YAŞAM 

FLORA’NIN DÜĞÜNÜ

İyi şeyler birdenbire olurmuş. İnsanı bekletmeden gelirmiş güzellikler, öyle demiş büyüklerimiz. İşte, bu yıl bahar da öyle geldi, nazlanmadan, pat diye… Badem ağaçları dantelli elbiselerini giymiş, çiçek ve bahar tanrıçası Flora‘nın düğününe gidiyor. Caddelerde buram buram portakal çiçeği kokusu… Güneş ateşini harlamış, sımsıcak bakıyor. Burkalı hüzünleri, gün batımı kederleri ve boz bulanık hayalleri sandığa kaldırma zamanı… Sarartmadan ama! Gürül gürül bir dünya akıyor şimdilerde dışarıda… Karıncanın ayak sesleri, filizlenişi bir dalın, yaprağa özsuyunun yürümesi, toprağın bağrını yarması bir çiçeğin… Canlanan doğanın senfonik türküsü bu, ölü ruhlara şifa… Varlığın şiirsel devinimi…

Devamını Oku
YAŞAM 

GÜN BOĞUMLARI

Gün boğumu sabahlarımı anlatmalıyım sana. Üzerime oturan al karısını, karabasanı; ruhuma çöken dağılmak bilmez katran karası sisi… Türkçede bin bir çeşit renk adı varken ben saatlerimi “simsiyah” anlatmalıyım sana. Camgöbeği, çivit mavisi, çingene pembesi, yavruağzı, safran sarısı, çağla yeşili, ateş kırmızısı, leylak rengi… Rengârenk bir öykü de anlatabilirdim, evet. Ama siyahın azameti ve karanlığı öyle büyüleyiciydi ki başka bir rengin bulaşması karanlığın tüm tonlarını gösteren bu gotik tabloyu ucuz bir taklide dönüştürebilirdi. İzin veremezdim. Her sabah aynı saatte çalan saati susturmadığında başladı gün boğumlarım. O vakit anladım gittiğini, sonsuz bir…

Devamını Oku
YAŞAM 

ZEUS’UN LANETİ

Bir kelebek kanat çırptı okyanusun ötesinde, rüzgârı çöldeki şenlik ateşini söndürdü. Rüzgârın sürüklediği bulutlardan ince ince bir yağmur doldu kuyuya. Davudi bir ses yükseldi: “Beni kimse kurtarmayacak mı?” Bir bilici dedi ki: “Kendi kendini kurtaramayanı hiç kimse kurtaramaz.” Bilicinin sözlerini yalnız Yusuf duydu, kaderi bir bedevininkine düğümlü olan Yusuf. Kuyunun kederi katmerlendi. Bir karınca çıktı yuvasından, gürültüsü dağdaki ceylanı ürküttü. Kaçtı ceylan delicesine, bir dağın doruğuna erişti. Cihanı seyreyledi yücelerden, enginlere bir daha inmedi. İki damla yaş düştü gözlerinden, yıldırım oldu. Gözleri kör, kulakları sağır etti. Bir daha hiç ağlamadı…

Devamını Oku
YAŞAM 

KENDİNİ ARAYANIN SÜRGÜNÜ

Ben kimim? Hangi mevsimin yorgun rüzgârıyım? Bu kulaklara göre ağız değilim ben. Ateşim, kor kor yandım. Kararsız bir serçeyim, hangi dala konmalıyım, bulamadım. Kendi şarkılarımı içime söylemeye başlayalı beri daha bir küskünleştim; keskinleşmem gerekirdi oysa. Günebakanların güneşe hasret zamanlarında anlattım öykülerimi. Özlem ve beklemek üzerineydi hepsi. Gözlerine sürgün yemiş bir mülteciydim. Bitmiyordu sürgünüm. Yollarda aç, çıplak ve perişan halk gibi oradan oraya sürülüyordum. Her kentte biraz daha çürüyor, sana kavuşmanın imkânsızlığı ile yok olup gidiyordum. Tüm benliklerimi toprağın derinlerine gömüp öyle geldim. Tanrısını yitirmiş bir meczup ateşiyle yandım, kor oldum,…

Devamını Oku
YAŞAM 

UNUTAN İYİLEŞİR

“İnsan, hayvanla üstinsan arasına gerilmiş bir iptir, uçurumun üzerindeki bir ip” diyor Nietzsche. O yüzden mi tüm yaşam boyunca cambaz olmaya çalışmamız? Bir ömür dengede durmak için çabalamamız? Düşünce ölmekten mi yoksa hayvana dönüşmekten mi korkarız? Peki, neden korkmak yerine üstinsana ulaşmak için çabalayıp tırmanmayız? Biz insanlar çoğu zaman bu tehlikeli yolculukta insan olmayı, eşref-i mahlûkat soyunun tüm nimetlerinden sonuna dek yaralanmayı seçiyoruz. Kolay ve zahmetsiz olanı yani… Ne büyük sahtekârlık… İnsan sözcüğünün Arapça “ins-”, yani “unutan” kökünden geldiğini öğrendiğimden beri aynı kişi değilim. İnsan “unutan”dır. İnsan unutur; yapılan iyiliği,…

