GEZİ 

II. BİRLEŞİK KRALLIK ÇIKARMASI (1)


Schengen ülkeleri, bana vize vermeyerek beni yok saydınız. Ben de sizi yok sayarak İskoçya gezimize başlamaya Manchester’a gidiyorum. İki ay önce Birleşik Krallık’a yaptığım Londra seyahatini anlatmayıp kendime saklamıştım. Şimdi ise İskoçya gezisini anlatmaya başlayabilirim.

2000’li yılların başından beri gittiğim Londra’da, her seferinde beni evinde misafir eden “Birleşik Krallık Özerk Elbistan Cumhuriyeti” mensubu teyzemin oğlu İsmet, bir telefon etmemle ta Londra’dan kalkıp arabasıyla Manchester’a geldi. Böylece oğlu Alican’ın özenle hazırladığı programı uygulamak üzere İskoçya gezimiz başladı.

Bu durum belki beni “faydacılıkla” suçlamanıza neden olabilir. Ancak savunmam şudur: İsmet, benim vesile olmamla daha önce birlikte gezdiğimiz Sunderland, Newcastle, Leicester ve büyük hayranlıkla gezdiğimiz Cambridge’e ilave olarak Manchester ve İskoçya’yı da görmüş olacak.

Bundan sonraki planım ise Galler ve Kuzey İrlanda’yı gezerek dört parçalı Britanya seyahatimi tamamlamak olacak.

Coğrafi konumu ve tarihi önemi nedeniyle İskoçya’nın kalbi olarak anılan gezimizin üçüncü gün durağı Stirling’i anlatarak başlamak istiyorum.

Aynı, “İstanbul’u alan Türkiye’yi de alır” söyleminde olduğu gibi, tarihte kuzey ile güney arasındaki geçiş yollarının kesişim noktasında bulunan bu şehri stratejik önemi nedeniyle kontrol eden güç, İskoçya’yı da kontrol etmiş sayılırmış.

Yüzyıllar boyunca krallar ve kraliçelere ev sahipliği yapmış olan, yüksek bir tepeye kurulu Stirling Kalesi; tarihi atmosferi ve çevredeki manzaranın güzelliği ile insanı kendisine hayran bırakıyor.

Stirling, özgürlük mücadelesinin sembol şehri olarak kabul edilir. İskoç halkının bağımsızlık umudunu güçlendirmiş ulusal kahraman William Wallece; burada birçok savaş içinde yer almış ve ne yazık ki İskoç soylularının ihaneti sonrası İngiliz ordusu tarafından asılarak idam edilmiştir.

Daha önce izlemenizi önerdiğim Oscar ödüllü “Braveheart” (Cesur Yürek) filminin başında Wallace; “Tarih kahramanları asanlar tarafından yazılır” der. Anlamı şudur: Resmi tarih, egemen güçler tarafından yazılır; yani gerçekleri ya hiç yazmaz ya da saptırarak yazar. Kendi tarihimizde sayısız örnekten sadece birisi olan Maraş Katliamı’nı unutturmamak adına bir kez daha hatırlatıp Yörük Selim Mahallesi’nde canlarını hiçe sayarak direnen devrimcileri, evlerinin damında kurulan direniş hattında önemli rol alan mahallenin yiğit delikanlısı, halamın oğlu Aydın Sönmez’i ve diğer kayıplarımızı saygıyla anarak yazımıza devam edelim.

Birinci güne tekrar dönersem; 350 km’lik yolu arabamızı şarj ederek ve kısa molalar vererek yaklaşık 5 saat sonra modern yapıdaki İskoçya’nın en büyük şehri Glasgow’a vardık. Elimizde biralarımızla nehri boydan boya gezdik, gördük ki insanları güleç yüzlü, konuşkan ve dost canlısı. Gittiğimiz pubda İsmet, barmene Londra’nın merkezindeki gibi burada da araçların şehre giriş yasağı olup olmadığını sordu. Adamın cevabından sadece “Fucking Romans” dediğini anlayabildim. Çünkü İskoç şivesi ile konuşulan İngilizceyi anlamak çok zormuş. “Sevmediğimin(!) İngilizleri” anlamına gelen bu sözle İskoçların, aşağılamak amacıyla İngilizlere “Romans” diye hitap ettiğini ve İngilizleri hiç sevmediklerini anlamış oldum.

Balloch’daki kalacağımız otel odasına girdiğimizde fenalaştım. Buna rağmen Loch Lomond’un bize en yakın kıyısına gitmeyi denedik. Ancak orada durumum daha da ağırlaşınca geri dönmek zorunda kaldık. Tahminime göre Türkiye’de içtiğim bir haftalık taze portakal suyu beni zehirlemişti. Çok kötü hastalanmıştım; gerçekten ölümle yaşam arasında gidip geldiğimi hissediyordum. Ama Edinburgh’u görmeden bu diyarlardan göçüp gitmemeliydim. Direndim.

