PINAR KÜR’ÜN “BİTMEYEN AŞK” ROMANINDA AHLAKIN İNŞASI VE ÇÖZÜLÜŞÜ

-MERSİN-
“Aşkı yaşamsal bir gereksinme –ve de ölümcül– olmaktan kurtaran tek şey, ölümdür belki… Evet, erken bir ölüm… Ya âşıklar ölecek ya da aşk, kısacası…” – Pınar Kür / ‘Bitmeyen Aşk’
‘Bitmeyen Aşk’; yazın dünyasına ‘Yarın Yarın’ romanıyla adım atan romancı, öykücü, çevirmen, akademisyen Pınar Kür’ün 1986 yılında yayınlanan; yayınlanmasının ardından müstehcenlik iddiasıyla yargılanan ve bir süre yasaklı kalan romanı. Mine Söğüt, Pınar Kür’ü “kendi hayatını, dünyasını ve tecrübelerini hayal gücüyle harmanlayıp yazdıklarına ustaca aktarabilen bir yazar” olarak nitelendirir. (Söğüt, 2022:8)
Roman, tiyatro oyuncusu Nilgün Pamir ile “Marksist/milyoner şair” olarak adlandırılan Sinan Keçecioğlu arasındaki aşkın başlangıcından çözülüşüne uzanan süreçte yaşananları anlatır. Üst kurmaca tekniği ve çoklu bakış açısı gibi postmodern romanın imkânlarından yararlanılarak yazılan roman, “Yüksek Sesle Fiskos”, “Uzak Bir Kentte Yalnızlık”, “Genç Kız ve Şair”, “Yetişen Oyuncu” ve “Uslanan Şair”, “Bunalımlı Yıllar ve Unutulan Şair”, “Yeniden Doğan Şair”, “Mutlu Evlilik”, “Bitmeyen Aşk” adlı alt başlıklarından oluşmakta.
Pınar Kür, ‘Bitmeyen Aşk’a “amaçlı başladığı”nı ve bir “hesaplaşma” romanı olarak yazdığını şu sözlerle ifade eder: “Evet, hikâyeler sırasında boşandım, bu eve taşındım, yeni bir ilişkiye girdim. ‘Bitmeyen Aşk’a başladığımda da artık o ilişkinin sona erme aşamalarına gelinmişti. Ve o ilişkiden dolayı, hayatımdaki daha önceki aşk ilişkilerini de gözden geçirdim ve bir hesaplaşma yaptım…” (Söğüt, 2022:307) “Bütün yaşadıklarımın bir analizini yaptım orada ben. İşe, aşkın analizi olarak iddialı bir şekilde başladım zaten.” (Söğüt, 2022:308) “Aşk hakkında son sözü söyleyen bir kitap yazmaktı amacım.” (Söğüt, 2022:311)
Pınar Kür, Mine Söğüt ile yaptığı nehir söyleşide ‘Bitmeyen Aşk’ın yazılış serüvenini şu şekilde açıklar: “‘Bitmeyen Aşk’ı yazarken bir sahne yazıyordum, şair okula gelmiş, adamın bakışını yazıyordum, tamamen kafamdan uyduruyordum, o sırada telefon çaldı. Karşımda çok uzun süredir görmediğim eski bir sevgili. Onunla konuşurken fark ettim, tam da ben bu adamı yazıyordum! Duymasam sesini, fark bile etmeyeceğim ondan esinlendiğimi. Bilinçaltı işte; nasıl bir telepati olduysa ben fark etmeden onu düşünmüşüm, o da o an beni aradı. Şu daktilonun başında donup kaldığımı biliyorum.” (Söğüt, 2022:208)
* * *
Bu çalışmada Nilgün ve Sinan arasındaki aşk ilişkisini ve cinselliği merkeze alarak kurgulanan ‘Bitmeyen Aşk’ romanında, birey ve toplum çatışmasının ahlaki kodlar üzerinden nasıl sorgulandığı incelenecektir.
Ahlak kavramı, TDK Türkçe Sözlük’te “bir toplum içinde kişilerin uymak zorunda oldukları davranış biçimleri ve kurallar” şeklinde tanımlanır. Ancak bu tanım, ahlakın yalnızca düzenleyici bir normlar bütünü olmadığını; aynı zamanda birey üzerinde baskı kuran bir iktidar alanı olduğunu göz ardı eder. Nitekim ahlak, doğru-yanlış, iyi-kötü gibi karşıtlıklar üzerinden bireyin davranışlarını belirlerken onu sürekli gözetim altında tutan bir işlev de üstlenir.
