geleceğin işlenecek almanaklarına yazdır adını. Öyle bir işlensin ki adının ünlemi, bir izin kalsın sonranın takviminde. Geçmişin, geleceğinin mükâfatı olsun. Geçmişte biriktirdiğin acı tecrübeler, geleceğinin umut sofrasında bir tat bıraksın. Leziz mi leziz umut sofraları kurulsun yeryüzünün yalnızlık coğrafyasında. Belki o vakit bir şiir dize gelsin, şairin ismi yine bizde saklı kalsın: “Gökyüzüne…

Devamını Oku
EDEBİYAT KÜLTÜR-SANAT 

‘ADANA YOLLARINDA, PAMUKLAR DALLARINDA…’

Adana’dayızdır. Cemreler düşmüş, bahar nihayet yüzünü göstermiştir. Toroslar gürül gürül erimeye başlamıştır. Portakal çiçekleri yeni yeni kokmaya başlayacaktır. Yarınlar bizimdir, yarınlara umutla bakıyoruzdur. Kısa süre önce yitirdiğimiz Adanalı şair Salih Bolat, “kanatlarını açmış”, bize bir şeyler fısıldamaktadır: “En eski yüzlerimizle duruyoruz ayakta/ alacakaranlığın kapısında/ kollarımızda yıkılmış tapınakların büstleri/ yalın ve anlaşılır şeyler konuşuyoruz/ gelecek günler hakkında.” Ve şöyle devam etmektedir: “Diyoruz ki artık kararmayacak sözün gümüşü/ bir bulutun gölgesi olsun düşmeyecek alnımıza/ ölüler de yiyecekler güz yemişlerini/ gece toplayacak uykunun dağılmış harmanını/ bir kez daha dinleyeceğiz toprağın öyküsünü.” O “toprak”,…

Devamını Oku
YAŞAM 

BEKLİYORUZ SESSİZCE; YAĞMURLAR CEMRELERİ GETİRECEK…

Gülsüm Cengiz’in, şiirinde dediği gibi olacak belki de her şey; bir anda, birden: “Bir bakmışsın bahar gelmiş/ eriklerde bembeyaz çiçekler/ (…) // Bahar gelmiş ansızın/ kış çekip gitmiş sessiz sedasız./ Köşe başlarında menekşeler, laleler/ dost yüzlerde gülücükler.” Çünkü soğuk kış günlerimiz; “bir zincirin halkası gibi ekleniyor birbirine, yarı karanlık gündüzlerde ve yıldızsız gecelerde”… İhtiyacımız var: Artık her sabah aydınlığa uyanmaya… Umutsuzluk çağının sona erdiğini görmeye… Kaygılarımızın közünün küllenmesine… Kaygılarımız dün de vardı, bugün de var ve yarın da var olacak. Ama biz; ne dünkü biziz artık, ne de yarınki biz…

Devamını Oku
YAŞAM 

‘O KIŞ, YALNIZLIĞIMIZA SIĞINDIK; BİZDİK AÇMAYI BEKLEYEN ÇİÇEK…’

Geceler sabahlara, gündüzler akşamlara erişiyor; takvimler kasımlarda aralıklarda, mevsimlerse güzlerde kışlarda derişiyor. Bir kum saati, bir duvar saati hangi zaman dilimini gösteriyor bizlere; bir yürek saati hangi şairin zamansız dizelerini nakşediyor soğuk kış gecelerimizde, hangi dizeler nakşediliyor da ısıtıyor üşüyen ellerimizi? “O kış, yalnızlığımıza sığındık/ çakan fener de bizdik, uğuldayan deniz de/ bizimdi kumsaldaki ayak izleri/ bizdik açmayı bekleyen çiçek, avludaki saksıda/ ve bizdik onaran, aramızdaki yıkık köprüleri o kış uykusunda” diye yüreğini dizeliyor bir şair. İsmi not edilmemiş. Dünyanın “sekiz yüzlü bir yalan olduğunu” haykıran bir başka şair de,…

Devamını Oku
YAŞAM 

ABRUZZO BÖLGESİ’NDE KIŞ MEVSİMİ

ARALIK 2008’İN SON GÜNLERİ… L’AQUILA – Hava son birkaç gündür iyice soğudu burada. Yakında kar da yağmaya başlar ve Abruzzo Bölgesi’nin o dik yamaçlı dağlarının uzun süredir giyindiği gelinlik şehrimizi de süslemeye koyulur. Abruzzo Bölgesi, İtalya’nın en yüksek coğrafyası olduğu için uğramaz buraya o pek meşhur Akdeniz iklimi. Karasallaşıp diğer iklimlerden farklılaşmıştır Abruzzo bu yönüyle. Bulutların içinde yaşamak, sis indiğinde göz gözü görmemektir Abruzzo’yu solumak. Sicilya’ya inip on derece enleminde olmak, Napoli Körfezi’nde dalgalarla boğuşmak ya da Venedik’in serin sularında bulmak kendini… İşte, tüm bunlar değildir Abruzzo’da kardan adamlı bir…

