ÇUKUROVA: KENT, KÜLTÜR, BELLEK 

BİR ŞEHRİN PERDESİ KAPANINCA…


Avrupalıların Osmanlı için “hasta adam” dediği günlerdi.

İmparatorluk yorgundu. Devletin bünyesi ağırlaşmış, kurumlar hantallaşmış, maliye sarsılmış, taşra kendi kaderine terk edilmişti. Fakat bütün bu karanlığın içinde hâlâ çare arayanlar vardı. İmparatorluğun çöküşünü seyretmek yerine, onu yeniden ayağa kaldırmanın yollarını düşünen aydınlar, devlet adamları, fikir insanları vardı.

Onlardan biri de Ziya Paşa’ydı.

O, yalnızca şair değildi. Yalnızca devlet adamı da değildi. Döneminin meseleleriyle dertlenen, yazan, tartışan, itiraz eden, çözüm arayan bir Osmanlı aydınıydı. Namık Kemal’le birlikte yalnızca siyaseti değil; eşitliği, azınlıklar meselesini, dış politikayı, maliyeyi, tarımı, sanayiyi, borçları, kapitülasyonları, meclisi, sultanın konumunu, bürokrasiyi, adaleti ve eğitimi mesele edinen bir isimdi.

Ama muhalifler o zaman da sevilmiyordu.

Payitahta fazla yakın durmaları sakıncalıydı. Uzakta olmaları daha uygundu.

1878’in Haziran ayı başında Ziya Paşa, Adana’ya vali olarak tayin edildi.

Ecnebi memleketler görmüş, Paris’in, Londra’nın fikir ikliminden geçmiş, Osmanlı’nın hem içini hem dışını bilen bu şair devlet adamının Adana’ya vali olarak gönderileceği haberi şehre ulaştığında, Taş Köprü civarındaki kahvehaneler hareketlendi.

Dama oynayanlar, kahve içenler, nargilesini fokurdatanlar, sohbet halkalarında yerini alanlar şimdi aynı şeyi konuşuyordu:

Ziya Paşa nasıl bir vali olacak?

Büyük Gazino’da bulunan vilayet erkânı, idare meclisi üyeleri ve biraz mürekkep yalamış olanlar, hafızalarında kalan ‘Terci-i Bend’ mısralarını okuyarak meşhur şairin gelişini kutluyordu. Bazı masalarda heyecan daha da yüksekti. Ziya Paşa’ya öykünen genç şairler, beyitleriyle coştukları o büyük üstatla tanışacak olmanın merakıyla iskemlelerinde bir oturup bir kalkıyordu.

Birkaç gün sonra Ziya Paşa, Adana’ya geldi.

Ve daha ilk icraatlarıyla sıradan bir vali olmayacağını gösterdi.

Ulu Cami’de kılınan cuma namazlarında kendisi için ayrılan ön safa geçmiyor, neresi denk gelirse orada, halkın arasında saf tutuyordu. Adanalıların “Yağmur duasına çıkalım” önerisine, “Seyhan Irmağı böyle boşa akarken ben Allah’tan nasıl yağmur isterim?” diyerek karşı çıkıyordu. Çünkü ona göre mesele yalnızca dua etmek değil, aklı ve imkânı da seferber etmekti.

Seyhan boşa akmamalıydı.

Bentler yapılmalı, tarımsal sulama artırılmalı, sel baskınlarına çare bulunmalıydı. Çiftçiyi sömüren faizcilerle mücadele edilmeli, mektepler açılmalı, şehir denizle buluşturulmalıydı. Bunun için Karataş yolu açılmalıydı. Bunları yaptı.

Ziya Paşa’nın valiliği, yalnızca idari bir görev değildi. O, Adana’ya bir şehir fikriyle bakıyordu.

Çünkü şehir, yalnızca yolları, binaları, çarşıları, camileri, köprüleri olan yer değildi. Şehir, aynı zamanda ortak hayatın, ortak aklın, ortak duygunun ve ortak hayalin kurulduğu yerdi. Bir şehirde su akıyorsa ama toprağa can vermiyorsa, yol varsa ama ufka açılmıyorsa, insan varsa ama fikir dolaşmıyorsa, orada eksik kalanlar vardı.

Ziya Paşa bu eksikliği görüyordu.

Onun için Adana’da yaptığı işler yalnızca altyapı hamleleri değildi. Her biri, şehri uyandırma çabasının parçasıydı.

