YAŞAM 

“GADASINI ALDIĞIM, NERELERDESİN?”

Geçenlerde anam aradı. “Gadasını aldığım, nerelerdesin?” diye biraz dertlendi. “Bugün sevdiğin yemekleri yapacağım, akşama bekliyorum” dedi. Bir süredir Amerika’dan ziyaretime gelen arkadaşım Meg Ryan’a Adana’yı gezdirmekle meşguldüm. Bu nedenle anamları biraz ihmal etmiştim. Bu davete çok sevindim. “Abovvv! Anacığım, gelmez olur muyum? Şöyle bol eşgili dulavrat çorbası da yapacak mısın?” deyip gönlünü alacak hoş sözleri arka arkaya sıralamaya başlayınca “Hoşşikliği bırak, akşama erkence gel” deyip telefonu kapattı. Akşama doğru Siptilli’deki pide fırınından anneme sevdiği tırnak ekmeğinden, babama da bol deneli, biraz acılı şalgam aldım. Karasoku’daki Tahtacılar Sokağı’ndan geçip Büyüksaat’e çıktım.…

Devamını Oku
YAŞAM 

BİR BAYRAMLIK YAZI

Bu bayram bayramlıklarını giydin mi, bilmiyorum. Evet, soruyorum; çünkü ben giymedim. Önceleri hep giyerdim. Ve kırmızı pabuçlarımla, ayrı bir heves içinde, mahallede komşulara şeker toplamaya giderdim. Hepsini yiyeceğimden değil belki ama “Ne kadar çok toplayacağım?”ın heyecanı içerisinde ağızlarına kadar doldurmaya çalışırdım şeker torbalarını. Sokak araları daha şenlikli olurdu o zamanlar. Çocuk sesleri oyuncakçı amcanın korna sesine karışırdı. E, tabii, teknolojiyle tanışıksız geçmişti bizim çocukluğumuz. Renk renk bilyelerimiz, topaçlarımızla; neşeli saklambaçlarımızla daha bir mutluyduk sanki. Toprak sahada karşı mahallenin çocuklarıyla kıyasıya maçlar yapardık. Dizlerimiz kanar, dirseklerimiz “parçalanırdı”. Çeşmelerinden terli terli su…

Devamını Oku
YAŞAM 

DAM YAŞAMI, ‘DAMDAN DÜŞME İSTATİSTİKLERİ’NDEN İBARET DEĞİLDİR

Sıcaklar tüm şiddeti ile sürmekte! Yine gazetelerde okuyoruz… Damdan düşerek ölenler, yaralananlar oluyor; bunlara hemen her gün yenileri ekleniyor. Hayatında damda hiç yatmamış, damda yatan bile görmemiş olanlar, bu “damdan düşme” haberlerini hayretle, gülerek ve hatta anlam veremeyerek okuyorlar. Oysa damda yatmak apayrı bir kültür, alışkanlık, belki de zorunluluk! Güney ve Güneydoğu’daki yapıların hemen hemen tamamında çatı yoktur. Sabahtan akşama kadar beton, güneşin tüm sıcağını emer; akşamdan sabaha kadar da emdiği bu sıcağı içeri verir! Bu durum ertesi gün de devam eder… Ertesi gün de… Ertesi gün de! Evler adeta…

Devamını Oku
YAŞAM 

MAZI’NIN SAHİLLERİNDE BİR FİRARİ

Üç yıl önce gittiğim, Muğla’nın Bodrum’unda bir köy, Mazı… Unutamadığım, tekrar gitmek aşkıyla yanıp tutuştuğum, özlem duyduğum bir köy… Üç yıllık hasretin sonunda yine aynı köyde, yine aynı mekânlardayım. Güzel gönüllü, güzel insanların pansiyonu, bir aile işletmesi ‘İnceyalı’ burası… Sanki ailemle birlikte dedeevinde tatilde gibiyim. Kapitalizm canavarının ağına henüz düşüremediği, insanlığın sağ kalabildiği, denizin, tabiatın yaşamını sürdürebildiği bir kurtarılmış cennet, Mazı. Kaygılarla gelmiştim buraya, korkarak, elim yüreğimde… “Orayı da kaybettik mi acaba?” endişesiyle, yüreğim ağzımda… Çok şükür! Her şey yolunda, her şey aynı düzeninde, hayat devam ediyor. Deniz aynı ritminde…

Devamını Oku
TOPLUM YAŞAM 

BİR EREN’İ DAHA KAYBETMEYELİM

Fark ediyor musunuz, ne kadar çok SMA hastalığı ile mücadele eden çocuklarımız var… Tıptaki adı ile ‘Spinal Müsküler Atrofi’, yani kesin bir tedavisi olmayan kas hastalığı. Nadir görülen bir hastalık olmasına rağmen tedavinin ne denli zor olduğunu çoğumuz görüyoruz haberlerden ya da çevremizden… Çocuğunu yurt dışında tedavi ettirebilmek için kampanyalar başlatan aileler, parayı toplayıp bin bir umutla çocuğunu tedaviye götüren anne ve baba ile bu hastalık yüzünden çocuğunu kaybeden anne ve babalar var. 2 yaşındaki minik Eren, ne yazık ki bu savaşı kazanamadı ve hayata gözlerini yumdu. Eren için yürütülen…

Devamını Oku
YAŞAM 

“HAYAT KISA, KUŞLAR UÇUYOR…”

