YAŞAM 

PAZAR İKİNDİSİ NOTDÜŞÜMLERİ

Belki de izdüşümleridir; ama ben “notdüşümleri” ifadesini kullanıyorum. Belirli bir takvim yaprağının belirli bir zaman dilimine dair notlar düşmek için yazı masamın başındayım. Günlerden pazar, vakitlerden ikindi. Ağustosun son dönemecinde ilerliyoruz. Eylül kapıda, bizi bekliyor. Hüznüyle, toprak kokusuyla, rüzgârda savrulup yüreğimize karışan gazelleriyle göz kırpıyor kapı aralığından. Dün akşamüzeri sicim gibi yağan, biraz da fırtınalı o yağmuru düşünüyorum. Mis gibi eylül kokuyor. Bense sevdiğim kadının ellerinden tutmuşum, ona sarılmışım yahut onu öpüyorum; şemsiye altında aşkın, tutkunun, özlemin “şemsiyesizliğinde” sırılsıklamım, sırılsıklamız. Saatime bakıyorum o vakit, saatin bir önemi yok; takvime bakıyorum…

Devamını Oku
EDEBİYAT YAŞAM 

GORKİ’Yİ ÖZLEMEK

Saint Petersburg Sokağı’nda 24 no’lu binanın çatı katındaki evimin kitaplarla dolu küçük odasının penceresi önünde, elimde votka kadehi Kremlin Sarayı’nın altın kaplamalı ve ışıl ışıl parlayan kubbelerini dalgınca izlerken sevgili dostum Gorki’yle tanışmamız aklıma geldi. Sahi, nerelerdeydi? İtalya’da Capri Adası’ndaki villasında dinlendiğini, sonra Moskova’ya döndüğünü duymuştum. Lenin’in yakın arkadaşıydı ve Bolşevikler için yaptığı çalışmalar nedeniyle ‘Kızıl Yıldız Nişanı’ verilmişti. Ceple son konuşmamızda ‘Ana’ romanını bitirmek üzere olduğunu söylemişti. Onu çok özlediğimi fark ettim. Oldukça soğuk ve karlı bir Moskova akşamıydı. Soğuktan büzüşmüş ve başım eğik, Kızıl Meydan’ı geçerek eve gidiyordum.…

Devamını Oku
YAŞAM 

HAYATIN ANLAM VE ANLAMSIZLIĞI ÜZERİNE

Kaldırım taşlarına uzanıyorum, halkım. Yerlere sarılıp elektrik telleri arasından yıldızları seyrediyorum. Her bir ışık zerreciğine dalıp hayatın anlam ve anlamsızlığını varoluşsal sancılarım eşliğinde düşünüyorum. Her şey nasıl başladı? Çıplaktan bir Âdem yaratıldı, sonra Âdem çok sıkıldı, hayatın anlam ve anlamsızlığı hakkında kafa yormaya başlamasın diye çıplaktan Havva yaratıldı, ardından ikisi beraber sıkıldılar ve işlerine koyuldular! Hayatın anlam ve anlamsızlığını düşünenler cennetten sürgün edilirmiş, cehennemde de yer edinemez, yeryüzünde acılar içinde kıvranırmış. İşte, ben de bu suretle cennetten sürgün edilmiş ve cehennemde yer edinememiş zayıf benliğimle yeryüzünde, kaldırım taşlarına uzanıp acılar…

Devamını Oku
YAŞAM 

LİRİK BİR ZAMANIN YAZISI

Bir zamanın dışından, o zamana bakıyorum şimdi. Kaç yılda oluştuğunu bilmediğim, iç içe girmiş duygularla, birbirini çürütebilen düşüncelerle ve kendi etkisini yaratan olaylarla hâsıl olduğu için sınırlarını hiçbir zaman ele vermeyen bir zaman dilimi, bütün şiirsel, müziksel etkisiyle içimde dönüp duran; bir şehri tanımaya, bir dünyayı bilmeye yetmeyen, bitirme duygusuna, tamamlama sırrına erdirmeyen bir zaman dilimi… İçinde birbirinden farklı muhitin lirik şarkılarını dinlediğim, kendimi kaybettiğim, sonra yeniden bulduğum bir zaman dilimi… Elimde hiç söz olmadan, tarihini yitirmeye yüz tutmuş bir şekilde ve şehir boyunca çıktım yola. Dağıldım, toplandım, dağıldım ve…

Devamını Oku
YAŞAM 

GÖK, YÜZÜMÜZÜ GÖRMEK İSTER

Gökyüzüne boş mu bakarsın, yoksa yüzün hep göğe mi dönüktür? Sonsuz bir maviliğin yerine siyaha çalan bir lacivert geçer zaman dilimine. Kimi maviye hapseder sırrını, kimi güneş gibi yakmasını ister acılarını. Son kez yansın da kül olsun diye… Tek bir tanecik kalmasın diye… Gündemin karmaşası yeterince ruhu bunaltmışken insan kendi gündemine dönmek ister bazen. Evet, yaşanan her afet çoğumuzu yıkıyor, yakıyor, çoğumuza gözyaşı akıtıyor. Hatta sabahlara kadar yatırmıyor. O kadar can sıkıcı hadiseler oluyor ki insan kendi kederini rafa kaldırıyor. Ya da bu can sıkıntısı ile baş etmek için, kendi…