Fakat bunca icraatın arasında öyle bir işe girişti ki bu hamle payitahta yapılan şikâyetlerin başına kondu.

Ziya Paşa, Adana’da tiyatro istiyordu.

1880’lerin Adana’sında bu, başlı başına bir zihniyet devrimiydi.

Çünkü tiyatro, yalnızca sahneye çıkan oyuncuların replik söylediği bir yer değildir. Tiyatro, toplumun kendisine dışarıdan bakma imkânıdır. İnsan orada gülerken düşünür, izlerken sorgular, başkasının hayatında kendi hayatını görür. Tiyatro, bir şehrin hayal gücünü büyütür. İnsanların aynı salonda bir araya gelip aynı hikâyeye kulak vermesini sağlar. Ortak duyguyu, ortak dikkati ve ortak hafızayı besler.

Ziya Paşa bunu biliyordu.

Toplumu fikren zenginleştirecek en önemli araçlardan birinin tiyatro olduğuna inanıyordu. Çünkü ona göre kalkınma yalnızca tarımda, yolda, köprüde, parada, ticarette değildi. Kalkınma biraz da insanın zihninde başlardı. Bir şehir önce düşünmeyi, görmeyi, dinlemeyi, tartışmayı, güzelliği fark etmeyi öğrenmeliydi.

1880 yılının Ocak ayıydı.

Ziya Paşa, Hükûmet Konağı civarında mezbele hâlinde bulunan ve belediyeye ait bir arsayı gözüne kestirdi. Kurmak istediği tiyatro binası için bundan daha uygun bir yer bulunamazdı. Zaten Beyrut’tan bir tiyatro kumpanyasıyla da yazışıyordu.

Hesabını yapmıştı.

Tiyatro binası kırk bin kuruşa yapılabilecekti. Beyrut Tiyatro Kumpanyası’ndan dört aylık kira bedeli olarak beş bin beş yüz kuruş alınacak, başka kumpanyaların talepleri de değerlendirilecek, böylece üç yıllık kira geliri Adana Tiyatro Binası’nı finanse etmeye yetecekti.

Çünkü iyi yöneticilik, yalnızca emir vermek değildi. Kaynağı görmek, imkânı büyütmek, ihtiyacı sezmek ve geleceğe yatırım yapmaktı. Ziya Paşa’nın tiyatro hamlesi, Adana için tam da böyle bir yatırımdı. Bugün adına “kültür ekonomisi”, “yaratıcı şehir”, “sosyal sermaye”, “kamusal alan” dediğimiz kavramların ruhunu, o yıllarda sezmiş bir valinin hamlesiydi.

Ziya Paşa’nın daha önceki girişimleri de bu bakışın ürünüydü.

Bir önceki yıl Vilayet Konağı içinde Fransızca kursu açtırmıştı. Dersleri vermek üzere İstanbul’dan bir öğretmen getirtilmişti. Vilayet memurlarının kursa katılması zorunluydu. İsteyen mesai başlamadan bir saat önce, isteyen mesai bitiminden sonra başlayan ve bir saat süren kursa katılıyordu. Kurs halka da açıktı; memurlar için zorunlu, halk için gönüllülük esasına dayanıyordu.

Aslında Ziya Paşa, Fransızca derslerini kendisi vermek istemişti. Fakat zamanı ve sağlığı buna imkân vermemişti.

Fransızca kurslarına karşı çıkanlar oldu. Şikâyet edenler, eleştirenler, “Buna ne gerek var?” diyenler çıktı. Ama Ziya Paşa aldırış etmedi.

Çünkü bazı işler, dönemin alışkanlıklarına ters düşmeden yapılamazdı.

Şimdi tiyatro konusunda da benzer bir dirençle karşılaşacağı açıktı.

Toroslardan kereste getirildi. Masrafın bir kısmı belediyeden, bir kısmı vilayet bütçesinden karşılandı. Belediye azasından Mimar Kirkor’un çizdiği proje üzerinde günlerce çalışıldı. Ziya Paşa, geceli gündüzlü yapımın başında bulundu. Hapishanedeki mahkûmlardan inşaat işine yatkın olanlar da tiyatro binasının yapımında çalıştı.

Bugün Seyhan Kaymakamlığı binasından Büyük Saat Kulesi’ne giderken sağ tarafta kalan bölgede, Adana’nın ilk tiyatro binası yükseliyordu.

