14 ŞUBAT DÜNYA ÖYKÜ GÜNÜ DOSYA 

AYIP


Sevgili Nurci,

Sabah dokuz. Cemile Paris’ten döneli üç gün oldu. Bu sabah onun mesajıyla uyandım: “Nasılsın?” Böyle soruların cevabı var mı da insan soruyor; bununla ilgili günlerce düşünüp yine bir şey söyleyemem. Mesele iyi ya da kötü olmak değil; mesele sığamamak. Bazen kendine, bazen eve, bazen ülkeye, bazen de bir bedene.

Histerik kadınlar sarsılarak, deli kadınlar yıkılarak ağlar,” demiş uyduruk bir yazar. Bunu mesela kimin uydurduğunu asla bilemeyeceksin. Sessizliğin kenarına iliştim: bağırdım, çöktüm; durdum. Durmak bazen delirmekten daha tehlikeli, insan durunca kendi içine doğru açılıyor.

Şimdi ben sana Şule Gürbüz gibi bir hikâye söylesem, sen bana “vay be ne müthiş yazar” der misin, bilemiyorum. Sen “haklısın” demek kavga çıkarmıyor; orası doğru. Ama ben ne zaman “haklısın” desem, kendimi çirkin ve şişman hissediyorum. Gözlerim de bozuk zaten. Birini kendine beğendirmek, birine yakışmak… Boş işler. Dandik hikâyeler ve denemeler yazan gariban bir kadın olmak da öyle.

Sana bu mektubu yazarken kalbine ya da kalbin kadar temiz bir sayfaya yazmıyorum. Söylediklerimin doğruluğunu tartışmaya niyetim yok. Baya çirkin şeyler yazacağım. Hayır, kendime yalancı demedim; bu sadece yanıltıcı… Öyküsel, denemesel, sel sel sel falan gibi uyduruk şeylerin peşinden koşan “yabancı” — muğlak, evet, kabul… İşte mektubuma tam olarak burada başlıyorum.

Uzun zaman oldu insanlar birbirine mektup yazmayalı. Sana yazmayalı da otuz beş yıl geçmiş. Takvimde bugün kaç olduğunu söylemeyeceğim; anlattığım olaydan yola çıkarak kendin bir gün uydur. Ne gerçek ne yalan; asla bilemeyeceğin bir âlemden çıkıp geliyorum. Mektupların hükmü kalmadı biliyorum; kimse birini zarfından tanımıyor artık. Posta idaresi kapanmadı belki ama insanlar çoktan kapandı. Yine de sana yazıyorum; çünkü bazı cümleler telefona yakışmıyor, bazı susmalar da sesli olunca fazla gürültülü duruyor.

Bir zamanlar mektup yazmak birini öldürmeden gömmek gibiydi. Şimdi ise tam tersine, gömemediğini diri diri taşıyorsun. İnsan ölmediğini hatırlamak için yazıyor, Nurci. Ben de hiç ölmeyeyim diye yazıyorum sana. Tarihler insanın başına çorap örer, bu yüzden söylemiyorum. Ama sen akıllısındır; uydurmanın üzerine bir hayat kurulabileceğini bilirsin — yaşayamadığından daha dayanıklı oluyor bazı şeyler.

Cemile Paris’teyken sustum. O dönünce daha çok sustum. İnsan bazen yabancı bir şehirden beklediği haberleri kendi evinde buluyor; bazen de kendi şehrinde arayıp Paris’te buluyor. Mesele yer değil, mesele sığamamak.

Kendimden yaşça büyük bir yazara âşık oldum. Aşk dediğim öyle romantik paketli bir şey değil; bir insanın sesine, cümlelerine, kâğıdın üzerinde bıraktığı mürekkep lekesine tutulmak gibi. “Ulan mürekkep mi kaldı?” diyeceksin, haklısın. Sonra pandemi oldu. Dünyanın başına çorap örülürken bizim aramıza bin kilometrelik bir sessizlik girdi. Meğer yaş farkını, ülkeleri ve kapalı havaalanlarını aşabilen şey aşk değilmiş; asıl direnç mektup yazmakmış. Ama ben yazamadım. Yazdıklarımı da göndermedim.

Bin kilometre o kadar uzak değil aslında; ama pandemi sırasında insan kendi sokağındaki fırına bile yabancılaştı. Dünyayı dolaşabilen virüs bile beni ona ulaştıramadı. Gülüyorum ama bu gülme değil — içimi kaşıyan bir tür alay. Zaten aşk dediğin şey, ulaşamayınca daha çok oluyor; ulaşınca gündelikleşiyor, çay demlemekle, yastık düzeltmekle sıradanlaşıyor. Belki de iyi oldu.

