YAŞAM 

ÇÖLLERDE KÜREK ÇEKENLER

“Biz ne çöllerde kürek çektik/ kaç deniz yitirdik/ en güzel maviyi/ gözlerde değil/ sözlerde çığırdık.” – S. Ç. Şair, şiirini kâğıda yazıp tutuşturdu elime… Saatler gece on ikiyi gösteriyordu. Tekne bir o yana bir bu yana sallanmakta, bizler de kadehlerin bir dolup bir boşalmasıyla o sallantıya eşlik etmekteydik. İstanbul’daydık, Kadıköy’de Haydarpaşa Garı’nın duvarlarına yanaşmıştı teknemiz. Şairin şiirini sokak lambasının ışığında okudum. Sağımdan solumdan insanlar geçiyordu. Zaman, bir sonbahar gece yarısında sabaha karşıya doğru yol alırken sağımdan solumdan geçen insanların peşine takıldım. Şairi aradım, şair gözden kaybolmuştu. Şair neden çöllerde kürek…

Devamını Oku
YAŞAM 

BİR SÜRGÜNÜN PARİS GÜNLERİ

Sait Faik’in “Çıplak heykeller yapmalıyım/ çırılçıplak heykeller” şeklinde başlayan o şiiri, ne güzel de anlatıyordu aşkı, çıplaklığı ve o çağlayan çığlıkları: “Sana önce/ şiirlerin tadını/ aşkların tadını/ kitaplardan tattırmalıyım/ resimlerden duyurmalıyım, resimlerden…” Ardından devam ediyordu: “Anlatsam şu kiraz mevsiminin/ sevişme vakti olduğunu…” * * * Ağustosun eylül kapısında beklediği bir yaz akşamında Turgay Fişekçi’nin romanı ‘Hep Seni Sevdim: Bir Sürgünün Paris Günleri’ni (Sözcükler Yayınları) okuyorum. Gecenin serinliğinde sessizliğin eşlik ediyor sessizliğime. Sessizliğinin sesi gecenin derinliklerindeki sözcükleri canlandırıyor. Ne güzel de anlatıyor Paris’i, Turgay Fişekçi… Seine Nehri’ni, Eiffel Kulesi’ni, Notre Dame…

Devamını Oku
YAŞAM 

“ÇEK Bİ’ ACILI ‘ADANA’, YANINDA ŞALGAM DA OLSUN!..”

Dışarı çıkınca iki toplum polisiyle burun buruna geliyorum. Sağımda duran uzun boylu, kilolu, esmer ve kara bakışlı… Solumdaki ise zayıf, sarışın ve daha insanca bakıyor. Kara polis, “Hakkında ihbar var, bizimle geleceksin” diyor. İçimde soğuk bir rüzgâr esiyor. Akşam eve giderken içimdeki Adanalı aklımı çeliyor, “Şöyle güzel bir kebap yesene” diyor. Kırmıyorum onu. Ara sıra gittiğim kebapçıdan içeri giriyorum: “Acılı bi’ ‘Adana’, yanında şalgam da olsun!” Yarın başlayacak sınavları düşünerek kebabı bitirip hesabi ödüyor, dışarı çıkıyorum. “Hakkında ihbar var, bizimle geleceksin” diyor kara polis. Sesi de kara çıkıyor. Didik didik…

Devamını Oku
YAŞAM 

DENİZ ÖZLEMİ, ÖZLEM DENİZİ; EYLÜL AŞKI, AŞK EYLÜLÜ!

Aşkın ne demek olduğunu söyleyebilir misin bana, sevgili? O diyalektik tutkuyu “gözyaşların hüzünle dansı” olarak dile getirebilir yahut “kahkahaların mutlulukla  sarmaş dolaş olması” olarak adlandırabilir misin? Denize yakılan özlemi, eylüle duyulan aşkı hangi söz öbekleriyle açıklayabilirsin? Hangi deyim, hangi özdeyiş özetleyebilir içimizdekileri? Hangi yer altı edebiyatı sonsuzlaştırabilir okyanusumsu duygularımızı? Hangi melankolizm hesaplayabilir yüreğimizdeki hüzün debisini? * * * Deniz de var şu an içimde, özlem de var, eylül ve aşk da var… Sensizliğin kıyılarına vuruyor artık gemilerim, kapitalist sandalların meteliksiz balıkçıları benim için söylüyor deniz türkülerini… Bir balıkçı meyhanesi oluyor…

Devamını Oku
YAŞAM 

ANORMALLEŞTİREBİLDİKLERİMİZDEN MİSİNİZ?

Geçen gün gazetede “Anormalleştirebildiklerimizden misiniz?” başlığını görünce düşündüm. Cidden anormalleştirebildiklerinizden miyiz acaba diye. Bunca yıldır normalliği erdem sanan boyu uzun aklı kısalara seslenirim! Bir başkaldırı niteliğinde sayılabilecek olan “anormallik” sözcüğüne karşılık insanımız, bizim gibilere çelme takma konusunda uzmanlaşmış ve rastlaştığımız her durumda “elinden geleni ardına koymaz” şekline bürünmüştür. Dilek ve temenniler kutusuna yazdığımız mektuplar toplum tarafından “normal” sayılamayacak ölçüde gülünç ise kâğıtlarımız, üzerinde “anarşist” yazılı kaşelerle damgalanır ve arşive kaldırılır. Ayrıca bunlarla okullarımızda, sokaklarımızda ve restoranlarımızda gibi alelade her yerde karşılaşılabilir. Yüz yıllardır tutturmuşlar “bizim normalimiz” diye ve şimdi yaş…