Ertesi gün ancak öğleden sonra biraz kendime gelebildim. Hâlâ bitkin olmama rağmen yolculuğumuza devam ettik. Yaklaşık yarım sonra Glencoe Mountain’e ulaştık. Burada, geceliği 70 ila 120 pound arasında değişen silindir biçimindeki şirin konaklama alanları bulunuyordu. Dağın zirvesine çıkan teleferiğin gidiş-dönüş yolculuğu yaklaşık 35 dakika sürüyordu. İsteyen yürüyerek ya da yanında götürdüğü bisikletiyle aşağıya inebiliyordu. Teleferik ücreti ise kişi başı 20 pounddu.

Dağın zirvesine ulaşıp temiz yayla havasını içime çekince kendime gelmeye başladığımı hissettim.

Sıra dağların arasındaki kırsal bölgede yollar tek şeritli ve gidiş-geliş olarak düzenlenmişti. Yol boyunca defalarca yol yapım çalışmasına denk geldik; trafik kısa süreliğine durduruluyor, bazen “dur-geç” levhalarıyla bazen de portatif trafik ışıklarıyla akış sağlanıyordu. Buna rağmen en küçük bir kaos yaşanmaması gerçekten takdire değerdi.

Adamlar devasa yollar yapmamış ama daracık dağ yollarına 20-30 aracın sığabileceği cepler ekleyerek en ücra noktaları bile turizme açmayı başarmışlar. Highlands bölgesindeki The Three Sisters da yan yana yükselen üç benzer dağın oluşturduğu, iyi pazarlanmış ve görülmeye değer yerlerden biri. Üç dağın efsanesini ikinci bölüme bırakıp “çeyrek sosyolog” olarak yaptığım küçük bir “sosyalleşme” deneyimini sizlere kısaca anlatmak istiyorum.

Yakınımızda genç bir çift duruyordu. Yanlarına gidip genç kadının fotoğrafını çekmek için izin istedim. Şaşkınlıkla “Benim mi?” diye sordu. “Evet, sizin,” dedim. Gülümseyerek kabul etti. Sanki dünya görüşümü biliyormuş gibi zafer işareti yaparak poz verdi; birkaç kare çektim. Aynı şeyi bizim ülkede yapsaydım başıma neler gelirdi, yorumunu size bırakıyorum.

Daha sonra sevgilisi kendi telefonuyla ikisinin fotoğrafını çekmemi istedi. Genç kadına yine zafer işareti yaptırarak birkaç fotoğraf daha çektim. İkisine de çok yakıştıklarını, “üç dağ” söylencesinde anlatılanların aksine aşklarını sonsuza dek yaşamalarını söyleyip yanlarından ayrıldım.

Paylaş:

Benzer yazılar

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
3 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Cuma Erdoğan

Faşist saldırının Yörük Selim Mahallesi’ne girip katliamın daha da artmasına yoldaşları ile engel olan Aydın’ı maalesef 1984 yılında geçirdiği bir trafik kazasında kaybettik. Anısına ve mücadelesine saygıyla…

Adil Erdoğan

1980’de pasaport işlemleri için Maraş’a gittiğimde, “Dayıoğlu, gel sana dondurma ve baklava ısmarlayayım” dedi. Aokağa çıktığımızda “KOMUTAN” diye sesleniyorlardı. Işıklar yoldaşın olsun, Aydın’ım. Sen bizim unutulmazımısın.

Mustafa Kılıç

Dayanışmanız ve paylaşımcılığınız harika, daim olsun. Sağlıcakla kalın.

3
0
Would love your thoughts, please comment.x
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
bets10
bets10
betpark
betgaranti
bets10
bets10
bets10
kolaybet
betpark
Vdcasino
vdcasino
alobet
betnano
meritking
alobet
hitbet
hitbet
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
alobet
alobet
hititbet
vdcasino
enjoybet
enjoybet
alobet
hitbet
betpark
betpark
betpark
betpark
alobet
hititbet
alobet
hititbet
grandpashabet
grandpashabet
enjoybet
enjoybet
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
hitbet
betplay
betplay
vdcasino giriş
vdcasino
hititbet
vdcasino
grandpashabet
vdcasino
grandpashabet
vdcasino
vdcasino
betpark
grandpashabet
grandpashabet
vdcasino
vdcasino
vdcasino
hititbet giriş
hititbet giriş
vdcasino
vdcasino
vdcasino giriş
betpark
bettilt
bettilt
vdcasino
jojobet
bettilt
imajbet
imajbet
katlabet
katlabet
imajbet
betpark
betpark
betnano
vdcasino
bettilt
grandpashabet giriş
grandpashabet
hititbet
imajbet
imajbet
norabahis
norabahis
hititbet
hititbet
vaycasino
vaycasino
holiganbet
holiganbet
betturkey
betturkey
betturkey
betturkey
bettilt
bettilt
hititbet
betturkey
imajbet
vdcasino
vdcasino
betturkey
norabahis