Nilgün Pamir’in yaşantısı, özellikle cinsel ahlak söyleminin kadın bedeni üzerindeki disipline edici etkisini görünür kılar. Bu bağlamda Hilal Özçetin’in “Cinsel ahlak söylemi bedenlerin hangi kısımlarının kamu bakışından gizlenmesi/saklanması gerektiğini belirler” tespiti anlam kazanır (Özçetin, 2024:36). Nilgün’ün Sinan tarafından terk edildiği otel odasında kurduğu korku senaryoları, yalnızca bireysel bir kaygının ürünü değil; toplumun kadınlara yönelik “tehlike”, “namus” ve “korunma” eksenli ahlak söyleminin içselleştirilmiş bir sonucudur. Nilgün’ün zihninde canlanan şiddet ve istismar imgeleri, erkek egemen ahlakın kadını sürekli tehdit altında konumlandıran bakışını yansıtır: “Pavyonlarıyla, kötü evleriyle ünlü bir kentte değil miydim? Beyaz kadın ticareti yapan ne çok kişi pusuya yatmış bekliyordu, kim bilir… (…) bir yandan da ızbandut kılıklı üç adamın –bir tanesi o sivilceli suratlı– kapımı omuzlayıp içeri gireceklerini, bağırmama bile fırsat kalmadan üstüme saldırıp yatağa sürükleyeceklerini, sırayla ırzıma geçtikten sonra elimi kolumu bağlayıp başka yere götüreceklerini, en korkunç ayrıntılarıyla canlandırıyordum imgelemimde. (…) ‘Zengin bey oğullarına var da bize yok mu, küçük orospu!’ diye suratıma tükürecekti biri, ben var gücümle debelenirken. (…) Nerden bulup çıkarıyordum bu iğrençlikleri? Okuduğum kötü romanlardan mı aklımda kalmıştı? Aslında o yaşta bu tür korkulara kapılmak için çok kötü romanlar okumuş olmak da gerekmiyordu. Böylesi olayların haberleriyle dolu değil miydi günlük gazeteler?” (Kür, 2022:56-57)
Nilgün, hem sahnede hem özel yaşamında Sinan tarafından erkek bakışının ve ahlaki yargıların nesnesi haline gelir: “Oysa bir sürü insanla birlikte, hiç bitmeyecekmiş gibi gelen alkışlar eşliğinde gördüğüm neydi? Bir orospuydu sahnede canlandırdığın! Hem de ne büyük başarıyla! Seni yüzlerce kişiyle paylaşmanın bunaltıcı utancını duydum… Mantıksızlık belki benimkisi… Bir oyunu ciddiye almak… Hiç yapmadığım bir şey… Ama yapmadığım çok şey yaptırdın sen bana. Ve işin içinde sen oldun mu her şeyi ciddiye alıyorum, neden bilmem. (…) Oransız sinirlendiğimi kabul ediyorum, ama sinirlendim işte… Senin sevgilin böyle bir deli… Benim minik ve tutkulu kırlangıcım ile sahnedeki işini bilir yosma arasında en ufak bir benzerlik yoktu. Beni asıl sarsan da bu ya…” (…) “Sonra bambaşka, üçüncü bir kişiliktin o sırada… Ne benim yavru ceylanım ne de sahnede canlandırdığın oynak kadın… Yepyeni bir Nilgün… Gerçek Nilgün buydu belki de… (…) Benimle yalnızkenden ne kadar değişiktin!” (…) “Erkekten erkeğe onca kolaylıkla giden bir kadın… Yakışmıyor sana…” (Kür, 2022:156-157-158) Romanda Nilgün’ün sahnedeki rolüyle gerçek yaşamı arasındaki ayrımı yapamayan Sinan’ın bu sözleri ahlakın kadın için farklı, erkek için farklı işlediğini ortaya çıkarır. Bu bağlamda ahlak, Sauer’in “engelleme ve zorlamayı; kısıtlama ve fedakârlığı; engizisyonu, itirafı ve vicdan azabını; iffeti ve neşesiz, klostrofobik, işaretparmağını havaya kaldırmış sallayan kateşizmi çağrıştırıyor.” (Sauer, 2024:11) sözleriyle kısıtlamalar ve zorlamalar bütünü olarak işlev görür.
