“YARIN YARIN” ROMANINDA TÜRKİYE TARİHİNE KISA BİR BAKIŞ

-İSTANBUL-
Bir edebiyat eserini incelerken yazarın hayatından bağımsız mı düşünmek gerekir? Yoksa yazarını da tanımak kitabı daha iyi kavramamızı mı sağlar? Söz konusu Pınar Kür olunca en az eserin kendisi kadar yazarın yaşamı da ilgi çekici. Çünkü Türk edebiyatının en cesur kalemlerinden biri… Hayatıyla ilgili yazılı, sözlü epey kaynak mevcut… Kendisi de konuşmayı ve anlatmayı seven biri. Cesur dememin sebeplerinden biri bu. Diğer bir sebep ise erkek egemen yazar topluluğu içinde bir kadın yazar olarak var olma çabası içindeyken dahi anlatmak istediklerinden geri durmaması. Mine Söğüt ile yaptığı nehir söyleşi ‘Aşkın Sonu Cinayettir’ adı ile yayımlanmış. Mine Söğüt bu söyleşide Pınar Kür kitaplarından alıntılara yer vermiş. Böylelikle yazarın anlattığıyla eserlerinin bağdaşan yönlerini de göstermiş. ‘Yarın Yarın’daki Seyda’nın ailesi ve yetiştirilme koşulları, Selim’in Paris yaşantısı ve yaşadığı dönüşüm, 1968 Mayıs hareketleri ve 12 Mart gibi olayların Pınar Kür’ün yaşamına denk gelen yönleri var. (Söğüt, 2022)
‘Yarın Yarın’, Pınar Kür’ün ilk romanı. Romanı ilk olarak Mehmet Fuat’a götürmüş fakat Mehmet Fuat kitabı beğenmemiş. Kitabı Attila İlhan’a götürmesinin önerilmesi üzerine Bilgi Yayınevi’ne gitmiş. Pınar Kür başta kitabının ismini “Şu Dağın Ardında” diye düşünmüş. Tam adının Havva Pınar Kür olması ve kitabın isminin içinde dağ olması köy romanıymış gibi algılanmasına sebebiyet vereceğinden Attila İlhan ismi değiştirmeyi teklif etmiş. Bunun üzerine kitap 1976 yılında Bilgi Yayınevi’nden ‘Yarın Yarın’ adıyla yayınlanmış.
Kitap Oktay, Seyda, Selim ve Aysel karakterlerinin etrafında şekillenmektedir. Seyda ve Oktay evlidir. Bir de Gil adında bir oğulları var. Seyda, düşünmeden aldığı evlilik kararının verdiği pişmanlıkla, sürükleyerek götürdüğü birlikteliğinin bunalımları içindedir. Aysel ise babasının baskılarına dayanamayıp evden kaçan, güzellik yarışmasında üçüncü olup mankenlik, şarkıcılık, oyunculuk gibi alanlarda ünlenmiş genç ve güzel bir kadındır. Seyda’nın içinde olmaktan bıktığı hayat Aysel’in hayalindeki hayattır. Oktay, zengin ailenin iş adamı oğludur. Her ne kadar evliliğinden memnun olmasa da –teselliyi Aysel ve diğer kadınlarda bularak– evliliğini sürdürmeye devam etmektedir. Selim de zengin ama dağılmış bir ailenin çocuğudur. Paris’te 1968 Mayıs olaylarının içinde yer almıştır.