İnşaat bir ay gibi kısa bir sürede tamamlandı.

Adana artık çok şık ve kullanışlı bir tiyatro binasına sahipti.

Ama bina yapmak yetmezdi.

Şimdi sıra sahneye konacak eserlerdeydi.

Ziya Paşa bu konuyu da bizzat üzerine aldı. Molière’den ‘Akl-ı Evvel’, ‘Riyanın Encâmı’ ve ‘Tartüffe’ adlı oyunları manzum olarak hazırladı. Tercümeler ve adaptasyonlarla sahneye uygun hale getirdiği eserleri, bir rejisör titizliğiyle uyguladı. Provalarda bulundu. Oyuncularla ilgilendi. Sahnenin yalnızca kurulmasına değil, yaşamasına da emek verdi.

Çünkü bir şehre bina kazandırmak başka, o binanın ruhunu kurmak başkadır.

Tiyatroya seyirci sağlamada da sorun yaşanmadı. Fransızca kursunda olduğu gibi, memurların tiyatro izlemesi şart koşuldu. Devlet memurları kendilerine ayrılan günlerde tiyatroya gitti. Şehrin ilk kez tanıştığı bu sanat, kısa zamanda ilgi gördü. Tiyatro da tıpkı Fransızca kursu gibi memurlara ücretsizdi. Memur olmayanlar ise cüzi bir ücret ödeyerek temsilleri izliyordu.

Tiyatronun en önemli unsurlarından biri de elbette oyunculardı.

O devirde tiyatro oyuncusu bulmak kolay değildi. Ziya Paşa bu sorunu da çözdü. İstanbul’dayken tanıdığı sanatkârlardan bir grup oluşturdu. Asıl mesleği avukatlık olan ve “Artist” lakabıyla anılan İbrahim Haşim’in başını çektiği toplulukta, dönemin önemli tiyatrocularından Yeranuhi ve Vergine Kovakuşyan kardeşler, Fasulyacıyan ve Manuk Sisak gibi isimler de vardı.

Ziya Paşa, onları Adana’ya getirterek idealindeki tiyatroyu temelden kurmuştu.

On üç kişiden oluşan İbrahim Efendi Kumpanyası, 1880 yılının Ocak ayı başlarında İstanbul’dan Mersin’e Hidiv vapuruyla geldi. Adana Tiyatrosu’nda sahnelenen ilk eser ‘Akl-ı Evvel’ oldu. Mart ayı içinde temsiller başladı, Mayıs başında son gösterimler yapıldı.

Ne yazık ki Adana’nın ilk tiyatrosu uzun ömürlü olamadı.

Temsiller haftada iki gün verildi. Bir buçuk aylık süre içinde üç eser sahnelendi. Ziya Paşa’nın hastalığının ağırlaşması ve ardından ölümü üzerine tiyatronun perdesi kapandı.

Asıl acı olan da bundan sonrasıdır.

Ziya Paşa’nın ölümünden sonra, tiyatroya karşı olan fakat bu düşüncelerini vali hayattayken açığa vuramayanlar hemen devreye girdi. Topluma tiyatronun dini zedelediği, devam etmesinin zararlı olduğu anlatıldı. Ziya Paşa’nın bu ve diğer icraatlarıyla ilgili İstanbul’a yapılan şikâyetleri incelemek üzere Hacı Akif Efendi gönderildi. Aynı zamanda vali vekilliğine atanan Hacı Akif Efendi’nin kararıyla tiyatro bir daha perdesini açamadı.

Bir süre vilayet matbaası olarak kullanılan tiyatro binası daha sonra yıkıldı.

7 Mayıs 1880 tarihli, 96 sayılı Tercüman-ı Hakikat gazetesinde şu kısa haber yayımlandı:

Oyunlar için bundan üç-dört ay önce Adana’ya gitmiş olan, 13-14 kişiden ibaret bulunan tiyatro kumpanyası, geçen cumartesi günü İstanbul’a dönmüştür.

Hepsi bu kadardı.

Bir şehrin ilk tiyatro macerası, bir gazetenin birkaç satırlık haberine sığmıştı.

Oysa o birkaç satırın arkasında büyük bir şehir hayali vardı.

Ziya Paşa’nın Adana’da kurduğu tiyatro, yalnızca bir bina değildi. Bir çağrışım merkeziydi. Bir modernleşme arzusuydu. Bir kamusal alan denemesiydi. Birlikte izlemeyi, birlikte düşünmeyi, birlikte gülmeyi, birlikte sorgulamayı mümkün kılan bir sahneydi.

