ÖYKÜ 

MOR SALKIM TANELERİ


Parmaklarımın arasından geçen rüzgârın serinliğini bugün hâlâ hissedebiliyorum. Ben bu yokuşu, çocukluğumda hep koşarak indim. Ama tırmanırken adımlarım hep çok yavaştı; çünkü bayılırdım ağaç diplerine yuva yapan karıncaları izlemek için verdiğim molalara.

Sağlı sollu tek katlı, minicik bahçeli, kutu gibi evler sıralanırdı yolun her iki tarafında. Bahçe demirlerinin üzerinden mor salkımlar sallanırdı. Durup durup her salkımı izlerdim. Arılar ziyaretlerine gelirdi. Yağmur sonrası güneş ışınları, yaprakların üzerindeki damlalardan yansırdı. Gözlerimi kapatır, kokularını almaya çalışırdım. O kokular bugün hâlâ burnumda…

Sokağın o tenha hali çok hoşuma giderdi. Kendimle doyasıya baş başa kalabilmek ise büyük mutluluktu benim için.

Her gün bu yokuşa bağlanan farklı sokakları keşfe çıkardım. Ev halkına da bol bol “Yine ortadan kayboldu bu çocuk” hissini yaşatırdım. Düşüncesi bile beni gülümsetmeye yeterdi. Hem başına buyrukluğun nesi kötüydü ki…

Yokuş aşağı soldan birinci sokak, suda yüzebilen oyuncak bebekler satan amcanın dükkânı hariç, hiç cazip değildi benim için. Oysaki bir sonraki, yani soldan ikincisi, en sevdiğim rengârenk naneli şekerlerin de satıldığı küçük bir bakkalı içinde barındırırdı. Sokağın sonu ise bir ilkokula çıkardı. Orada kollarımı açıp koşturur, dönüşte ise ceplerimi o şekerlerle doldururdum. Eve varana kadar hepsi bitmiş olurdu.

Sonra ana caddeye çıkar, babaannemin evinin köşesindeki bakkal Hasan Amca’ya uğrardım. Bakkalı hiç boşken hatırlamıyorum. Yanı başında bir mahalle fırını vardı. Bazıları fırının çıkardığı, bazıları ise bakkalın getirdiği ekmeği alırdı.

Fırından yeni çıkmış ekmeğin kokusunu bilir misiniz? Hani şu tokken bile acıktıran kokuyu… Her taraf işte öyle kokardı. Ve o fırın sadece ekmek yapmazdı. Yöreye özgü ne varsa pişirirdi. Tepsiler içinde gelen külçeler, kaytaz börekleri, biberli ekmekler…

Bakkalın önünde bekleşip duran diğer akranlarıma göre, ben hep çok şanslıydım. Çünkü veresiye alışveriş kredim sonsuzdu. Hasan Amca beni görünce gülümser, eliyle gel işareti yapardı. Ben de camekândaki bisküvileri, gofretleri ve krakerleri rahat görebilmek için sonradan koydukları, kocaman taş basamağın üzerine çıkardım. Bu şekilde gözlerim ancak masanın üzerine koydukları teraziyi aşabilirdi.

Şeffaf poşetler içinde üzümlü kekler satılıyordu bir süredir her yerde. Yerini bulunca elimle bakkala gösterir, ondan isterdim. Para istemezdi; çünkü ya babam ya da babaannem gün sonunda kapatırdı hesabımı, bilirdi. Kimse bana bir limit, bir sınır belirlememişti; ama ben çocuk aklımla bile her gün tek bir şey alırdım.

Kocaman taş basamaktan atlar, kekin paketini açar, önce kokusunu duyumsardım. Sonra üzerinde kaç tane kuru üzüm olduğunu sayar, yavaş yavaş küçük ısırıklar alarak babaannemin evinin önüne kadar gelirdim. Hemen içeri girmez, bahçesinde oyalanırdım.

Babaannem çok çiçek severdi. Ön bahçede kırmızı ve sarı renkli, benim boyumu aşan zambakları vardı mesela. Yaprakları koyu mordu. Her geldiğimde nasıl bu kadar büyüdüklerini sorardım. “Yerlerini çok sevdiler” derdi. Hemen yanında hanımeli ekiliydi. Kokusunu tarif edemem. Muazzamdı. Limon, erik, nar ve yenidünya ağaçlarımız vardı. Çok tırmanmışlığım ama hiç düşmemişliğim var çok şükür. Beyazdan kırmızının en koyu tonuna ulaşan, çokça güllerimiz vardı sonra. Her birinin kokusu diğerinden farklıydı.

Bahçede toprakla oynamaya dalardım. Solucan bulabilir miyim diye kazdıkça kazardım. Bol bol sulardım. Üstüm başım toprağa suya bulanmadan da eve girmezdim. Çoraplarım hep ıslak olurdu.