Devamını Oku
YAŞAM 

YILLAR SONRA, HÜZÜNLE…

Paris’in eski mahallelerinde dolaşmak çok hoşuma gider. Eskiliğiyle, yaşanmışlığıyla ve kendine özgü sokaklarıyla beni kendine çeker. Her sokak farklı sürprizlerle karşılar sizi. Sıkça gider, o sokaklarda avarece dolaşırım. Yine bir gün dolaşırken daracık bir sokakta güzel bir evin penceresi ilgimi çekti. Şaşkınlıkla uzun uzun inceledim. Sanki Adana’daki doğduğum evin penceresini getirip buraya monte etmişlerdi. İçimde bir şeyler titredi. O an kararımı verdim. İki gün sonra ülkeme doğru uçuyordum. Adana’ya iner inmez çocukluğumun ve ilk gençliğimin geçtiği mahalleye koştum. Yıllar önce terk ettiğimiz ev yıkılmak üzereydi. Karşısına geçip kâh hüzünlenerek kâh…

Devamını Oku
YAŞAM 

UMUT ET VE ÜRET!

Eskiden ‘3S’ kuralım vardı. Uzun yıllar bunlara tutunarak sürdürdüm hayatımı: Sanat, seyahat, spor. Bana iyi gelen, beni ayakta tutan, yaşamımı şekillendiren, olmazsa olmazlarım. Hâlâ da öyle; ne mutlu ki yaşama biçimim haline gelmiş değerler bunlar. İnsanın hayatına kattıklarının önemine inanıyorum! Yemek ve içmek kadar gerekli olduklarını düşünüyorum. Sanat hâlâ vazgeçilmezim. Her şeye rağmen elimden geldiğince icra etmeyi sürdürüyorum sanatımı. Ama sanatı besleyen yine sanattır! İşin o tarafından eksik kaldık. İzleyici kısmından mahrum kaldık maalesef uzun zamandır. Spor hâlâ en güzel alışkanlığım; yine elimden geldiğince sürdürüyorum. Ama o da aksak maalesef.…

Devamını Oku
YAŞAM 

MAVİ ŞİİR, MAVİ GÜVERCİN, MAVİ MEKTUP

Sabah uyandığımda bir şiir kulaklarımda çınlıyordu. Sabah uyandığımda… Saate baktım: 7.05… Takvime baktım: 1 Eylül… Şiire baktım: “Mavi konuşalım, mavi yazalım/ mektuplar zarfa girer girmez mavi/ söz mavi olsun ağızdan çıkar çıkmaz/ iki ayrılık arasındaki yol mavi/ göz göze gelince mavi olsun yakınlığı kızla oğlanın/ mavi bir anı gibi ışıklar içinde zaman/ maviyi unutmayalım, siyahı çıkaralım aradan/ mavi en uzun şiiri olsun unutmamanın.” Ve şaire baktım: Haydar Ergülen… * * * Sabah uyandığımda mavi güvercinler uçuşuyordu penceremin önünde. Gökyüzüne baktım: Gökyüzü mavi… Güvercinlerin kanat çırpışlarına baktım: Güvercinlerin kanat çırpışları mavi……

Devamını Oku
YAŞAM 

‘BİR YAZ GEÇTİ’; SEVDASI İYİ Kİ BİZE KALDI

Ağustosun eylül kapısında beklediği bir gece yarısında, sona ermekte olan bir yaz mevsimi için şiirler okuyor, şarkılar mırıldanıyorduk sessizce. İçimizde hüzün hiç eksik olmuyordu. Hüznü seviyorduk. Dört mevsime bölüştüreceğimiz kadar hüzün biriktirmiştik içimizde. Bedri Rahmi Eyüboğlu’ndan şiirler okuduk sabaha değin. “Bir yaz geçti/ tozu dumana katarak/ kavun karpuz yüklü/ bir yaz geçti” diyen şair gibi uğurlamaya çalıştık içimizdeki mevsimi. Dedik ki: “Bütün iştahlar tetikteydi/ ağaçlar, kolum kanadım kadar benim/ deniz, anam babam kadar iyiydi. // Bir yaz geçti yanı başımızdan/ dişimizden tırnağımızdan/ alı al, moru mor/ nefes nefese bir yaz…

Devamını Oku
YAŞAM 

GEÇMİŞE DÖNMEK

Paris’e indiğimde akşam olmak üzereydi. Şehir yavaş yavaş ışıklarını yakmaya başlamıştı. Bir taksiye atladığım gibi Montorgueil Sokağı’ndaki eve gittim. Beş katlı, Eyfel’i tam karşıdan gören eskice bir evin çatı katında kalıyordum. Bu sokağı çok severim. Adana’da çocukluğumu geçirdiğim mahalleyi hatırlatır bana. Kasabı, manavı ve bakkalıyla tipik bir mahalle özelliklerini taşır. Geceleri fıkır fıkırdır. Ama pazar günleri öğleden sonra oldukça sakindir. Ev beni özlemle karşıladı. Masanın üzerinde iki kadeh ve yarım şişe şarap öylece duruyordu. Pencereyi açtım, şehrin gürültüsü odayı dolduruverdi. Eyfel tam karşımda, ışıl ışıldı. Bu şehir beni tuhaf şekilde…

Devamını Oku
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
SkyProgram
betnano
betnano
pendik escort
kartal escort
istanbul escort
casinolevant
casinolevant
casinolevant
Betgaranti Güncel Giriş
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
casinolevant
betpark
betpark
Betgaranti
Hititbet
Betgaranti
Betgaranti
casinolevant
casinolevant
casinolevant
Hititbet
Betgaranti Giriş
betgaranti
Betgaranti
Sahabet
sahabet giriş
Sahabet
marsbahis giriş
Sahabet
Hititbet
Sahabet