Belki de en önemlisi, Adana’nın kültür tarihinde erken açılmış bir pencereydi.

Fakat o pencere kapandı.

Bir şehir için en büyük kayıplardan biri, kurduğu kurumları yaşatamamasıdır. Çünkü kültür, yalnızca bir defalık hamlelerle var olmaz. Kuşaktan kuşağa aktarılmadıkça, çağın şartlarıyla buluşturulmadıkça, yeniden üretilmedikçe zayıflar. Bir bina yıkıldığında sadece taş, kereste, kiremit yok olmaz. Hafıza da eksilir. Şehrin kendine dair anlatısı da yaralanır.

Adana bugün festivaller düzenleyen, tiyatro geleneği olan, güçlü sanatçılar yetiştirmiş, sahne sanatlarına ilgisi yüksek bir şehir.

Ama yine de şu soru insanın içini burkuyor:

Ziya Paşa’nın 1880’de gördüğü ihtiyacı, biz bugün ne kadar görebiliyoruz?

Bir şehrin kalbinde tiyatro binası yoksa o şehir yalnızca bir yapıdan mı mahrumdur?

Bence hayır.

O şehir, kendini izleme imkânından da mahrumdur. Ortak hafızasını diri tutacak bir mekândan, insanlarını aynı duyguda buluşturacak bir sahneden, gençlerinin hayal gücünü büyütecek bir merkezden de yoksundur.

Bugün şehirler yalnızca sanayiyle, ticaretle, yollarla, limanlarla, havalimanlarıyla yarışmıyor. Şehirler artık kültürleriyle, hafızalarıyla, sanatla kurdukları ilişkiyle, insanlarına sundukları kamusal hayatın kalitesiyle de yarışıyor.

Bir şehirde tiyatro varsa, orada yalnızca oyun oynanmaz.

Orada şehir kendini dinler.

Orada insan, başkasının hikâyesinde kendini bulur.

Orada çocuklar sahnenin ışığına bakıp başka bir dünyanın mümkün olduğunu hisseder.

Orada kelime çoğalır, fikir çoğalır, nezaket çoğalır, hayal çoğalır.

Ziya Paşa’nın Adana’da açmak istediği perde, işte bu yüzden yalnızca bir tiyatro perdesi değildi.

O perde, Adana’nın geleceğine açılmıştı.

Bugün bize düşen, o kapanan perdeye yalnızca hüzünle bakmak değildir. Onu yeniden hatırlamak, yeniden anlamak ve bugünün Adana’sına yakışan yeni kültür mekânlarını, yeni sahneleri, yeni buluşma alanlarını kurmaktır.

Çünkü şehir, unuttuğu hayallerini yeniden hatırladığında büyür.

Adana’nın kalbinde bir tiyatro binası olmayan bir şehir manzarası yalnızca beni mi üzüyor, bilmiyorum.

Paylaş:

Benzer yazılar

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
bets10
bets10
betpark
betgaranti
bets10
bets10
bets10
kolaybet
betpark
Vdcasino
vdcasino
alobet
betnano
meritking
alobet
hitbet
hitbet
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
alobet
alobet
hititbet
vdcasino
enjoybet
enjoybet
alobet
hitbet
betpark
betpark
betpark
betpark
alobet
hititbet
alobet
hititbet
grandpashabet
grandpashabet
enjoybet
enjoybet
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
hitbet
betplay
betplay
vdcasino giriş
vdcasino
hititbet
vdcasino
grandpashabet
vdcasino
grandpashabet
vdcasino
vdcasino
betpark
grandpashabet
grandpashabet
vdcasino
vdcasino
vdcasino
hititbet giriş
hititbet giriş
vdcasino
vdcasino
vdcasino giriş
betpark
bettilt
bettilt
vdcasino
jojobet
bettilt
imajbet
imajbet
katlabet
katlabet
imajbet
betpark
betpark
betnano
vdcasino
bettilt
grandpashabet giriş
grandpashabet
hititbet
imajbet
imajbet
norabahis
norabahis
hititbet
hititbet
vaycasino
vaycasino
holiganbet
holiganbet
betturkey
betturkey
betturkey
betturkey
bettilt
bettilt
hititbet
betturkey
imajbet
vdcasino
vdcasino
betturkey
norabahis