DOSYA PINAR KÜR 

PINAR KÜR’ÜN ÖYKÜLERİNDE ANILARLA ŞEKİLLENEN HAYATLAR


Türk edebiyatının üretken yazarları arasında yer alan Pınar Kür seksen iki yıllık ömrüne oyun, roman ve öykü olmak üzere pek çok eser sığdırmıştır. Çocukluk yıllarından itibaren edindiği sanatsal birikimini eserlerine taşıyan yazar öykü serüvenine 1970’li yıllardan itibaren Dost dergisinde yayımladığı öyküleri ile başlamış ve bu serüvenini ‘Bir Deli Ağaç’ (1981), ‘Akışı Olmayan Sular’ (1983) ve ‘Hayalet Hikâyeleri’ (2004) adlı kitaplarında yer verdiği öyküleri ile sürdürmüştür.

Bu yazıda Son Baskı’nın 15 Temmuz 2025’te aramızdan ayrılan Pınar Kür’ün edebi mirasına ışık tutmak amacıyla düzenlediği dosyaya katkı sunmak ve Pınar Kür’ü eserleriyle anmak üzere yazarın ‘Bir Deli Ağaç’ ve ‘Akışı Olmayan Sular’ adlı kitaplarındaki öykü evrenini oluşturan kişilerin anılarla şekillenen hayatlarına odaklanılarak anıların insan hayatına yön veren gücü edebi bir atmosferde ele alınmıştır.

Pınar Kür’ün ilk öykü kitabı olan ‘Bir Deli Ağaç’taki “Yaz Gecelerinde Keman”, geçmişte yaşadığı aşkın tortularını hâlâ içinde taşıyan Sevim Hanım’ın Brahms’ın keman konçertosu ile anılarının canlandığı bir öyküdür. Apartmanın dördüncü katında yasak aşk yaşayan çiftin kiraladığı daireden yükselen bu konçertonun imgeleminde eşsiz güzellikte bir görüntüyle acıklı bir öyküyü uyandırdığı (Kür, 2017b, s.15) Sevim Hanım otuz yıl önce kaybettiği sevgilisi İlhan’a dair anılarını hatırlayarak, onun yüz çizgileri belirsiz siluetinde bir yaşam enerjisi bulur. Onu özellikle düşünmeden içinde taşımayı öğrenmişken (Kür, 2017b, s.22) yıllar sonra bu anılar ile yeniden hayata tutunan Sevim Hanım’ın bir süre kendisiyle İlhan’ı dördüncü kattaki çiftle özdeşleştirerek o konçertoyu İlhan’ın çaldığı vehmine kapıldığı görülür. Öyküde kısa bir süreliğine de olsa bir ezgiyle can bulan anıların hayati yönüne işaret edilir.

Herkes Bana Düşman”, annesinin intiharına anlam veremeyen bir oğulun serzenişleri üzerine kuruludur. “Bu intihar olayının bencil duygular içinde her türlü insan ilişkilerine yabancılaşmış çıkarcı kent soylu tipini çizen oğul açısından ele alındığı” (Sevil, 1982, s.54) öyküde annesinin ölümünü geçmişteki sıkıntılarından ziyade kendisinin yolsuzluk, rüşvet, kaçakçılık gibi iftiralarla gazetelere düşmesine bağlayan oğulun hayal meyal hatırladığı anılar annenin yaşamında derin bir iz bırakmış ve onun intiharına yol açmıştır. Genç yaşta eşini ve kızını kaybeden kadın, oğlunun sandığının aksine bu boşluğu yıllarca dolduramamıştır. Dolayısıyla öyküde yaşantıların izi sürüldüğünde annenin intiharının nedenleri de ortaya çıkacaktır.

Bir Deli Ağaç”, geçmişte yaşadığı platonik aşkın etkisiyle yaşama dair tüm umudunu yitiren bir genç kızın akıl hastanesinde son bulan serüveninin hikâyesidir. “Ağaç”ın metaforik olarak bu genç kızın âşık olduğu kendisinden yaşça büyük ressamla yaşantılarına işaret ettiği öyküde yıllarca kapalı kapılar ardında büyütülen kızın okumak üzere gönderildiği İstanbul’da körü körüne bağlandığı bu aşkın onun hayatını nasıl şekillendirdiği sergilenir. Platonik bir aşk da olsa yaşantılara atfedilen değer genç kızın ağır bir bedel ödemesine yol açmıştır: “Hepsi hepsi birkaç yürüyüş işte… Dışarıdan görülmüş, içi bilinmeyen iki saray yavrusu ile bir yazar evi. Tamamlanmamış bir resmin içinde içilmiş bir bardak bira. Gene de tüm bir yaşam… Yaşanılmışın en güzeli… İleride başka güzel günler olmayacağını bilmiyordu ki kız. Olup olmayacağını bile sormamıştı kendi kendine. Dünyanın döndüğünü bildiği gibi, gerçekliğini tartışmadan üstünde düşünmeden hatta, ama aklına geldiğinde mucizenin büyüklüğünden ürkerek biliyordu güzelliğin sürüp gideceğini. Körü körüne inanmıştı buna.” (Kür, 2017b, s.100)