“Sevinçten uçabilirim” dedim. Güldü. “Sahiden, uçabilir misin?” “O kadar güzel bir haber verdin ki uçarım” dedim emin bir şekilde. Tabii ki olanaksızdı uçabilmem. Mutlu olsun diye öyle demiştim. Gittim, pencerenin kanatlarını açtım, pervazına çıktım, kollarımı yanlara kaldırdım. Şaşırmıştı. Donup kalmıştı adeta. Ve sonra “Dur!” diyerek bana koştu. Kendimi boşluğa bıraktım. Kurşun gibi aşağı düşüyordum. Biraz sonra yerle buluşacaktım. Birden kollarımı bir kuşun kanat çırpması gibi indirip kaldırmaya başlayınca havalanıverdim. Uçuyordum. İnanmayacaksınız ama uçuyordum. Gittikçe yükselmeye başladım. Bulutların arasına daldım. Pamuk gibi yumuşak ve serindiler. Sağımdan bir yolcu uçağının geçtiğini gördüm.…

Devamını Oku
YAŞAM 

İNSANIN GÖRÜNENİ DÜNYADIR

Az gittim, uz gittim, dere tepe düz gittim, ulu bir meşe ağacını görünce yorulduğumu anlayıp gölgesinde dinlendim. Döndüm baktım ki bir arpa boyu yol gitmişim. Düşüncelerim uzaklara yol alırken bedenim hep buradaymış. İnsanı anlatan bilge kişilerin sözleri, birer ikişer düşüncelerimde sıralandı. “Doksan dokuz kattır insan” demiştir Mevlana. “Her savaş insan ruhu için bir yenilgidir ve korktuğu için öldürür” diye anlatır Henry Miller, insanı. “İnsan bir uçurumdur” der Fernando Pessoa. “İnsan bir kitaptır, görüneni dünya, görünmeyeni ahrettir; isterse okur, istemezse okumaz” diye haykırır İbni Arabi. Tekerlemelerle başlayan masal sözlerimizin beni alıp…

Devamını Oku
YAŞAM 

“O AN”LARIN PEŞİNDE

Zaman ne kadar basit, değil mi? Her sabah gün doğuyor, ortalık aydınlanıyor; bir zaman sonra batıyor, her yer yine karanlık. Ertesi gün yine öyle, sonraki gün yine… Her gün, bir öncekinin aynısı. Ne kadar sıradan, ne kadar tekdüze, ne kadar monoton! Yaşam ne kadar basit, değil mi? İnsanlar doğuyor, bir süre hayatta kalıyor ve ölüyor. Bu süreç, her insan için aynı. Sadece hayatta kalış süresi, dünyaya geliş ve gidiş şekli değişiyor; ama başlangıç ve son birbirinin aynısı. Ne kadar sıradan, ne kadar tekdüze, ne kadar monoton! Sadece başlangıcına ve sonuna…

Devamını Oku
YAŞAM 

“AKŞAM OLDU, HÜZÜNLENDİM BEN YİNE…”

Būyūksaat’in gongu altı kez vurduğunda arastanın sokaklarından paydos eden dükkânların daraba sesleri duyulmaya başladı. Cemal Usta’nın çırakları, aletleri yerlerine yerleştirmiş, hızla ve neşeyle ortalığı temizliyorlardı. Neşeliydiler çünkü biraz sonra haftalıklarını alınca mahallelerindeki internet kafeye koşup yeni gelen savaş oyununu oynayacaklardı. Kalfalar onları beklerken kapı önünde birer sigara tüttürmüşlerdi. İhsan Kalfa’nın içi kıpır kıpırdı. Akşam kız arkadaşıyla buluşacaktı. Ve bu kez kararlıydı. Ellerini tutup gözlerinin ta içine bakarak “onu canından çok sevdiğini” söyleyecekti. Tabii cesaret edebilirse… Murat Kalfa, geceden beri, ilk çocuklarına hamile karısının –bebek erkekmiş– akşam izlediği diziye, Adana usulü…

Devamını Oku
YAŞAM 

ÖLMEYE YELTENMEK

İntihar girişimleri başarısız oldukça insan kendini daha da işe yaramaz hissediyor. Aynaya bakıp “Ulan, yaşamak senin ne haddine? Sen daha ölmeyi bile beceremiyorsun!” diyor yansımasına. Sonra sonu gelmez çaresizlik zincirlerine vurulmuş buluyor kendini. En güneşli yaz günlerinde bile yağmurlar yağdırıyor gözlerinden ve fırtınalar kopartıyor içinde. Kendine çektirdiği işkenceler yetmezmiş gibi bir de çevresindekilere yakıyor sigarasını. “Peki, ben ölürsem onlar ne yapacak?” gibi sorular sorup kendine birtakım düşüncelilikler takınıyor, bencilleştiremiyor kimliğini. Çok ağlarlar mı arkamdan? Ne kadara unuturlar beni? Sahi, hiç hatırladılar mı ki? Mezarıma sadece öldüğüm gün mü uğrayacaklar? Hangi…

Devamını Oku
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
SkyProgram
betnano
betnano
pendik escort
kartal escort
istanbul escort
casinolevant
casinolevant
casinolevant
Betgaranti Güncel Giriş
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
casinolevant
betpark
betpark
Betgaranti
Hititbet
Betgaranti
Betgaranti
casinolevant
casinolevant
casinolevant
Hititbet
Betgaranti Giriş
betgaranti
Betgaranti
Sahabet
sahabet giriş
Sahabet
marsbahis giriş
Sahabet
Hititbet
Sahabet