EDEBİYAT FELSEFE 

AŞK; İLAHÎ

İlahî aşkın, vahdet-i vücut ile başlayan ve Enel Hak’ka kadar giden, kimi yerde ruh ile bedeni kavga haline sokan (İnsan – Tanrı – Âlem) bir yolculuk olduğunu belirtmiştik. Yolculuk varlıktan hiçliğe doğruydu. Hiçlik, tanrı ile yek olmanın adıydı. Âdemoğlunda ise aşkta yolculuk kalpten kalbe doğrudur. Ve ruh ile beden kavga halinde değildir, ortak çıkar için hareket eder haldedir. Aşk, tarafsız bir cenk halidir ve bu cengin kaybedeni olmadığı kadar kazananı da yoktur. Nâzım Hikmet’in ‘Tahir ile Zühre Meselesi’ şiirindeki şu dizeleri hatırlayın: “Yani sen elmayı seviyorsun diye/ Elmanın da seni…

Devamını Oku
ŞİİR 

SIR

  Dört kapıdan kırk makamdan Şeriattan, tarikattan Üçüncü de marifetten Er deyince hakikate ermiş idim Ol deyince O, olmuş idim.   Hallac oldum kol, bacağın kesildim Nesimi’yle dava oldum yüzüldüm Yesevi’yle mana oldum çözüldüm Dost bağında postum ile serildim Gel deyince küllerimle sarıldım.     Banaz’a gittim Pir Sultan’dım, asıldım Şarkışla’da Âşık Veysel, çalındım Sonra Gemerek’te yolun çevrildim Hak yurduna ateş oldum, kül oldum Gel deyince ben o yola gül oldum.

Devamını Oku
FELSEFE TOPLUM 

İLAHİ AŞK / İLAHİ İMLA

‘İlahi aşk’ın esası ‘vahdet-i vücut’ (varlığın bir “tek” oluşu) düşüncesidir. Varlık, “Mutlak Varlık” ile O’nun aynada yansımalarından oluşan görüntülerden ibarettir. Bu bağlamda “vahdet-i vücut”, tanrı-âlem-insan ilişkilerini açıklayan düşünce sistemidir. Bu üçlü ilişkinin Muhyiddin İbn Arabî tarafından sistemleştirildiği söylenir. İnsan, insanın içinde yaşadığı âlem ve bu âlemi yarattığı düşünülen tanrı. Arabî, “Varlık birdir, o da Hakk’ın varlığıdır” derken tam da bundan bahseder. İlahi aşk El-Hak’la ilgili değil, En’el Hakk’la ilgilidir. El-Hakk, tanrının kendisi değil, bulunduğu yerdir. İlahi aşk, tanrının bir parçası olduğunun farkına varmak ve bedenin değil, ruhun doyurulması gerektiğini düşünmektir.…

Devamını Oku
FELSEFE TOPLUM 

DÜZENİN YABANCILAŞMASI VE DÜZENE YABANCILAŞMA

“Yabancılaşma” kavramını tarihte ilk kullananın Plotinos (M.S. 205-270) olduğu söylenir. Plotinos, “Var olan tek bir şeydir. O da tindir, Tanrı’dır” der. Plotinos O’nu “bir” olarak adlandırır. O’nun haricindeki tüm şeylerin O’ndan var olduğu, başlangıcının “O” olduğu tezinden hareket eder. Bu “aşkın ‘bir’den” her şeyin çıkması varlık hiyerarşisi şeklinde olur. Oysa yaşamda aşkın olanın “düşünen insan” olduğu varsayılırsa, Plotinos’un düşüncesine yüzyıllar sonrasından bir muhalefet şerhi düşülebilir: “Daha Allah ile cihan yok iken/ Biz anı var edip ilan eyledik/ Hakk’a hiçbir layık mekân yok iken/ Hanemize aldık mihman eyledik.” – Edib Harabi…

Devamını Oku
ŞİİR 

GİTMEDEN KAVUŞMAK

Ardında bir katliam yapmadan Gitmek mümkün değildir… Onun için Herkes bilmez gitmesini Sevdiğine bölmeden kendisini…   Sevdiğine böldüğün her şey Çoğuldur özünde Sırf bu nedenle Yazılır tüm hikâyeler Ömrün parantez içine…   Gideni sırtından öpmek Gitmelere alışmaktır. Alnından öpmesini bilmek, Gitmeden kavuşmaktır.

Devamını Oku
POLİTİKA TOPLUM 

İLERİCİ GERİCİLİK – DOĞU

İslamiyet öncesi dönemde göçebe yaşam tarzı, –sürekli hareket halinde olan topluluklar açısından– özel mülkiyete izin vermiyordu. Ortak kullanım alanları topluluğun malıydı. Töreler, gelenekler kısmen de olsa eşitliği savunmaktaydı. Toplumsal yapının değişmesi için yerleşik hayata geçilmesi ve ticari alışkanlıkların dönüşüme uğraması gerekiyordu. Öyle de oldu. Yerleşik yaşam göçebe toplumun yapısını alaşağı etti. Bunun en belirgin görüntüsü “kadın” konusunda yaşandı. Üretimde başrol oynayan, çadırda başköşeye oturtulan, düşüncelerine başvurulan kadından, cariye olan, tek erkek için kavgaya tutuşan ve doğurganlık özelliği dışında dikkate alınmayan, bir erkeğin şahitliğinin karşısına iki kadının konduğu evrilme yaşandı. Tanrının,…