Pınar Kür için Paris’in özel bir yeri vardır. Politik uyanışının ilk orada başladığını söyler. (Söğüt, 2022, s.87) 1968 Mayıs’ında Paris olaylarına tanıklık etmiş yazar, izlenimlerini Selim’in düşünceleri ve anlatımlarıyla okurlarına aktarmıştır. Selim, anne ve babasının ayrılarak kurduğu yeni hayatlarında bir nevi ayak bağı olmamak adına okumak için Paris’e gitmiştir. Romanda Selim’in adımlarını takip ederek dönemin içinde bulunduğu kaotik durum hakkında fikir sahibi oluruz. Yakın bir geçmişte yaşanan bu olaylar Selim’in izlenimleri olarak aktarılmıştır. Paris’in banliyölerinden gelip Sorbonne Üniversitesi’nde felsefe okuyan Josette ile Selim’in yolları kesişir. Selim’e göre Josette sınıflı bir toplumun sınıf bilincine ermiş bir kızıdır. İlerde Selim’in Seyda’ya yapacağı, dünyaya ve kendine eleştirel bir gözle bakma yetisini Selim’e kazandıran şahıstır. Josette, Selim’in Nâzım Hikmet’i bilmeyip Paris’te Baudelaire’in kaldığı odada kalıyor olmaktan övünç duymasını, moda olan kitaplar okumasını eleştirir. Selim’in içindeki putları yıkarak onun başka bir Selim’e evrilmesini sağlar. Josette’in kendi ailesi içerisindeki farklı dinamikler de dönemin kaosunu yansıtması bakımından önemlidir. Fransız Komünist Partisi üyesi olan abisini yerden yere vurur, onu bir zavallı olarak tanımlar. Çünkü Josette, Troçkisttir. Pınar Kür de ilk gençlik yıllarında Troçkist olduğunu belirtmiştir Mine Söğüt ile yaptığı söyleşilerde. (Söğüt, 2022, s.87)
“Beşikteki bebeklerin bile bildiği şeylerden haberin var mı? Vietnam Savaşı’ndan örneğin, Biafra’dan? Ne bileyim… Çin’den? Brezilyalı milyonerlerin spor diye, uçakla Kızılderili avına çıktıklarını biliyor musun?” (Kür, 2013, s.161) Josette’in Selim’i eleştirdiği bu sayfalarda o dönemin siyasal ve sosyal olaylarının solcu gençler arasında nasıl yankı bulduğunu görmekteyiz. Dünyanın geneline yayılan öğrenci ve işçi hareketlerinin altyapısında İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki kapitalist düzen, Amerika’nın Vietnam işgaliyle tekrar baş gösteren emperyalizm gibi unsurlar yer almaktadır. Gençlik beğenmediği bu yeni dünya düzenine kafa tutmuştur. Paris’ten dünyaya yayılan bu dalga Türkiye kıyılarına gelecektir hiç kuşkusuz. Fakat Türkiye’deki sonuçları, Paris’teki hareketlerden daha ağır olmuştur. 12 Mart süreci bütün Türkiye’yi etkisi altına alan, sonrasında 12 Eylül’ün oluşmasına zemin hazırlayan bir süreçtir. Bazı sosyalist gruplar sola yakın askerlerin ihtilal yapacağına inanmışlardı. 9 Mart’ta Milli Demokratik Devrim beklerken gelmeyen ihtilal, 3 gün sonra muhtıra olarak gelmişti. Romanda Selim’in Ocak 1971’de Ankara’dan dönüp oradaki izlenimlerini arkadaşı Doğan’a anlattığı kısımda solun içinde devrimi asker-sivil-aydın zümrenin gerçekleştireceğine inanılması eleştirilmiştir (Kür, 2013, s.317-320). “Ordu bizi kurtarır” mantığının kendi için nasıl yanlış olduğunu ifade etmekten geri durmuyor Pınar Kür nehir söyleşide. (Söğüt, 2022, s.369)
Berna Moran 12 Mart dönemini anlatan romanların, kahramanın etken değil edilgen olduğu dönemleri anlattığını söylemektedir (Moran, 2007 s.14). ‘Yarın Yarın’da durum biraz farklıdır. Devrimci genç olan Selim’in etken olduğu dönemler anlatılmaktadır. Selim kendi gibi düşünen arkadaşlarıyla hareket etmekte, Paris deneyimlerini aktarmakta, Paris’te düşülen hataları göstermekte, ortak eylemlerin planını yapmaktadır. Fakat Selim ve içinde bulunduğu sol grup içinde de uyuşmazlık ve fikir ayrılıkları vardır. Kemal ve Recep’le yaşadığı fikir ayrılığı ve zengin bir aileye mensup olması üzerine solculuğunun eleştirilmesi, içinde bulundukları durumun ne kadar hassas ve güvensiz olduğunun göstergesidir. Solcu gençlere dair eleştiriler de yer alıyor romanda. Fabrika işçisi Memet’in arkadaşlarına söylediği “Böyle bir anda kırk ayrı şey birden düşünmeniz, kırk ayrı yola sapmanız okumuş olduğunuzdan mı, yoksa dağınık olduğunuzdan mı?” cümlesi bu örneklerden biridir (Kür, 2013, s.254).
