POLİTİKA 

CEM KARACA, AHMET KAYA VE EYLÜL HÜZÜNLERİ


<<< Soğuk, buz gibi…

Söylemesi bile ürpertici…

Ansızın gelip alıp götürdüğü yetmezmiş gibi yüreklerde bıraktığı tarifi zor, derin acı…

Yaşam var olduğu sürece ürpertici varlığını sürdürecek olan ve neredeyse her an yaşadığımız o gerçek…

“Ölüm, karşıma gel/ sırtımdan vurma beni/ alnıma sık kurşunu/ karşıma geç, yüzüme bak/ ve öldür…”

Ölüm; bu toprakların yetiştirdiği, 12 Eylül darbesinin ve sonrasında yaşanan toplumsal yabancılaşmanın gölgesinde değersizleştirilmek istenen gerçek sanatçılardan birini, Cem Karaca’yı da geçtiğimiz aylarda aramızdan aldı. Sanatsal üretimleriyle topluma mal olmuş bu gerçek değerler; cinsel öğeleri, vurguları ve tercihleri öne çıkararak “sanatçı” olanların, yozlaşmadan öte bir anlam ve içerik taşımayan sözde şarkıları seslendiren sözde “sanatçı”ların gölgesinde bırakılmak isteniyor.

Cem Karaca’yı sanatçı kişiliğiyle anarken unutulmaya yüz tutmuş bazı ayrıntılara da kısaca değinmek gerektiğine inanıyorum. Cem Karaca da diğer muhalif sanatçılar gibi ana tema olarak haksızlığa, sömürüye, baskıya ve işkenceye karşı direnişi, dostluğu ve dayanışmayı işledi. Kendisinin de yıllarca sürgünde yaşamasına neden olan baskı rejimlerine karşı mücadele etti.

Unutmamamız ve unutturmamamız gereken şu ki; bu ülkenin birçok sanatçısı ve aydını sürgünlerde yaşadı. Ahmet Kaya gibi, Yılmaz Güney gibi sürgünde öldüler. Onlarcası hapishanelerde yattı, işkencelerde yaşamını yitirdi. Ruhi Su gibi büyük değerlere tedavi olmak için bile yurt dışına çıkış izni verilmedi ve ölüme terk edildiler. Binlerce insan düşüncelerinden dolayı yıllarca hapishanelerde yatarken yüzlercesi kurşuna dizilerek, işkenceyle veya idam edilerek katledildi. Tabii ki asıl kalleş olan, ölümün kendisi değil; emri verenler ve uygulayıcı cellatlardı. Buradaki vurgu sadece karanlık bir dönemi anlatmak da değildir; zira günümüzde de aynı baskı ve saldırılar; aydınlar, sanatçılar ve statüko karşıtı, toplumsal düşünen tüm kesimler üzerinde sürmektedir.

Yaşamı boyunca tutarlı bir duruş sergileyen Cem Karaca’nın, tekrar vatandaşlığa alınmak ve sürgünden dönebilmek uğruna verdiği tavizler ile ülkeye geldikten sonra izlediği çizgi, daha önceki eylem ve söylemleriyle çeliştiği için sevenlerini ve onu yüreğinde taşıyanları ne yazık ki incitmiştir.

Aydınlarımız ve sanatçılarımız kolay yetişmiyor, onları yeterince sahiplenemiyoruz. Yine de Cem Karaca ve kaybettiğimiz tüm değerlerimiz, ürettikleriyle, duruşlarıyla ve halkın belleğinde bıraktığı izlerle her zaman var olmaya devam edeceklerdir. >>>

Yukarıdaki metnim, Cem Karaca’nın ölümünün akabinde Son Baskı’da yayınlanmış eski bir yazımdır.  Biraz düzelterek ve güncelleyerek, küçük bir ilave ile yeniden yayınlıyorum.

Cem Karaca’nın ölüm haberini aldığımda Bakırköy’deydim. Hava, tıpkı yazının girişinde olduğu gibi buz gibiydi. Arabaya geçip radyoyu açtığımda haberi almıştım; radyoda da tam o sırada içinde “buz gibi” ifadesi geçen bir şarkı çalıyordu. Tahmin edeceğiniz gibi sene 2004’tü; aylardan Şubat’tı ve ben o zaman da “günümüzdeki baskı ve saldırılardan” bahsediyordum yazılarımda. Şimdi yıl 2026; yine baskı, zorbalık, hukuk tanımazlık ve zulüm kaderimizmiş gibi yakamızdan düşmüyor. Biz “Zulmediliyoruz, katlediliyoruz” dedikçe onlar ilmeği boğazımıza daha da sıkıca geçiriyor.

Bu yazıyı 11 Eylül’de kaleme alıyorum; faşizmin amansız saldırısını başlattığı günün bir gün öncesi, yaşamımda yüreğimi dağlayan ilk ölüm olan büyük sanatçı, devrimci ve sosyalist Yılmaz Güney’in aramızdan ayrılışının ise iki gün sonrası…

Bu gece acayip hüzünlüyüm. Bu hisse nadiren kapılırım. Gece yarısı işten eve dönerken iş arkadaşlarıma, “Canım sigara çekti ama içmeyeceğim; çünkü 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde kendimle barışarak sigarayı bıraktım. Bu ihtiyacımı şarapla gidereceğim,” dedim. Normalde evde oturup içki içmek gibi bir alışkanlığım da yoktur. Sadece arkadaş ortamlarında içerim. Kumarım ya da başka kötü bir alışkanlığım yok; tek kötü yanım, devlet memuru olmamam! Biraz değil, fazlaca görücüye çıkarılan damat adayı tanıtımı gibi oldu ama neyse…

Göğsüme bir öküz oturmuşçasına hüzünlenmemin sebebi genel olarak kaybettiklerimiz, özelde ise Ahmet Kaya oldu.