Devamını Oku
POLİTİKA TOPLUM 

İLERİCİ GERİCİLİK – BATI

İnsanoğlu, birbirini destekleyen gelişim süreçlerinin yerine aynı denklikte gerileme süreçlerini yarattı. “İki adım ileri bir adım geri”, yerini “iki adım geri bir adım daha geri”ye bıraktı. Küçük azınlığın zorbalığıyla nihayete eren bu süreç, “âlimine gem vurulan – cahiline saygı duyulan” ilerici gericiliğin iktidarıyla sonuçlandı. Takvimler 1215’i gösterdiğinde İngiltere’de kral ve soylular arasında yaşanan yetki çatışması ayyuka çıkmıştı ve dönemin derebeylerinin (soylularının) baskısıyla İngiliz Kralı John’a Magna Carta Libertatum imzalatılmıştı. O zamana kadar mutlak otorite sahibi birinin yetkilerinin bir kısmından feragat etmesi görülmüş vaka değildi. Zamanla bu anlaşmanın tarihsel olarak önemli…

Devamını Oku
TOPLUM 

MÜSLÜMANLIK, KADIN VE İKTİDAR

Tek tanrılı dinler geldi geleli inananlarına yüklediği boş özgüven her daim var olmuştur. Elinde çekirdeği üstüne döke döke çitlerken, akşamdan seyrettiği tartışma programından aklında kalanı en az bir ay satacağından emindir inanan. Bu bakışla dünyayı değiştireceğini, yaşamı dönüştüreceğini zannetmesi de ayrı bir trajedidir. Emperyalist ekonomik sisteme entegrasyonun iyi bir halt olduğunu beynine kazımıştır. Çünkü akşamki tartışma programında papyonlu ekonomi profesörü civcivli laflarla serbest piyasa ekonomisinin nimetlerinden bahsetmiştir. Her inanç sistemi “haline bakmadan Hasan Dağı’na oduna çıkmayı marifet bellemiş” inanana ihtiyaç duyar/duymuştur. Müslümanların kendilerinden önceki dönemi “Cahiliye Dönemi” olarak tanımlaması da…

Devamını Oku
FELSEFE TOPLUM 

VİRÜSLERİN MAKÛS TARİHİ VE KONFÜÇYÜS AHLAKI

Gezegenimizi kasıp kavuran ve adına da koronavirüs (COVID-19) denilen salgınla ilgili kafa yorma oranı maksimum seviyeye ulaşmış durumda. Konunun sıkıcılığı herkesin bir şekilde virüs üzerinden bir yerlere varma çabasından kaynaklanıyor. Tarihte onca devlet adamının, düşünürün, toplumsal olayın alamadığı yolu yeniyetme bir virüse yüklenen misyonla alma çabası enteresan bir çaba. Kimi yerde insanlığın geldiği noktayı küçümseyici de bir çaba. Elbette ki bu salgın ilk olmadığı gibi son da olmayacak. Ancak insanlığın hanesine “zararın neresinden dönülürse kâr sayılacak” bir durum olarak not edilecek. Kalanlar; olanları ve ölenleri unutacak. Kayıtlara geçmiş ilk salgın…

Devamını Oku
FELSEFE 

PLATON’UN ‘MAĞARA ALEGORİSİ’NE DOĞU’DAN KISA BİR BAKIŞ

Platon’a (Eflatun’a) minnetle… Mağaradan günümüze gelene kadar insan ve insana bağlı üretim ilişkileri toplum içi ve toplumlararası farklılaşma olarak karşımıza çıkmıştır. Bu konuda hikâye mağarada başladığına göre mağaradan dışarı çıkan ile karanlığı gerçek olarak kabul edenin konumlanışı da elbette ki farklılık göstermiştir. Antik Yunan filozofları konuya dair ilk kafa yoranlardır. Özellikle ‘Mağara Alegorisi’ne değineceğimiz için Platon’un ‘Devlet’ eserinde ortaya atılan düşünce, günümüze kadar ulaşan en somut ve anlaşılır örneklerden biri olması nedeniyle dikkat çekicidir. Özetle: “İnsanlar doğdukları an itibariyle karanlık bir mağarada zincirli haldedir. Başlarını sağa ve sola çeviremez, sırtları…

Devamını Oku
vaycasino
betpark
vaycasino
vaycasino
betgaranti
betgaranti
betgaranti
vaycasino
betpark
vaycasino
betgaranti
betgaranti
vdcasino
hiltonbet
grandpashabet
betpark
vaycasino
grandpashabet
hiltonbet
hiltonbet
meritking
meritking
meritking
meritking
milosbet
milosbet
milosbet
milosbet
hiltonbet
hiltonbet
hiltonbet
betpark
betpark
betgaranti
royalbet
royalbet
royalbet
royalbet
betpark
vaycasino
betpark
vaycasino
galabet
royalbet
royalbet
vaycasino
vaycasino
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betpark
betpark
betpark
betgaranti
betgaranti
vaycasino
vaycasino
betgaranti
betgaranti
betgaranti
vdcasino
vaycasino
vaycasino
vaycasino
norabahis
norabahis
norabahis
roketbet
norabahis
norabahis
betpark
betpark
betnano
betnano
betnano
betnano
betnano
betasus
betnano
betnano
betnano
betnano
holiganbet
holiganbet
norabahis
betpark
betpark
vdcasino
betgaranti
vaycasino
vaycasino
betgaranti
vdcasino
vaycasino
betpark
betgaranti
betnano
vdcasino
vdcasino
vaycasino
vaycasino
betpark
betpark
betpark
betorder
betorder
vaycasino
vaycasino
betnano