Bir Ayrılık Şarkısı”nda okur, annesi Şükran Hanım’ı ziyaret etmek üzere büyüdüğü eve giden bir kadının anılarıyla yüzleşerek geçmişi ile hesaplaşmasına tanık edilir. Kuramsal bağlamda Bachelard’ın (2018) “insanın düşünceleri, anıları ve düşleri için en büyük bütünleştirici güçlerden biri” (s.37) olarak “insan ruhuna ilişkin bir analiz aleti” addettiği “ev”in anılara can verdiği öyküde Şükran Hanım’ın kızının çocukluğuna dair anılarının yetişkinlik çağının açmazlarına ışık tuttuğu anlaşılır. Çocukluğunda annesinden çok sevdiği babasının başka bir kadın yüzünden kendisinden esirgediği sevgi, kadının yaşamında derin yarıklar açmıştır.

Pınar Kür’ün ‘Akışı Olmayan Sular’ adlı ikinci kitabının ilk öyküsü “Biraz Daha Ölmek”, sinir krizi geçiren enfarktüs hastası Erdoğan’ın hastanede yatmakta iken imgeleminden geçen anı parçaları üzerine kuruludur. Çocukluk ve gençlik dönemine ilişkin bu anıların öykü kişisinin nevrotik kişiliğinin altında yatan etkenlere işaret ettiği öyküde psikanalitik açıdan değerlendirildiğinde annesi ile anormal bir bağ kuran ve annesini sorumlu tuttuğu babasının ölümü ile çocukluğu da son bulan (Kür, 2017a, s.43) Erdoğan’ın içsel serüveninde yaşantılarının oynadığı rol açığa vurulur: “Ben bir kısa öykü bile olamam art arda dizdiğim elli yılın tüm olaylarını toplasalar. Ben, Haygantuş, Nermin Hanım, bankadaki güzel ve süslü kızlar, Gülsevil… Hepimizi bir araya getirseler değil bir kitap, bir yaşam olsun oluşturamazlar. Ve elbette kimse niçin yaşadığını bilemez. Ve elbette ben ne zaman yaşadığımı bilemem. Ölümü gördükten sonra sormayı akıl ettiğim bir sorunun yanıtı hiçbir yerde yok. Yaşamadım çünkü. Yalnızca eskidim. Neden daha önce anlamadım bunu?” (Kür, 2017a, s.61)

Kısa Yol Yolcusu” metaforik bir düzlemde “eşya”nın çocukluk ve gençlik anılarını imlediği bir öyküdür. Her gün otobüsle işe gidip gelirken geçtiği yolda gördüğü bir eskici vitrinindeki armonik bir askı ile bir gelinlik dükkânının vitrinindeki dört cansız mankenden hareketle beş yaşına gelinceye değin yaşadığı anneannesinin evini ve altı ay süren evliliğini anımsayan öykü kişisinin gözünün önünde o zamanki anıları canlanır. Annesi, babası tarafından öldürülen ve karısı tarafından da terk edilen adamın bu anıları onun travmatik geçmişine ışık tutmaktadır. Şişe içinde ırmağa atılmış bir mektup gibi saydam bir kutu içinde her gün İstanbul’un ortasından akıp giderken (Kür, 2017a, s.71) vitrinde gördükleri ile yaşamının olağan akışı sekteye uğrayan öykü kişisi anılarıyla yüzleşerek bir yaşam enerjisi bulmak umuduyla içsel bir hesaplaşma yaşamış ancak bu pek de mümkün olmamıştır: “Şişeyi kırıp akan sele karışacağım. Islanınca mektup okunmaz hale mi gelecek? Yırtılıp dağılıp hepten yok mu olacak? Bilmiyorum. Aldırmıyorum. Göze almam gerek. (…) Bir başka yola çıkmam gerek. Yapacağım bunu günün birinde. Bir armonik askı, bir kararmış ayna, bir garip iskemle, bir olası sandık, tozlu bir vitrinin gerilerinde. Gelinlik giymiş, kollarını iki yana açmış dört yapay kadın bir yapının yükseklerinde. Hepsi cansız bunların, hepsi ölü madde… Neden o duraklardan birinde yaşamı bulacağımı sanıyorum, onu da bilmiyorum.” (Kür, 2017a, s.86)

