POLİTİKA 

KARTAL ÇİMEĞİ DÜŞLERİ “GEMİ”


Sadist Çukurova sıcağı bu yıl dayanılmazlaşınca Kartal Çimeği özlemi büyüdü içimizde. Ülkemizle dünyanın çöküş, çürüme süreci görüntüleri Adana’dan kaçış duygumuzu besledi. Boğa Tepe çevresini dolanarak Kartal Çimeği doruğuna uzanacak dağ yürüyüşü özlemi dayanılmazdı. Unutulmuş orman gezilerimizde körebe oynayıp dans ettiğimiz cinlere rastlama düşüyse kışkırtıcı. Geleceğin gurmesi torunum Asil Ata’nın yakacağı mangal çağrışımıyla oluşan şapırtı vardı damağımızda. İki dilim közde kızartılmış ekmek, birkaç pirzola, yanında iki kadeh fermente edilmiş kırmızı üzüm suyuyla gelecek başkalaşım… Sonrasında mangaldaki köz nevruz ateşine, yayla kozmik evrene nasıl dönüşür, bilen bilir…

Dölek bas! (*)

Milattan önceydi sanırım, hayvanlarla yola çıkılırdı. “Yeğenim, hayvanı yük değil, denk bozar, unutma!” demişti beygir sahibi amca, yüklemenin nasıl yapılacağını anlatırken. Neolitik çağdan beri kullanılan at arabası, kağnı gibi araçlara rastladığımız yolla bugün otomobille yarım saatte gidilen yayla Kafdağının ardındaymış gibi. Gecenin ilk saatlerinde başlayan yolculukta hayvanların boynundaki çan, unutulmuş senfoninin ritmi.

* * *

Düşler güzeldir çoğu zaman…

Sulu pirzolayı tattığımızda Girne’den, mezdeki (göknar) kokusu ruhumuzu okşarken Silivri’den gelen iki gemi faciası haberi karartıverdi düşsel ortamı… ABD de Dünya Barış Günü’nde İran’ı vurunca sihir bozuldu.

İnsanoğlu bugüne değin büyük afetler yaşadı. Büyük meteorların çarptığı dünya, Atlas Okyanusu’nda fay kırılması nedeniyle ortasından çatladı. Kutuplar yer değiştirdi. Büyük yanardağı patlamaları meydana geldi. Kıtalar çöktü (Mu, Atlantis), jeolojik olaylara bağlı tufanlar oldu; anakaraları su bastı.

Bu cennet gezegende çok güzel günler de yaşadı insanoğlu. İnsanca güzel değerler yarattı. Sonra, salgınların yanı sıra sapkın inançların kışkırttığı saldırılarda, savaşlarda büyük cankırımları yaşadı. Gün oldu, ürettiği bütün değerleri yitirdi. Son 5 bin 500 yılda birçok uygarlığın, devletin yükselişini, çöküşünü gördü.

* * *

ABD de bir devlet, Türkiye Cumhuriyeti de.

Sosyolojinin babası İbn Haldun, devletleri insanlara benzeterek, “Devletlerin de ömürleri var,” diyor.

Platon, demokrasilerin yozlaşabileceği tehlikesine karşı uyarıyor insanları.

Yunan tarihçi Polybios Anakyklosis, “yönetimler döngüsü” savıyla Platon’un izini sürüyor.

İtalyan filozof Giambattista Vico, –yükseliş, çöküş bağlamında– tarihte döngüselliğe dikkat çekiyor.

İtalyan Machiavelli güçlü devletlerin yükseleceğini ama kurumlar bozulunca çökeceğini söylüyor.

Alman tarihçi Oswald Manuel Spengler, Batı’nın da bir gün çökeceğini savlıyor.

İngiliz tarihçi Arnold J. Toynbee, uygarlığın/devletin kendi içsel başarısızlıkları nedeniyle çökeceğine inanıyor.

Alman Nietzsche ise toplumların yükselişiyle çöküşünü değerler sistemi üzerinden yorumluyor. Bir toplumun yaratıcı gücünü kaybedip sürü psikolojisiyle konformizme teslim olduğunda “dekadans” sürecini yaşayacağını savunuyor.

* * *

Girne’de batan geminin adı Filojet, Silivri’dekinin Tuğberk İmamoğlu. Bütün Anadolu halkının içinde bulunduğu geminin bordasında ise “Devlet” yazıyor olmalı… Ya batarsa “Devlet”?

Bu noktada batar mı, çöker mi, çürür mü sorusu dayatıyor kendini. Daha önce, sırada ABD merkezli küresel imparatorluk mu var şimdi, sorusunu çağırıyor düşünce.

Bugüne değin Sümer, Mısır, Roma, İslam, Osmanlı başta, birçok uygarlığın, devletin çöküşü anımsanınca ABD çöküyor mu sorusu çıkıyor öne…

Eldeki veriler ABD’nin çöktüğünü söylemeye olanak tanımıyor. Bugün için “ABD’nin 1991-2008 arasındaki tartışmasız tek kutuplu konumu sona eriyor” savını gündeme getiriyor.

ABD, küresel üs ağı, kara-deniz-hava gücü, nükleer kapasitesi, istihbarat donanımı, müttefikleri, ordusuyla; güdümündeki ÇUŞ’larla hâlâ olağanüstü güçlü. Dolayısıyla Toynbee’nin yaklaşımıyla ABD’nin çöküşte değil, yeni dönüşüm sürecinde olduğu söylenebilir pekâlâ. Kuşkusuz, ünlü jeopolitikçi Mc Cinder’in dikkat çektiği “Sarı Tehlike” anksiyetesini üstünden atması koşuluyla…

Dünyanın yaşayan en eski uygarlığından biri olan Çin ise (öbürü İran) yükseliş-çöküş-yeniden yükseliş döngüsünün en büyük örneği olacak gibi görünüyor.