Selim ve Seyda sevgili olurlar ve bu birliktelik Seyda’nın zaten mutsuz olduğu yaşamını sorgulamasına neden olur. Selim’in benimsediği dünya onun dünyası olur. Selim ve onun çevresinden insanlarla tanışır onlar için kitaplar çevirmeye başlar. Selim, Seyda ve Doğan’ın bir akşam meyhanede içerken karşılaştıkları sarhoş ile geçen diyalog olacakların habercisi gibidir. “Ne münasebet, efendim, ne münasebet! Bu gibi itleri mahkeme etmek için harcanan memleket parasına yazık. Nerede yakalarsan orada temizleyeceksin, mesele bu kadar! Baksanıza mahkemeye düşenler hep kurtuluyor. Polis yakalıyor, götürüyor, tıkıyor deliğe, ertesi gün yargıç serbest bırakıyor! Neden? Çünkü yargıçlar da komünist. Onlar da Moskof uşağı… Zaten bu memleketi temizlemek için ilk iş yargıçları ipe çekeceksin!” Bir meyhanede karşılaştıkları bu sarhoş adam öğrencileri, profesörleri kurşuna dizmeyi; üniversiteleri tamamen kapatmayı da hararetli bir şekilde savunmaktadır (Kür, 2013 s.300-301).
Meyhanedeki geceden bir hafta sonra bir araya gelenlerin yurt dışında kutlayamadıkları için gazinoları doldurduğu yılbaşı gecesinde, Paris’e gidememelerinin sebebi fabrikalarında grev olması ya da ortalık karışık olduğu için işlerinin başında durmaları olarak gösterilmiştir. Seyda’nın anlatımıyla öğrendiğimiz 1971’in ilk saatleri, aralarında olmaktan mutlu olmadığı için bu kalabalığın Seyda’da uyandırdığı tiksinti üzerinden anlatılmıştır. Bu gecenin sonunda Seyda tek kurtuluşun Selim’le olduğuna inanmıştır. Fakat Selim’e yüklediği bu kurtarıcı rolü hüsranla sonuçlandığında Seyda iğrendiği bu hayata kaldığı yerden devam edecektir. Selim’in ölümünü, magazin haberi kadar yer kaplamayan bir gazete haberinden öğrenmiştir. Kurtarıcı rolünün sonunun hüsran olması durumunu, Pınar Kür’ün diğer bir romanı ‘Asılacak Kadın’da da görürüz.