Leyla İçin Şiir”, on yaşında iken aynı apartmanda oturduğu annesi yaşındaki Leyla’ya duyduğu platonik aşkın anısı yirmi yıl sonra zihninde canlanan Levent’in öyküsüdür. Çocukluğunda saplantılı bir aşkla bağlandığı Leyla’dan sonra evlenip çocuk sahibi olmasına karşın hiçbir kadını onun kadar sevemeyen Levent, içinde bulunduğu topluma uyum sağlayamamış ve hep acı çekmiştir. Leyla’nın ölümünün üstünden yirmi yıl geçmesine karşın onu unutamayan Levent’in onun varlığıyla can bulduğu, ölümünden sonra ise yabancılaşarak hayata küstüğü görülür.

Akışı Olmayan Sular’ın son öyküsü “Bitmiş Zamana Dair”de öykünün adından da anlaşılacağı üzere bir kız çocuğunun bölük pörçük anılarıyla canlanan bir aile hikâyesi anlatılır. Öyküde çocukluk aşkı Ahmet’in ölüm haberi ile sarsılan kadın büyüdüğü apartmanın dokuzuncu katındaki komşuları Nebile Hanım’ın evinde geçirdiği zamanları anımsar. Öykü kişisinin “Nebile Hanım’ı, ailesini, (…) evini ya da (…) bir zamanki yaşamının artıklarıyla birlikte sığındığı yeri tanımasaydım, o yaşama’ya tanık olmasaydım – biraz da paylaşmasaydım ben bugünkü ben olmazdım, olamazdım.” (Kür, 2017a, s.173) şeklindeki cümleleri ile bu anıların önemine işaret edilen öyküde anıların yön verdiği hayatlara vurgu yapılır.

Pınar Kür’ün öykü dünyasında anıların önemli bir rol oynadığı görülür. Geçmiş ile hesaplaşmanın anılar aracılığıyla gerçekleştirildiği öykülerde geleceğin şekillenmesinde bu hesaplaşma etkili olur. Okur böylece öykü kişilerinin iç dünyalarındaki açmazlara tanık edilir. İnşa ettiği kurmaca dünyada yaşanmışlıkların insan hayatını nasıl yönlendirdiğini yansıtan Pınar Kür kahramanlarının acıyla örselenmiş hayatlarına ışık tutarak okuru öykü dünyasına davet etmektedir.

KAYNAKÇA:

– Bachelard, Gaston (2018). ‘Mekânın Poetikası’. Alp Tümertekin (Çev.). İstanbul: İthaki Yayınları.

– Kür, Pınar (2017a). ‘Akışı Olmayan Sular’. İstanbul: Can Yayınları.

– Kür, Pınar (2017b). ‘Bir Deli Ağaç’. İstanbul: Can Yayınları.

– Sevil, Necmettin (1982). “Yaşam ve Ölüm Öyküleri”. Çağdaş Eleştiri, 1: 54-55.

– Söğüt, Mine (2016). ‘Aşkın Sonu Cinayettir: Pınar Kür ile Hayat ve Edebiyat’. İstanbul: Can Yayınları.

Paylaş:

Benzer yazılar

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
grandpashabet
grandpashabet
betnano
betpark
betpark
betvole
betvole
betvole
vaycasino
vaycasino
vaycasino
vaycasino
imajbet
vaycasino
imajbet
vaycasino
safirbet
safirbet
betvole
milanobet
milanobet
grandpashabet
grandpashabet
realbahis
vaycasino
vaycasino
timebet
timebet
betpuan
betpuan
vaycasino
meritking
imajbet
imajbet
kulisbet
mariobet
mariobet
realbahis
vaycasino
grandbetting
hititbet
süperbahis
superbahis
süperbahis
norabahis
grandpashabet
betnano
betvole
grandpashabet
betnano
betnano
norabahis
vaycasino
vaycasino
betnano
betwild
betwild
imajbet
betnano
betnano
norabahis
norabahis
vaycasino
vaycasino
imajbet
imajbet
vaycasino
betvole
betpark
betvole
betpark