Tanrıya değil ama tanrının yazıldığı dile benzeyen bir dille konuşurdu. Cümleleri ağırdan çıkardı; sanki kelimeleri söylemeden önce tartıp, sonunda yine yanlış tartıyla ağzına koyardı. İnsan böylelerine hayran olur, sonra hınç besler. Ben hınç beslemedim.

Gençliğin sağa sola savurduğu kolay özgüveni çoktan tüketmiş, yerine daha sert bir kibir koymuştu. Kimseye yaranmak gibi bir derdi yoktu ama birilerinin ona yaranmasını sessizce kabul ederdi. Bu yüzden kadınlar ona dönüp durdu.

Bir kitabı iki kez okuyanlara acıyanlardan değil, onları denetleyenlerdendi. Böyle bir adamın içinde büyümek kolay değil; insan zamanla kendini onun çapaklı yorumlarının dekoruna çeviriyor. Hayata bir tür geç kalmışlık duygusuyla bakıyordu; sanki herkes ondan önce gitmiş, sevmiş, pişmiş gibi. Üzerinde ikincil bir hayat kokusu vardı: başkasının evinden yeni taşınmış gibi, eski ilişkilerinin gölgelerini sırtında taşıyan, anlatmadığı bir suçun provasını yapan biri gibi.

Kimseyi tam sevmediği için kimse tarafından tam terk edilmedi. Bu acımasız bir avantajdır: terk edilmemek için eksik sevmek. O bunu içgüdüsel yapıyordu. Kadınlar onu anlamaya çalıştı; bazıları aşk dedi buna, bazıları terapi.

Bir insanı yazıya yaklaştıran şey çoğu zaman eksikliktir; onda bu eksiklik fazlaydı. Kendini anlatmayı bilmeyen birinin anlattıkları her zaman daha çekicidir. Bende işe yaradı. Ama o anlatmadı — ben anlattım.

Önce meraklandırdı, hem de hiçbir şey vaat etmeden. İnsan böyle bir oyuna karşı taraf zahmet etmediği için dahil oluyor. O etmedi; ben ettim. Ayıp olan benim çabam değil onun bu çabanın doğal hakkı olduğunu sanmasıydı.

Sonra aklımı yordu. Kelimeleri azdı ama her biri ağır pazarlıktı. Soruları cevaplamazdı; cevapsızlıkla hükmederdi. Sessizliğin terbiye olduğunu ondan öğrendim. İnsan sustukça öğrenmiyor, siniyor.

Beni bekletti. Ama buluş bul gel türünden değil; gelmen için sebep bırakıp gelmiş saymama türünden. Bu daha kötüdür. Çünkü bekletildiğini fark etmek bile bir lüks hâline gelir. Uzaklaştı. Şiir mesafesiyle değil; pandemi ve bin kilometre mesafesiyle. İnsan ülkeler değişince unutulur sanıyor ama bazı adamlar mesafeden beslenir; o beslenmeyi becerdi. Uzaklık onun lehine işledi — benim aleyhime.

Döndü. Döndüğünde hiçbir şey olmamış gibi yaptı. Bu en büyük ayıptır: insanları yarım bıraktıktan sonra sadece hava değişmiş gibi davranmak. Kıyasladı. Beni değil — kendini. Hayatının kadınlarını bir çerçeveye dizip ortasına kendini yerleştirdi. Bu yüzden hiç kıskanmadım; kıskançlık yetişkinlerin işidir, onunki okul defterine karalama yapmak gibiydi.

Bir de kırdı tabii. Kırdığını itiraf etmedi. Hatta itiraf etmemekle övündü. Bu da ayıptır: günahı işleyip suçunu taşıyamamak. En sonunda hiçbir şey söylemedi. Bu kadar olaydan sonra insan en azından bir şey söyler sanırsın; o söylemedi. Sessizlik sandığın gibi barış değildir; bazen günahın ta kendisidir.

Bir de şu var: Ben de onu aldattım. Bunu kimseye söylemedim; kendime bile tam söylemedim. İnsan bazı şeyleri yaparken değil, anlatırken utanırmış — ben şimdi utanıyorum. Aldattım çünkü beklediğim yere gelmedi; çünkü yarım bıraktı. Çünkü insanı sevmediğinde değil, eksik sevdiğinde delirtiyor. Deliren kadının çözümü bazen sevgiden değil, fırsattan çıkıyor.

O bunu öğrendi. Öğrendiğinde sükût etti — bağırmadı, hesap sormadı, terk etmedi; sadece yokmuşum gibi davrandı. Bu bir erkeğin kadına yapabileceği en pis cezadır: varlığını geri çekmek. Ayıbın en büyüğü benim aldatmam değildi; onun beni yok saymasıydı. Varlığın sessizlikle ölçülüyorsa, insan bayağı ucuza satılmış demektir.