Devamını Oku
YAŞAM 

‘MEVSİM GÜZ, KASIMDA AŞK BAŞKA…’

Yılların biriktirdiği hüzün, son günlerin yağdırmakta olduğu gözyaşı sürükleyip götürüyor bizi uzaklara. Gökyüzü mavisi bakışlar doluşuyor gözlerine, gözlerin okyanus derinliği oluveriyor. Bulutlar sonbahar önceliğinin yahut sonralığının kararsızlığını yaşıyor. Kasım ayının en delidolu, en doyumsuz, en karmaşık duygularıyla sarmalanıyor dört bir yanımız. Ve sessizliğin sesiyle çoğalıyoruz. Denize bakan bir kafede kahveni yudumluyorsun şu sıralarda, biliyorum. Mızıka çalan bir çocuk görüyorsun, parmakları üşümüş; mızıkanın melodisi duygularını kıpırdatıyor ve sen iç dünyanda düşlerinle buluşuyorsun. Kasımdan, kasımpatılardan dem vuran bir şairin (*) ‘güz hüzünlenmesi’ne ortak oluyorsun ansızın: “Mevsim güz/ kasımda aşk başka/ ayrılık, her…

Devamını Oku
YAŞAM 

YALNIZLIĞA ÂŞIK BİR BEN

Kasımı ortaladık gidiyoruz. İçimizde geçmişten kalma hüzünler, hele de yağmurlu ikindilerde gözlerimizden yüreğimize süzülüp gidiyor. Sokakta sarmaş dolaş yürüyen sevgililer görüyorum. Sinema önlerinde bir aşk filminden çıkmışlığın tuhaf his cümbüşünü, kaybolmuşluğunu veyahut özlemi, tutkuyu, umudu arayışın sarhoşluğunu yaşıyorlar. Yağmurlu ikindi vaktinde sokak aralarında, kafe önlerinde dolanıyorum. Gözlerim dolu dolu oluyor; terk edilmişliğin, yalnızlığın insanı olgunlaştıran yanı, bir o kadar da kahredici tarafı. Ben, “olgunlaştıran” tarafındayım. Ve hep de o tarafta olacağım. “Yalnızlık tanrıya mahsus” diyenlere inat, ben hep yalnız tarafta bulunacağım. Yalnızlık, bir başınalık bana hep güç veriyor çünkü ve…

Devamını Oku
YAŞAM 

GÜZ YOLCUSU

Sabah gün ağarırken varıyorum Ankara’ya. Hava ayaza kesmiş, sıcaklık bir ya da iki derece. Kendimi hemen otobüs terminalinde bir kafeye atıyorum. Sıcak bir şeyler içsem iyi olacak diye düşünüyorum. Yaklaşık bir saat oturuyorum kafede. Sıcak ortam iyi geliyor. Sonra kafeden çıkıp metroya biniyorum. Kızılay İstasyonu’nda ineceğim. Gerçi otobüs terminalinden Kızılay istikametine seyreden bu hattın ismi ‘Ankaray’; ama olsun, ben yine de ‘metro’ diyeyim. Şehrin yavaş yavaş kalabalıklaşmaya başladığı dakikalar… Metro da kalabalıklaşıyor istasyon istasyon. Önce tek tük insanlar, ardından yoğun kalabalık. Kızılay İstasyonu’nda iniyorum. İstasyonun Karanfil Sokak çıkışını ararken Ankara…

Devamını Oku
hititbet
bettilt
xslot
xslot
bettilt
betpark
bettilt
betnano
holiganbet
holiganbet
holiganbet
holiganbet
betnano
betpark
betpark
Betpark
Betpark
betpark
casinolevant
Betpark
betpark
runtobet
casinolevant
casinolevant
jojobet
jojobet
jojobet
jojobet
betpark
betkom
betpark
betpark
betpark
betpark
betgaranti
betpark
onwin
sahabet
sahabet
sahabet
sahabet
sahabet
sahabet
betkom
betkom
betkom
onwin
betgaranti
betgaranti
sahabet
sahabet
betgaranti