II. BİRLEŞİK KRALLIK ÇIKARMASI (2)

-İSTANBUL-
Efsaneye göre, Glencoe Vadisi’nde yaşayan bir klan şefinin ay parçası gibi güzel üç kızı varmış. Bir gün gezintiye çıktıklarında yaşadıkları bölgeden epey uzaklaşmış ve geri dönmek isterken kaybolduklarını fark etmişler. Tam o sırada karşılarına yakışıklı üç genç çıkmış. Gözlerini birbirlerinden alamamışlar; yürekleri ilk anda aşk ateşiyle dolmuş.
Gençler, kaybolan kızları yaşadıkları bölgenin yakınına kadar götürdüğünde ise acı gerçekle yüzleşip buranın rakip klanın toprağı olduğunu fark etmişler. Tıpkı Ali ile Nino hikâyesindeki gibi aralarında aşılması zor engeller varmış. Üstelik iki klan da birbirine düşmanmış. Günler geçmiş, gençler gizlice buluşup aşklarını yaşatmaya devam etmişler. Ancak kızların ailesi, sevgililerin buluştuğu bir gün gençlere pusu kurup onları öldürmüş. Anında Nâzım uzaklardan ses vermiş;
“Tahir olmak da ayıp değil, Zühre olmak da/ hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil/ bütün iş Tahir’le Zühre olabilmekte,/ yani yürekte.”
Bunun üzerine üç kız kardeş, aşkın, kavuşmaktan ziyade bir vuslat olduğunu anlayarak aşklarını sonsuza dek yaşatmak ve aşkın koruyucu muhafızları olmak için yan yana yükselen dağ sırtlarına dönüşmüş.
Bu hüzünlü efsaneyi dinledikten sonra, madem aşk bir yolculuk biz de yolumuza devam edelim deyip konaklayacağımız Fort William kasabasına ulaştık. Birleşik Krallık’ın en yüksek dağı olan Ben Nevis’in eteklerine kurulu, körfeze kıyısı olan bu şirin kasaba gerçekten çok etkileyiciydi. Kaldığımız otel, yolculuk boyunca konakladığımız yerlerin en güzellerinden biriydi; ancak otel yetkililerine ulaşmak, düşündüğümüzden fazla zaman aldı. Yeri gelmişken burada bir parantez açıp konakladığımız diğer yerlerle ilgili kısa bilgiler de vermek istiyorum; belki gitmeyi düşünenler bizim olumsuz deneyimimizden faydalanır, en azından hostel türü yerlerde kalmazlar. İlk kaldığımız yer, iki yataklı bir oda olmasına rağmen oldukça kötüydü. Tek avantajı ise hastalandığımda yanımda kocaman bir çöp kovasının bulunmasıydı. Üçüncü gece, Edinburgh Castle’a çok yakın konumdaki öğrenci yurdu tarzı bir hostelde kaldık. 12 kişilik, ranzalı bir odaydı ve kalanların yarısından fazlası kadındı. Saygı, sessizlik ve düzen kusursuz şekilde işliyordu. Dördüncü gece ise İngiltere’nin Cumrbria bölgesinde Lake District’e kıyısı bulunan Ambleside adlı doğa harikası bir kasabada; yine üç ranzalı başka bir hostelde konakladık, kasabanın güzelliğine hiç yakışmamıştı.
Fort William’daki otel odamıza yerleştikten sonra, Harry Potter film serisindeki tren sahnelerinin çekildiği Glenfinnan Viaduct’a gittik. Burası, bölgeye kadar gelmişken mutlaka görülmesi gereken yerlerden biriymiş.
Böylesine güzel bir kasabada mesai saatlerinden sonra hayatın neredeyse durma noktasına gelmesi ise şaşırtıcıydı. Açık birkaç pub dışında sokaklar ıssızlaşıyor, dükkânlar erkenden kapanıyordu. Hatta yemek yiyecek bir yer bulmakta bile zorlandık; neredeyse aç kalıyorduk.
Beklediğimiz an nihayet geldi: Kavuştuk, Edinburgh’dayız. Modern yaşam ile tarihin iç içe geçtiği bu başkent, tarihi dokusu ve etkileyici mimarisiyle hafızama kazındı. Şehrin simgesi olan Edinburgh Castle yüksek bir tepenin üzerine kurulmuş; hem stratejik konumu hem de manzarasıyla şehre hâkim durumda. Geçmişin hafızasını taşıyan, doğanın yıpratıcılığına karşı kendini korumuş koyu renkli binaların arasında Kraliyet Yolu boyunca yürürken insan tarih boyunca bir gezinti hissi içinde oluyor. İskoç kralları 17’nci yüzyıla kadar ülkeyi buradan yönetmiş, daha sonra yapılan bir anlaşmayla İngiltere ile birleşmişler.

Sevgili okur, burada bir kez daha araya girerek bizde “İskoç eteği” olarak bilinen, “tartan” adı verilen renkli kareli desenlerden oluşan, etek benzeri bir giysi olan “kilt”ten bahsedeceğim. İlk dönemlerinde zamanımızdaki kısa formundan daha büyük bir kumaş parçasından yekpare bir elbise gibi yapılmış olan kilt hem kıyafet hem de battaniye işlevi gördüğü için zorlu hava koşullarına da uygunmuş. Günümüzde düğünlerde, resmi törenlerde, festivallerde yaygın şekilde giyilen kilt, aidiyet ve kimlik göstergesi olarak aslında bir savaşçı ve klan kültürünün simgesi, İskoçya ile özdeşleşmiş geleneksel erkek kıyafetidir.
Ne kadar işinize yarayacak bir bilgidir bilemiyorum ama kilt iç çamaşırsız giyilirmiş.

Orta Çağ’dan kalma taş sokakları, görkemli yapılarıyla nefes kesici güzellikteki Edinburgh’a gelmişken kilt giymeden gidilmez, kilt anlatılmadan da yazı yazılmazmış.
Hani derler ya, “yediğin içtiğin senin olsun, gördüğün güzelleri anlat”. Bakın, samimiyetimle söylüyorum: Şehrin büyüleyici kusursuzluğuna kendimi öyle kaptırmışım ki başka bir güzelliğin hiç farkında olmamışım.