Devamını Oku
EDEBİYAT 

SÖZCÜKLERİN TOPUK DARBESİ

Ahh ‘Nar Ağacı’… Nâra yanıp tutuşanların, kavrulup kül olanların romanı… Nazan Bekiroğlu’nu bu kitapla tanıdım ve onun tutkunu oldum; dilinin, sözcüklerinin, hikâyelerinin… Nasıl tutulmasaydım! “Çünkü sevdim ve ben kalbiyle yaşayanlar zümresindenim” diyordu bir kere. Okudum, aynada kendimi gördüm. “Ben, bu hikâyeden sessiz sedasız nasıl çıkıp gideceğim?” diyordu, hikâyelerim hep çığlık çığlığa biterken. “Geleceğim” demedim. “Bekliyor mudur?” diyordu, beklenenin asla gelmeyeceğini iyi bilirken ben. “Bir tarafımız hep kırık kalacak belki ama ihtimal bir kafiye tutturabiliriz. Bütün yorgunluklarımızı yekdiğerinde dinlendirebilir, birbirimize sığınabilir, iki ayrı ırmağın delicesinde değil bir ırmağın derininde akabiliriz. Yeniden…

Devamını Oku
YAŞAM 

KIRIK CAMLAR

Görünmez olmak bir süper güçken bizler daha fazla görünür olmanın derdindeyiz. Daha çok beğenilmek, sesimizi daha çok duyurmak, ön saflarda olmak, hatta hep birincilik madalyasını kapmak peşindeyiz. Oysaki insan ne kadar görünür olursa o kadar açık oluyor darbelere, yaralanmaya, kırılıp dökülmeye; tam da bir hedef tahtasına dönüyor. Kırık Camlar Teorisi’ni duymuş muydunuz? Teori, 1969 yılında suç psikoloğu Philip Zimbardo’nun yaptığı bir toplumsal deneye dayanıyor. Amaç insanları suça iten ya da suçu engelleyen durumları ortaya koymak… Deneyde, zengin bir semtte bir arabaya çekiçle vurulur ve aracın camı kırılır. Birkaç saat içinde…

Devamını Oku
YAŞAM 

BAŞKA BİR HAYAT MÜMKÜN

İnsanoğlu ne zaman yeni bir yaşamı arzular ya da arzuladığı hayat hâlihazırda yaşadığından ne kadar farklı olabilir? Başka bir hayat mümkün müdür? Okuduğumuz bir kitap, izlediğimiz bir film ya da gördüğümüz bir resim hem ruhumuzda hem de bakış açımızda rengârenk ve ani bir değişim-dönüşüm meydana getirebilir. “Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti” diye başlar Orhan Pamuk, ‘Yeni Hayat’ romanına ve bizi sihirli bir yolculuğa çıkarır. Bu, kapağını açtıktan sonra tüm kitaplar için geçerlidir. ‘Alaaddin’in Sihirli Lambası’ gibi her kitabın içinden bambaşka bir cin çıkar. Bizi uçan bir…

Devamını Oku
YAŞAM 

YIRTIK UÇURTMA

İnsan yaşamının en saf ve yapmacıksız dönemi çocukluktur. İnsana iyi gelen, mutluluk veren oyunlar sadece masum çocukluk yıllarındaki oyunlardır. İnsan büyüdükçe kirlenir, doğallıktan ve içtenlikten uzaklaşır. Toplumun ona dayattığı sahte, yapmacık ve sevimsiz rollere bürünür. İnsan büyüyüp de masumiyetini ve saflığını yitirince oyunlar da değişir; zevk vermeyen, tehlikeli bir hal almaya başlar. Khaled Hosseini’ye minnet mi duymalı yoksa nefret mi hiç bilemiyorum. ‘Uçurtma Avcısı’nı okuduktan sonra insan kalbinin aynı hızla çarpması mümkün değil, paramparça oluyorsunuz çünkü. “Dünya artık bir daha hiç/ bir okul çıkışı gibi kokmayacak mı?” diyor ya Didem…

Devamını Oku
YAŞAM 

BİLMEK YA DA BİLMEMEK; ARTIK TÜM MESELE BU!

“Çok okuyan mı bilir, çok gezen mi?” Meşhur paradoks… Çözebilene aşk olsun. Doğrusu hem çok okuyan hem de çok gezen birisi olarak bildiğim tek şey, insanlara dair pek de bir şey bilmediğimdir. (Burada biraz Sokrates’ten ‘ç-alıntı’ yapmış olabilirim.) Küçük hesaplar peşinde koşanların, burnu Kaf Dağı’na değen megalomanların, kendi kusurunu hasıraltı edip başkalarınınkini duvara asanların gizemini çözemedim mesela. Sahte hayatlar yaşarken aynalara kendi yüzleriyle bakabilen insanların ikiyüzlülüğünü sindiremiyorum bir türlü. Bir gün öyle bir gün böyle davranan turnusol kâğıdı kılıklı insanlara tahammül edemiyorum mesela. Herkes bir oyundur tutturmuş gidiyor. “Anlamıyorum. Oyun…

Devamını Oku
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
Betgaranti
ultrabet
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
jojobet
jojobet
Betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betpark
betpark
Betgaranti Rehber
betpark
betpark
betgaranti
betgaranti
betpark
betpark
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betgaranti
Betgaranti
Betgaranti
hititbet
Betpark
Kolaybet
bahsegel
bahsegel
bahsegel
bahsegel
bahsegel
bahsegel
bahsegel
bahsegel
Hititbet
betgaranti
kolaybet
kolaybet
kolaybet
betpark
Betgaranti
Betgaranti
Hititbet 2026
bettilt
bettilt
Sahabet
Hititbet Giriş