Nilgün’ün Sinan’la olan evliliği haricinde Ersin’le evli kaldığı süreçteki evlilik içindeki aldatma deneyimi de romanın ahlak tartışmasını derinleştirir. Sauer’in “ahlaktan arındırma” kavramı ahlakın bireyi disipline eden zorlayıcı yapısından sıyrılarak davranışların normatif yargılar dışında düşülmesini ifade eder. Sauer’in “ahlaktan arındırma” kavramı ile yorumlanmaya müsait olan bu bölüm, aldatmanın evlilik ilişkisini “rahatlatan” bir unsur olarak sunulması, geleneksel ahlak normlarının sorgulanmasına yol açar: “Kocasını ilk kez evliliğinin ikinci yılında aldattı Nilgün. Ve gene ne gariptir ki bu ilişkisi süresince onunla arası bayağ düzeldi. (…) ‘Dış ilişkiler’ kurması evlilik ilişkisini rahatlatıyor, yumuşatıyor, dayanılmaz olmaktan kurtardığı gibi, nerdeyse mutlandırıyordu nedense. Yıkıcı tavrını kocasından âşığına aktardığı, bir türlü dinmeyen, hep içini kemiren huzursuzluğu ikinci ilişkide yaşayabildiği için mi oluyordu bu?” (Kür, 2022:263-264)
Sinan Keçecioğlu, özgürlük söylemini sahiplenen, ancak bu söylemi çoğu zaman kendi ayrıcalığını meşrulaştırmak için kullanan bir figürdür. Toplumun ahlaki baskılarını eleştirirken Nilgün’ün davranışlarını aynı ahlaki kodlarla yargılamaktan geri durmaz: “Bu ev kızı alışkanlıklarından ne zaman kurtulacaksın? Ne zaman özgür bir insan gibi yaşamaya karar vereceksin?” (Kür, 2022:127)
Sinan’ın Nilgün’e yönelttiği “özgürlük” söylemi, görünürde modern bir düşüncenin yansıması olarak algılansa da derinlemesine incelendiğinde disipline edici bir niteliğe sahiptir. Sinan, toplumun baskıcı ahlak anlayışını eleştirirken, bireysel ahlaki düşüncesini de Nilgün’ün bedeni üzerinden yansıtır: “Doğduğunuz günden itibaren işlemeye başlıyorlar sizi, içinize bu anlamsız ve gerçekdışı korkuyu salmak için… Bir an önce özgürlüğünüze kavuşamayasınız diye, anlıyor musun? Toplumun baskılarına karşı çıkmayı göze alsanız bile, bu canım acıyacak korkusu sizi engellesin diye…” (Kür, 2022:137-138) Toplumun ahlaki değerlerinin dayatma unsuru olarak birey üzerinde baskı oluşturduğunu ve bu baskının kendince anlamsızlığını belirten Sinan, birey-toplum çatışmasının temel etkenlerinden biri olan özgürlüğün ihlaline de değinir. Sinan’ın özgürlük söylemi ahlaki bir tercihtir; ancak bu tercih, Nilgün’ün özerkliğini tanımaktan ziyade, onu yeniden tanımlama girişimine dönüşür. Bu yönüyle Sinan Keçecioğlu, özgürlük söylemini savunan ancak bu söylemi kadının bedeni ve davranışları üzerinde yeniden üreten çelişkili bir ahlak figürü olarak belirir. Nilgün’ün Sinan’a bir tartışma esnasında “İkiyüzlü, adi bir herifsin sen! Yarın komşunun kızına göz koysan gene özgürlükten, kendi kendinin sahibi olmaktan söz edersin! Dolmuş şoförü ahlakı var sende!” (Kür, 2022:452) şeklindeki çıkışı Sinan’ın özgürlük iddiasının ardındaki ikiyüzlülüğü açığa çıkarır.
