BOĞSAK’TA KÜL YAĞMURU; BU SEFER HİÇ “DUYGUSAL” DEĞİL!

-ADANA-
“Çok güzel bir yaz” diye başlayan sıcak hikâyemiz zaman zaman “orman yangınlarıyla” sekteye uğrayabiliyor.
Hayat işte, yaşanılıp gidecek denilemiyor; mevsimin “yanık” yarası derimize, derinimize işliyor da işliyor.
Boğsak’tayım.
Mersin’in Silifke’sinin batı yönündeki o güzel yalnızlık koyunda “bir başımayım”.
* * *
Ağustos’un 13’ü, saatler 13’ü çoktan geçmiş…
İlk küller yağmaya başlıyor Boğsak’ın üzerine.
Daha önceki gün dolunayla yıkanan deniz, şimdi bir kül dünyasına dönüşüyor.
Kızgın kızgın serpiliyor kül yağmuru denizin mavi sularına.
Hüzünle izliyoruz göğe yükselen ve güneşi küstüren dumanları.
Kırtıl yanıyor, Çaltı yanıyor, Balandız yanıyor…
Çatırdayarak yanan ağaçların uğultusu çam reçinelerinin yanık kokusuna karışıyor.
* * *
Ne zaman sona ereceğini bilemediğimiz bir kaos…
Geç kalkan helikopterler, talimat bekleyen itfaiye araçları, arozözler…
Gecenin karanlığında kızıl gökyüzü çaresizliği…
Boşaltılan kırsal mahalleler, yanan evler; küle dönen geçmiş, tükenen gelecek günler…
Hepsi Kırtıl Tepesi’ndeki bir “kıvılcım”ın ürünü oluyor.
Yanan sadece orman değil elbette!
Çocukluğun koştuğu patikalar, yaz ikindilerinin yaslandığı gölgeler de kaybediliyor.
Kaybediliyor ve hüzünle mazide kalıyor şimdi o eski günler.
* * *
“Çok güzel bir yaz” geçerken ömrümüzden, ömrümüzden ömürlerin gittiği “orman yangınları” da maalesef ki bir gerçeğimiz artık; her sene “yanıyor”.
Kimler yakıyor ormanlarımızı? Kimler çakıyor kibriti de yok ediyor yarınlarımızı?
Bir kıvılcımdan ibaret değil bu, herkes biliyor.
Herkes aslında farkında sebebinin “tamamen duygusal” olduğunun…
Ama bu sefer “yaz kadar” değil, “ağustos gibi” hiç değil!