Önce kendi şarkılarını dinlediğimiz Ahmet Kaya, “Müjgân ve Ben”; şu anda ise Aynur Doğan’ın “Ahmedo” şarkısı eşliğinde şarap içip ağlaşıyor, aynı zamanda sohbet ediyoruz.

Ahmet Abi,” diye söze başlıyorum, anında sözümü kesiyor. “Olmaz,” diyor, “ya adımı söyle ya da Ahmet Arkadaş de.

Haklısın, Ahmet Arkadaş,” diyorum. “Zira sen hep 43 yaşında kalacaksın, yani artık benden çok küçüksün. O yüzden birbirimize adımızla hitap etmemiz en doğrusu.

Sıkıntılı olduğumu anlıyor. “Anlat,” diyor. “Anlat ve rahatla.

Bu, bireysel bir özeleştiridir Ahmet Arkadaş,” diye başlıyorum anlatmaya:

Senin de çok iyi bildiğin gibi, ağır yenilginin ardından devrimci hareket 80’lerin ortasından itibaren yeniden hareketlenmeye başladı. Kim nerede kendine alan yaratırsa orada örgütleniyor, mücadele yeniden yükseliyordu. Bu arada birçok hareket kendi legal dergilerini çıkarıyordu. Bizler de bu dergileri okuyup ve okutarak dergilerin tabana yayılmasını sağlamaya çalışıyorduk. Dergilerde müzik üzerine de yazılar yazılıyor, özellikle senin yaptığın sanat, ‘arabesk, kitleleri uyutan tarzda müzik’ denilerek çok ağır eleştirilere tabi tutuluyordu. Senin devrimci müzik değil, duygu sömürüsü üzerine kurulu popülist müzik yaptığın söyleniyordu. Bu noktada çoğul konuşmak doğru olmaz: Ben de bu yazılanlara katılıyor, kitle içinde yayılmasına önayak oluyordum. Uzatmayayım, Ahmet Arkadaş; yıllar sonra seninle ilgili yazılan çizilen bunca şeyin ne kadar temelsiz olduğunu ve gerçeği yansıtmadığını fark ettim. O günden sonra bulunduğum her ortamda sana büyük haksızlık yapıldığını dile getirdim. Seslendirdiğin eserleri yıllarca keyifle dinledim. İki şey için sana çok teşekkür ederim: Birincisi, bu güzel şarkıları benimle ve tüm halklarımızla paylaşıp hayatlarımıza dokunduğun için; ikincisi, yıllarca içimde yara olan bu özeleştiriyi dinlediğin için. Özür dilerim, Ahmet Arkadaş. Kitlelere mal olmuş mücadelen ve hatıran önünde saygıyla eğiliyorum.

Gözüm,” dedi Ahmet Arkadaş ve başka da söz etmedi.

Paylaş:

Benzer yazılar

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
1 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Adnan Tüzün

Ahmet Kaya ve güzel anılmaya lâyık tüm ölümsüz değerlerimize selam olsun. Bestelerine hâlâ doyamadık ki! O EYLÜL cellatlarının ise ateşi bol olsun.

1
0
Would love your thoughts, please comment.x
hititbet
Betgaranti
betgaranti
kolaybet
hititbet
hititbet güncel giriş
hititbet
vdcasino
vdcasino
hititbet
Hititbet Giriş
hititbet
hititbet
hititbet
tuzla cilt bakım
Tuzla İpek Kirpik
Tuzla Güzellik Merkezi
hititbet
hititbet giriş
hititbet güncel giriş
hititbet giriş adresi 2026
Tuzla Cilt Bakım
Tuzla Cilt Bakım
Tuzla Cilt Bakım Merkezi
Tuzla İpek Kirpik
betnano
betnano
betnano
kralbet
setrabet
setrabet
kralbet
hititbet
hititbet
Tuzla Lenf Drenaj
Tuzla Cilt Bakım Merkezleri
Tuzla Kirpik
Tuzla Cilt Bakım
Tuzla Cilt Bakım Merkezi
betnano
betnano
kralbet
kralbet
Sosyal Medya Yönetim
Hititbet
kralbet
betnano
kralbet
Hititbet App
hititbet giriş
hititbet
meritking
matbet
grandpashabet
grandpashabet
grandpashabet
grandpashabet
kralbet
kralbet
betnano
betnano
kralbet
gobahis
betpark
betpark
grandpashabet
grandpashabet
betgaranti
betpark
betgaranti
betgaranti
sahabet
sahabet
betorder
betgaranti
Hititbet
kralbet
kralbet
betnano
betpark
betgaranti
betpark
betgaranti
betpark
betpark
betgaranti
betpas
betpas
goldenbahis
goldenbahis
betpas
betpas
klasbahis
goldenbahis
goldenbahis
interbahis
interbahis
atlasbet
atlasbet
betnano
betnano
kralbet
xslot
xslot