Dolayısıyla yaşadığımız, tanığı olduğumuz gelişmeler bir uygarlığın çöküşünden çok, dünya sisteminin yeniden dengelenmekte olduğunu gösteriyor.

* * *

Bu küresel sorunlar bir yana, Kartal Çimeği yürüyüşünde gördüğümüz çınarların yaprakları sarıya öykünmüştü. Yöre halkı yaprakların sararmaya başladığı aya “sağır ay” diyor.

Eskiden kullanışlı patikası vardı Kartal Çimeği’nin. Pek yorucu olmayan yürüyüşle çıkılırdı doruğa. Şimdi “ekolojik mi”, “ekonomik mi” seçeneğinden “ekonomik”i yeğleyen siyasal iktidar, sözüm ona yangına karşı önlem için dozerlerle iki yol açmış. İkisi de “off road” yollar, sanki özellikle Kartal Çimeği yolunu (patikasını) bozmak için tasarlanmış.

Aşağıda, belki de yüzlerce yıldır akan Koca Oluk’un suyuna köylüler el koymuş… Börtü böcek susuz, bölge çölleşmiş. İnadına zamana direnmeye çalışan yaşlı kızılçamlar kesilecekleri günü bekliyor…

En çok şunu soruyor insanlar:

Türkiye çöküşte mi?

Soruda gizli bir umut saklı; çökmüşlükten kalkılarak kurtulunur çünkü. “Çökmek” çoğu zaman yok olmak değildir.

Ne ki çürümeden hiç söz eden olmadı. Oysa çürümeye başladı o gemi. Uzun süredir kusursuz saldırılara uğramasının sonucu. Bütün değerleri epritildi, kurumları yozlaştırıldı. Dili, ahlakı, adaleti bozuldu. Taşı toprağı, neyi varsa satıldı. Rüşvetle, uydurma ihalelerle, devlet bankalarından alınarak ödenmeyen kredilerle, yapılan vurgunlar, soygunlar, yolsuzluklar, soysuzluklarla çürütüldü. Kablolar başta, geminin bütün teknik donanımı fareler tarafından çoktan kemirilmişti. Bunların yanı sıra dış etkilere, yağmura, doluya, kara, fırtınaya, buzlanmaya, tuzlu deniz suyunun yol açtığı korozyona, dev dalgaların darbelerine direndi ama çok epridi.

Kimse korkmasın, bordasında “Devlet” yazan, Girne’yle Silivri’deki gemiler gibi batmayacak! “Denk”i (balast suyu) bozulduğu için karaya oturacak yalnızca. Karaya oturmasına az kaldı bu gidişle. Sonra, nasıl yüzdürülür, kim bilir?

* * *

Sözünü edegeldiğimiz yitik evrende zamanın imbiğinden geçerken görülen, bırakınız Adana’yı, Çukurova’yı, Toroslar’ı, Türkiye’nin, insanların da çok değişmiş olmasıydı…Biraz da Çinliler, zenciler yönetsin Türkiye’yi,” diyordu hasta, yaşlı bir kadın; ocağı tüten Yörük çadırını unutmuş… Eskiden “Ağzı var, dili yok,” denilenler de konuşuyordu artık, ağzı olan zaten konuşuyor. Ah! Doğruyu konuşsalar…

* * *

Dünya dönmeye devam ediyordu bu ara… Asil Ata Şef’in kendine özel baharatlarla marine ederek mangalında bir süre konuk ettiği pirzolanın, piliç kanatlarının, fermente üzüm suyunun tadı damağımızda.

………

(*) Yerel dilde “Düzgün bas” anlamında ata verilen komut.

Paylaş:

Benzer yazılar

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
0
Would love your thoughts, please comment.x
hititbet
Betgaranti
betgaranti
kolaybet
hititbet
hititbet güncel giriş
hititbet
vdcasino
vdcasino
hititbet
Hititbet Giriş
hititbet
hititbet
hititbet
tuzla cilt bakım
Tuzla İpek Kirpik
Tuzla Güzellik Merkezi
hititbet
hititbet giriş
hititbet güncel giriş
hititbet giriş adresi 2026
Tuzla Cilt Bakım
Tuzla Cilt Bakım
Tuzla Cilt Bakım Merkezi
Tuzla İpek Kirpik
betnano
betnano
betnano
kralbet
setrabet
setrabet
kralbet
hititbet
hititbet
Tuzla Lenf Drenaj
Tuzla Cilt Bakım Merkezleri
Tuzla Kirpik
Tuzla Cilt Bakım
Tuzla Cilt Bakım Merkezi
betnano
betnano
kralbet
kralbet
Sosyal Medya Yönetim
Hititbet
kralbet
betnano
kralbet
Hititbet App
hititbet giriş
hititbet
meritking
matbet
grandpashabet
grandpashabet
grandpashabet
grandpashabet
kralbet
kralbet
betnano
betnano
kralbet
gobahis
betpark
betpark
grandpashabet
grandpashabet
betgaranti
betpark
betgaranti
betgaranti
sahabet
sahabet
betorder
betgaranti
Hititbet
kralbet
kralbet
betnano
betpark
betgaranti
betpark
betgaranti
betpark
betpark
betgaranti
betpas
betpas
goldenbahis
goldenbahis
betpas
betpas
klasbahis
goldenbahis
goldenbahis
interbahis
interbahis
atlasbet
atlasbet
betnano
betnano
kralbet
xslot
xslot