Misafirlik bitip de dönüş için hazırlığa başlandığında hüzünlenirdim. Amcamlar, halamlar arabanın yanına kadar iner, arkamızdan su dökerlerdi. O zamanlar su neden dökülür bilmediğim için, benim açımdan bir oyundu bu ritüel. Arabanın camını özellikle açardım, hani belki suyun bir kısmı elime yüzüme kadar gelir diye. Hiç de gelmezdi. Sonra da gülümser ve içimden derdim ki: Yine beni ıslatamadınız.

Babaannem balkona çıkar, arabamız o meşhur yokuş yola sapana kadar ardımızdan el sallardı. Bense yol boyunca gözyaşlarımı kimse görmesin diye bluzumun koluyla kurulardım. Çok severdim o evi, o sokağı, kaldırımlara dökülen mor salkım tanelerini ve en çok da babaannemi.

Babaannem bulduğu her kaba çiçek ekerdi. Sanki saksılar yetmezdi. Bitmiş yağ ve salça tenekelerini, plastik yoğurt kaplarını, balkonundaki kat kat çiçekliğe dizer, her giriş çıkışında onlara bir süre dalar giderdi. Sanırım benim çiçek sevgim de ondan yadigâr. Çok ilginç gelirdi çiçeklerinin ismi bana o yaşlarda. Her gittiğimde yenileri eklenirdi. Bir çiçeği vardı mesela, gözbebeğiydi, adı “Parlak Mustafa”ydı. İnanılmaz güzel mumçiçekleri vardı. Sonra kuşkonmazları, aşkmerdivenleri, akşamsefaları…

Her ziyaret ayrı bir maceraydı benim için. Her macera da taçlandırılmalıydı, öyle değil mi? Üç buçuk saatlik yolculuk bitip de kapının önünde kendi evimizin kilidinin açılmasını beklerken evin içinden telefonun uzun uzun çaldığını duyar, kıs kıs gülerdim. Kimin, neden aradığını en iyi ben bilirdim çünkü. Annem ve babam merakla bana bakıp beklerlerdi. Elimi cebime götürür, babaannemin evindeki odalardan ya da dolaplardan birinin anahtarını çıkarıp sallardım. Kısa süreli bir suskunluk yaşanırdı. Babam içeri girer, telefonu açar, “Evet, gördüm, anne. İlk göz ağrın yanında getirmiş. Önümüzdeki hafta sonu yine geleceğiz mecburen o zaman” der ve ahizeyi kapatırdı. Babaanneme en kısa sürede ulaşma planımın yeniden ve yeniden işe yaradığını görmek, işte o anlar paha biçilmezdi benim için. İçimden “Teşekkürler, babaanne” derdim. Teşekkürler, planlarımın gizli ortağı…

Paylaş:

Benzer yazılar

5 2 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
10 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Nilhan Aras

Nezahat Hanım, merhaba. Düşüncenize, kaleminize, ruhunuza sağlık. Çok beğendim, bayıldım, betimlemeler beni benden aldı. Orada yaşadım, orada koştum, orada çiçekleri kokladım. Gerçekten muhteşem olmuş. Tebrik ediyorum, sevgilerimle…

Last edited 26 gün önce by Nilhan Aras
Nezahat Yapıcı

Merhaba Nilhan Hanım. Güzel düşünceleriniz ve yorumlarınız için teşekkür ederim. Çok mutlu oldum. Sevgilerimle…

Serap Aksu

Çok keyifle okuduğum, tertemiz, içine beni alan bir yazı…
Nezahat Hanım, kaleminizi herkes tanımalı…
Çok tebrik ediyorum ve yazılarınızın devamını sabırsızlıkla bekliyorum…🌺

Nezahat Yapıcı

Çok teşekkür ediyorum, Serap Hanım. Düşünceleriniz çok kıymetli.
Beni mutlu ettiniz.
Sevgilerimi sunuyorum. 🌸

Selda Nazik

Nezahat Hanım, kaleminize yüreğinize sağlık, çok güzel betimlemişsiniz.😊

Nezahat Yapıcı

Beğenmenize çok sevindim, Selda Hanım.
Çok teşekkür ediyorum. 🌼
Sevgilerimle…

Aynur Duyum

Sevginin en saf, en yalın halini mor salkımların arasından süzüp tekrar bize sunan kaleminize sağlık, sevgiler.

Nezahat Yapıcı

Çok teşekkür ediyorum, Aynur Hanım. 🌸
Selamlar, sevgiler…

Gönül TÜRKKAN

Çok nahif bir anlatım, çok güzel betimleme. Kalemine sağlık, Nezahatcim. 👏

Nezahat Yapıcı

Canım Gönül, beğenmene çok sevindim. 💜
Sevgilerimle…

10
0
Would love your thoughts, please comment.x
betpark
hititbet
betpark
betpark
betpark
betpark
betgaranti
betpark
betpark
kolaybet
betpark
timebet
timebet
timebet
vaycasino
Hititbet
Hititbet
timebet
meritking
meritking
norabahis
norabahis
meritking
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
vaycasino
meritking
pusulabet
timebet
timebet
betpark
betplay
betpipo
norabahis
norabahis
betnano
vaycasino
hititbet
hititbet
betgaranti
betebet
romabet
betpipo
hititbet