Devamını Oku
YAŞAM 

PARİS’TE GÜNLERDEN BİR GÜN

Bir sonbahar akşamıydı. Serinceydi hava. Dinoların çatı katındaki evlerinin terasında oturuyorduk. Güzin Dino mükemmel bir sofra hazırlamıştı. Adana usulü tava yapmıştı. Üstelik analı-kızlı da vardı. Gelirken Adana’dan ince bulgur da getirdiğini söyledi salata yaparken. İnanmayacaksınız ama tahini nerden bulmuşsa artık, humus bile yapmıştı. Önce, üzerine yağ yakılmış mahlûta çorbalarımızı içmiştik. Fikret Muallâ erkenden gelmişti. Zaten orada yaşıyordu. O sıralar bir sergiye hazırlanıyordu. Nâzım Hikmet Moskova’dan, ben de Adana’dan yeni gelmiştik. Gelirken şalgam da getirmiştim. Bol deneli ve acılıydı. Abidin Dino, Adana’da sürgündeyken şalgama alışmış ve çok sevmişti. Nâzım pek sevmedi.…

Devamını Oku
YAŞAM 

ŞAFAK VE KÜL

“Yol kenarındaki çimen; yıldızı sev de, düşlerin çiçekle açılsın.” – TAGORE Ülkemizin yangın ve sel felaketleriyle sarsıldığı zamanın içinde hep ileri acılarla sarsılıyoruz. Türkiye yanarken kendi içimizde yandık, ateş olduk. Söndük, savrulmayan kül olduk, kızdık, şimşek olduk, kırıldık, kırgın çiçekli çalılıklar olduk. Vara vara vardık ki bir kara taş olduk. “Çok büyük kentlerin yaşadığı kriz, doğanın yaşadığı krizin diğer bir yüzüdür” diyor Italo Calvino. İnsanın ve doğanın her zaman birbirinin ilgisine ve sevgisine gereksinimi olduğunu, göklerin ve yeryüzünün sadece insana verilmiş bir âlem olmadığını, sevip korumadığın bir dünyanın bir gün…

Devamını Oku
YAŞAM 

YAKAMOZUN KIRBAÇ SESLERİ

Yüzümde yaz rüzgârının cezbedici güzelliği… Sağımda solumda balıkçı tekneleri… Altımda bir kaya parçası, hafiften kalça kemiğimi ağrıtır cinsten… Kolumda zamanın gece yarısını geçtiğini gösteren bir saat… Ve kulağımda, görünmeyen bir yakamozun denize vurduğu kırbacın acı sesleri… İçimde ise oturduğum yerin altından yengeç çıkabileceği korkusu ve yalnızlığın hüznü… Ağustosun bazen bunaltıcı bazen serinletici bir gece yarısında yakamozun kırbaç seslerini simgeleyen dalga sesleri hüzünlü bir senfoniyi dinletmekte. Yakamoz da, bu yazıyı yazan kişi de aynı kavşakta buluşmakta bu gece, hüzün konusunda. Yakamoz hüzünlü bu gece, ortada görünmüyor. Ama orada olduğunun sinyallerini veriyor, denize vurduğu kırbacın…

Devamını Oku
TOPLUM YAŞAM 

“ABİME CENNETTEN BİR-İKİ PARSEL!..”

“Satranç oynayacak zekâya sahip olanlara, cennetten arsa satamazsınız.” – Ernesto Che Guevara Sabah atölyemde gazetemi okuyordum. İçeriye bolca bir pantolon giymiş, başında yeşil takke, elindeki tespihi sallayarak sakallı biri girdi. Onunla birlikte ağır bir hacıyağı esansı kokusu da girdi. “Selamünaleyküm” dedi sündürerek. “Günaydın” diye mırıldandım. Yüzü ekşiyiverdi. Belli ki günün aydınlığı pek hoşuna gitmemişti. Ayağa kalktım, “Buyurun” dedim. Tam karşımda durmuş, dudakları kıpır kıpır bir şeyler mırıldanıyordu. Dua mı ediyordu, yoksa bana küfür mü ediyordu, anlayamadım. Mırıldanması bitince başını önce sağa, sonra sola çevirdi, avuçlarını yüzüne sürdü. “Hayırlı işler, hacıağa!”…

Devamını Oku
YAŞAM 

BİR ADAM VE BİR KADIN

Yıllar yıllar önce bir pastanede oturuyorum. Çay-poğaça ikilisi önümde… Midemden gelen gurultuları kesiyorlar, sağ olsunlar. Hava soğuk denebilecek kadar serin ve de bulutlu. Tam uyku havası. Karşı masada da biri oturuyor. Orta yaşlarda bir adam. Sadece çay ve sigara içiyor. Biraz telaşlı. Gözü yolda. Birisini bekliyor sanırım. Kapıdan bir kadın giriyor içeri… Adamın gözündeki pırıltıyı pastanedeki herkes fark ediyor. Beklenen kadın geldi herhalde. Sigarasından alelacele bir nefes çekip söndürüyor ve ayağa kalkıp kadına doğru yürüyor, yanaklarından öpüyor, kucaklıyor: “Canımmm… Hoş geldin. Gel… Çay içer misin? Ya da salep?..” Kadın üzerindeki…

Devamını Oku
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
SkyProgram
betnano
betnano
pendik escort
kartal escort
istanbul escort
casinolevant
casinolevant
casinolevant
Betgaranti Güncel Giriş
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
casinolevant
betpark
betpark
Betgaranti
Hititbet
Betgaranti
Betgaranti
casinolevant
casinolevant
casinolevant
Hititbet
Betgaranti Giriş
betgaranti
Betgaranti
Sahabet
sahabet giriş
Sahabet
marsbahis giriş
Sahabet
Hititbet
Sahabet