BİR DAL ZEYTİN, BİR YUDUM SU, BİR PARÇA UMUT

– Yaşamı savunmak sadece bir hak değil, aynı zamanda bir yurt görevidir.
Bazen bir yasa yalnızca kelimelerden ibaret değildir. Bazen bir kanun teklifi; bir dal zeytini, bir yudum suyu, bir parça umudu tehdit eder.
Ve bizler, hâlâ toprağın kokusunu bilenler, ormanın gölgesinde serinlemiş olanlar, sabahın çiyiyle büyümüş otların sesini duyanlar…
Bizler biliriz: Doğa sustuğunda geriye sadece suskunluk kalır.
Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülmek üzere gündeme alınan ‘Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’, doğayı ve yaşamı bir kez daha sınayan bir eşiğe getiriyor bizi. TEMA Vakfı ise bu sınavda kelimelerini kalkan yaparak konuşuyor:
“Bu teklif geri çekilmeli; çünkü yaşamak istiyorsak yaşatmalıyız.”

ON YILLAR BOYUNCA TOPRAKTA KALAN İZLER
TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, yıllardır doğayla omuz omuza yürüyen bir sesle konuşuyor. Sözcüklerinde sadece bilimsel uyarılar değil, toprağa dair bir vicdan, suya duyulan bir sadakat var:
“1985’ten bu yana Maden Kanunu 30 kez değiştirildi. Her değişiklikte doğa biraz daha geri çekildi. Ormanlar madene açıldı, meralar parçalandı, suyun sesi bastırıldı. 2009/7 sayılı Başbakanlık Genelgesi, ÇED süreçlerini etkisizleştirdi. Artık doğa, madenciliğin önünde bir ‘engel’ gibi görülüyor. Oysa doğa, yaşamın ta kendisi.”
Deniz Ataç’ın dikkat çektiği noktalar çarpıcı:
TEMA’nın 2019’dan bu yana yürüttüğü ruhsat haritası çalışmaları, Anadolu’nun nasıl bir madencilik kuşatması altında olduğunu gözler önüne seriyor. Gümüşhane’nin yüzölçümünün yüzde 93’ü, Kütahya’nın yüzde 92’si IV. grup madenlere ruhsatlı. Bu gruba yalnızca metalik madenler, kömür ve endüstriyel hammaddeler dâhil. Mermer, taş ocağı, kum gibi işletmeler bu oranlara dâhil bile değil.
“Doğa, yalnızca madenin işletildiği sürede değil, kapandıktan sonra da acı çeker. Geride kalan liç yığınları, atık barajları, pasa dağları… On yıllar boyunca toprakta kalan bu izler, yalnızca ekolojiyi değil, insan sağlığını da tehdit ediyor” diyor Deniz Ataç.

BİR YÖRÜK ÇADIRININ GÖÇ YOLUNU ETKİLEYEN KARARLAR
Yasa teklifi yalnızca Maden Kanunu’nu değil, aynı zamanda Çevre Kanunu, Mera Kanunu, Elektrik Piyasası Kanunu ve Yenilenebilir Enerji Kanunu gibi pek çok kritik düzenlemeyi etkiliyor.
Yapılması önerilen değişiklikler, “ekonomik istikrar” ve “milli çıkar” gibi gerekçelerle sunulsa da doğanın yüreğinden geçen damarları kesmek anlamına geliyor. ÇED süreçlerinin kısaltılması, kamu kurumlarının sessizliğini “olumlu görüş” saymak, tüm izin ve ruhsat sürecini tek bir kurumun yönetimine vermek… Bunlar birer teknik madde değil; bunlar bir ağacın yaprağını, bir derenin akışını, bir Yörük çadırının göç yolunu etkileyen kararlar.
“Korunan alanların sadece adı ‘korunan’ kalacak” diyor Deniz Ataç üzülerek.
Ve ekliyor:
“Bu yasa teklifinde kamu yararı değil, yatırımcı yararı esas alınıyor. Yurttaşın katılım hakkı, köylünün rızası, çiftçinin emeği görmezden geliniyor.”
Ve bir kez daha, kurucuları Hayrettin Karaca’nın sözüne sığınıyor:
“Yaşamak istiyorsan yaşatacaksın.”

BU MESELE BİR AĞAÇ MESELESİ DEĞİL SADECE
Bu teklif yasalaşırsa, sadece doğa değil, su ve gıda güvenliği, kırsal yaşam, çiftçinin umudu, çocukların geleceği de tehdit altına girecek.
Bu yüzden TEMA Vakfı bir çağrıda bulunuyor:
Anayasa’ya ve uluslararası sözleşmelere açıkça aykırı olan bu teklif geri çekilmeli. Toprağına sahip çıkan herkes bu sese kulak vermeli.
Çünkü bu mesele bir ağaç meselesi değil sadece.
Bu mesele; bir dal zeytin, bir yudum su ve bir parça umudu birlikte yaşatabilme meselesi!