Yine de itiraf edeyim: Aldatmak beni özgürleştirmedi, aksine ona daha çok bağladı. Çünkü ihanet eden, ihanetini taşıyacak bir omuz arar. O omuz onda yoktu. Aldattım, sonra yine ona yazdım. Bu da başka bir ayıp. Sonra bana şöyle bir mesaj attı:

Dürüst olmak gerekirse sana hiç dört elle sarılmadım. Ayrılsak diye düşündüğüm çok oldu. Eski karıma söylememek tercihti. Sana haksızlık ettiğim iki konu. Diğer şeyler… Az görüşmek, şu bu… Seni itmeme vehmimle işimi geciktirdim. Yumurta kapıya dayanınca olmadı. Hem de ikimiz için. Palavraların olmasa böyleydi. Ben ne yaptığımı ne yapmadığımı bildiğim için kızmadım. Sığ davranmana içerliyorum ama kızmıyorum. Nefsin büyük demiştim ya. O ukalalığın, Müslümanlık iddiaların alındı elinden. O da iyi oldu. Çok güzeldi, keşke o kadar güzel olmasaydı. Hep incitmemeye özen göstererek sevdim seni. Seni kullanmadım. Yoksa aslında ilişkimizde bozuk bir taraf en baştan vardı. Sen zannediyorsun ki oradan devam edeceksin. Ama olmadı. O kötüye giden yol biraz daha uzadı ama sonunda ortaya çıktı. Benim sana iyi göstermem gayretti. Çünkü ben insanları sevince muhafaza ederim. Ama seni koruyan kimse yok şu anda. Ve ben sende o kurtuluşu, o tilkiliği görmüyorum. Arzu dolusun, ama safsın. Suistimale açıksın. Ve koruyan da olmamış.

Sonunda anladım ki insanın hayatında iki tür kayıp var: biri konuşarak gömülen, diğeri susarak taşınan. Onu konuşarak gömemedim; o beni susarak taşıdı. Şimdi ikimiz de bakıyoruz: o söylemediği şeylerin, ben tamamlayamadığım cümlelerin içinde duruyoruz. Belki dünya böyle gider: insanlar birbirine dokunmadan geçti sanırken, aslında birbirinden eksilerek geçiyor. O eksilmeyi geç anladım. Şimdi anlıyorum: bazı insanlar hayatına iz bırakmak için değil, yer açmak için giriyor. O bende bir yer açtı; içi hâlâ dolmadı. Ve tuhaf olan: dolmasını istemiyorum.

Sen benim için hiçbir şey olmadığını söylemedin; hiçbir şey olduğumu da söylemedin. Sadece konuştun sustun, koydun çektin, açtın kapadın. İnsanları böyle eksiltiyorlar: söyleyerek değil, söylemeyerek. Ben seni haklı çıkarmak için değil, tamamlanmamış bir cümlenin ucundan kurtulmak için sevdim. Şimdi sen bende boş bir yer olarak duruyorsun. Ve tuhaf olan şu: o boşluk dolmasın diye dua ediyorum. Çünkü bazı insanlar ömre iz bırakarak değil, yer açarak giriyor; sen de bende bir yer açtın. İçini hiç doldurmadın ama yine de senin oldu. Çıkınca kapıyı kapatma zahmetine bile girmedin; hava aldı, iyi geldi.

Dostum, satırlarım, mektubum burada son buluyor. Fındık burnuna bir öpücük gönderiyorum. Görüşmek üzere. Hoşça kal.

Paylaş:

Benzer yazılar

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
grandpashabet
grandpashabet
betnano
betpark
betpark
betvole
betvole
betvole
vaycasino
vaycasino
vaycasino
vaycasino
imajbet
vaycasino
imajbet
vaycasino
safirbet
safirbet
betvole
milanobet
milanobet
grandpashabet
grandpashabet
realbahis
vaycasino
vaycasino
timebet
timebet
betpuan
betpuan
vaycasino
meritking
imajbet
imajbet
kulisbet
mariobet
mariobet
realbahis
vaycasino
grandbetting
hititbet
süperbahis
superbahis
süperbahis
norabahis
grandpashabet
betnano
betvole
grandpashabet
betnano
betnano
norabahis
vaycasino
vaycasino
betnano
betwild
betwild
imajbet
betnano
betnano
norabahis
norabahis
vaycasino
vaycasino
imajbet
imajbet
vaycasino
betvole
betpark
betvole
betpark