12 Mart dönemini anlatan romanların ortak özelliklerinden biri de devrimci gençlerin uğradığı işkencelerin ve sonuçlarının konu edilmesidir. Devrimci gençlerin yakalanması, sorguya alınması, bu süreçlerin yarattığı tahribat, aralarından birinin muhbir çıkması, provokasyon gibi konuların üzerinde durulmuştur. ‘Yarın Yarın’da işkenceye uğrayan devrimci genç değil, Oktay’dır. Gece vakti evinden onu yaka paça götürmeye gelen polislere “Siz benim kim olduğumu biliyor musunuz? Namuslu kişileri rahatsız edeceğinize anarşistleri kovalasanıza” diye tepki gösterir. Tokatlanır. Kendisine ait evi Selim’in kullanması Oktay’ın başını derde sokmuştur. Oktay’ın sorgudayken etrafında gelişen konuşmalardan Doğan’ın işkenceden sol yanının hiç tutmadığını öğreniriz. Oktay’ın sorguda yaşadığı hakaret ve aşağılamalar Doğan ve diğer devrimcilerinkine kıyasla daha azdır. O dönemde yazılmış romanlar devrimci gençlerin maruz kaldığı işkencenin boyutlarının altını çizerken Pınar Kür zengin bir burjuvanın sorguya çekilmesini anlatıp bir cümleyle de devrimci bir gencin maruz kaldığı şiddeti göstermiştir. ‘Yarın Yarın’ o dönemin baskın olan roman anlayışından bu yönüyle de farklıdır.
Pınar Kür, ‘Yarın Yarın’da bize farklı hayatlardan izler göstermektedir. Zengin iş adamı Sulhi Gebzeli’yi de anlatmış, fabrika işçisi Memet’i de. Köklü bir aileden gelen, ailesinin gözbebeği Seyda’yı da anlatmış; mankenlik, oyunculuk, şarkıcılık yapmak için evden kaçan ve bu uğurda her şeyi göze alan Aysel’i de. Burjuvaların zengin eğlence masalarına da tanıklık ediyoruz, fabrika işçisi Kadriye’nin sofrasına da. Parisli Josette’nin Nâzım Hikmet okumayı sevdiğini, onu tanımayan Selim’i eleştirdiğini de görüyoruz; burjuva kadınlarının yılbaşını Paris’te, Londra’da kutlayamamaktan duydukları üzüntüyü de. Aynı dönemi yaşayan hayatlardan örneklerle Pınar Kür sınıflar arasındaki uçurumu bize göstermektedir. Burjuva kesimin, alt sınıfın yaşamını önemsemeden sadece kendi içgüdülerini doyurmayı amaçlaması göz önüne serilmiştir. Aysel’in kitabın sonlarına doğru verdiği davet buna örnek olarak gösterilebilir. Aysel artık “Gebzeli” soyadını almış, kitaplardan görgü kurallarını öğrenmiş, istediği yaşama kavuşmuştur. Davetlerdeki en varlıklı odur. Çevresindeki herkes bu yüzden ondan çekinmektedir. O da kimsenin ona karşı gelemeyeceğini bildiğinden, insanları huzursuz etmekten keyif almaktadır. Tepeden bakma sırası ona geçmiştir. Ara ara sıkılsa da kazandığı bu yeni hayatı riske atacak bir şeyler yapmaktan kaçınmakta ve eğlenmek için de çevresindekilerle uğraşmaktadır. Artık o da bir burjuvadır. Seyda ise, kurtarıcısını kaybettikten sonra, melankolik bir ruh haliyle eski yaşamına geri dönmüştür. Oktay işinin başındadır. Seçimlerde en çok oy alan partiye yazılmayı düşünmekte ve baştaki hükümetin ileri gelenleriyle iyi ilişkiler kurmaktadır. Büyük burjuva sınıfının davetleri, ortaklıkları, yatırımları tekrar kurulmuştur. Rüzgâr –yeniden– onların istediği taraftan esmektedir.
YARARLANILAN KAYNAKLAR:
– Kür, Pınar (2013). ‘Yarın Yarın’. İstanbul: Everest Yayınları.
– Moran, Berna (2007). ‘Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış 3’. İstanbul: İletişim Yayınları.
– Söğüt, Mine (2022). ‘Aşkın Sonu Cinayettir: Pınar Kür ile Hayat ve Edebiyat’. İstanbul: Can Yayınları.