Hilal Özçetin’in çalışmasında geçen “ideal kadının hanım hanımcık olarak inşa edilmesi” sözü (Özçetin, 2024:35) bağlamında romanda Sinan’ın annesi Afet Hanım, ahlaki yargıçlık görevi üstlenir: “Afet Hanım’ın yüzünde hınç, bir anlık, çok parlak bir ışık gibi yandı, söndü. ‘Orada tahsil gören her genç kız meyhane muhitine düşecek değil ya… Herkes sürtük olmaz ya…’” (Kür, 2022:79)
Romanın dikkat çekici yönlerinden biri de anlatıcının ahlaka karşı mesafeli duruşudur. Yazar, metne bilinçli biçimde dâhil olarak kendisini “ahlak kavramı hiç mi hiç gelişmemiş bir yazar” olarak tanımlar ve karakterlerini yargılamaktan özellikle kaçınır: “Burada anlatılan ne bir aşk öyküsüdür ne de Nilgün’ün, Sinan’ın yaşamları… Aşkın öyküsünü anlatmak gibi belki de olanaksız bir çabanın içine girmiş olan yazar, Nilgün ile Sinan’ın yardımını istemiştir yalnızca. Yani onların aşkı iyi mi sonuçlanacak, kötü mü, mutlu mu olacak mutsuz mu, bu kalpsiz ve duygusuz ve cinselliği belirsiz yazarın umurunda bile değil. Bu iki şaşkın insanı kullandığı bile söylenebilir – hatta söylenmelidir! Ahlak kavramı hiç mi hiç gelişmemiş bir yazar bu. (…) Yinelemekte yarar var belki: Her türlü duygusallıktan ve ahlak kavramından arınmış bir yazar bu. Nilgün’ün gözyaşları, yüreğini şu kadarcık yumuşatmadığı gibi, kızın şunun bunun koynuna girip durmasını da ayıplamıyor. Sinan’ın çektiği acılara hiç mi hiç katılmadığı gibi, onun çapkınlıklarını –ve de şiirsel anlatımını– kıskanmayı aklından bile geçirmiyor. Yalnızca gözünü dört açmış bakıyor onlara. Varsayımları gerçeğe uyuyor mu uymuyor mu, tek derdi bunu anlamak…” (Kür, 2022:256-257) Yazarın bu tutumu, Umberto Eco’nun “entelektüel işlevin ahlaksal işlevden ayrı tutulamayacağı” yönündeki görüşüyle birlikte düşünüldüğünde anlatının etik bir sorumluluk alanı yarattığını gösterir (Eco,2009:15). Pınar Kür, ahlaki bir yargılama yapmaktan ziyade yorumu okura bırakır.
* * *
Edebiyat ile ahlak arasında sıkı bir bağ vardır. Edebi metinler ait olduğu toplumun ahlaki normlarını yansıtarak metnin yazıldığı dönemin zihniyetine ışık tutar. ‘Bitmeyen Aşk’, her ne kadar aşk ekseninde konumlandırılmış bir roman olsa da özellikle cinsel ahlakın bireyler üzerinde (ve daha çok kadın bedeni üzerinden) nasıl işlediğini, nasıl içselleştirildiğini ve nasıl algılandığını gözler önüne seren çok katmanlı bir anlatıdır. Romanda da ahlakın bireysel bir değer mi yoksa toplumsal bir denetim mekanizması mı olduğu sorgulanır. ‘Bitmeyen Aşk’, ahlakı sabit ve evrensel bir ölçüt olarak değil; tarihsel, kültürel, ideolojik ve cinsiyetlendirilmiş bir yapı olarak ele alır. Yazar, toplumda hüküm süren ikiyüzlü ahlak anlayışına, çifte standartlara, bireyin özgürlüğünü kısıtlayan tüm dayatmalara karşı eleştirel bir tutum içindedir. Pınar Kür; ahlak, cinsellik ve bireysel özgürlük tartışmalarını cesurca kaleme alan yazarlardan biri olarak Türk edebiyatında öne çıkar.
KAYNAKÇA:
– https://sozluk.gov.tr/
– Eco, Umberto (2009). ‘Beş Ahlak Yazısı’. (Çev. Kemal Atakay). İstanbul: Can Yayınları.
– Kür, Pınar (2022). ‘Bitmeyen Aşk’. İstanbul: Can Yayınları.
– Özçetin, Hilal (2024). ‘Ahlakı Giyinmek – Türkiye’de Cinsel Ahlak Üzerine Bir Deneme’. (Çev. Simten Coşar). İstanbul: Metis Yayınları.
– Sauer, Hanno (2024). ‘Ahlak – İyinin ve Kötünün İcadı’. (Çev. Orhan Kılıç). İstanbul: Metis Yayınları.
– Söğüt, Mine (2022). ‘Aşkın Sonu Cinayettir: Pınar Kür ile Hayat ve Edebiyat’. İstanbul: Can Yayınları.

