ÇOK GÜZEL BİR YAZ; DENİZ KADAR, AĞUSTOS GİBİ…

-ADANA-
Çok güzel bir yaz geçiyor diyordum ömrümüzden, kendi kendime.
Yakamoz çok güzel bir yazın resmini çiziyordu denizin bazen durgun bazen hırçın yüzüne.
Ağustosun kızgın günlerinden sonra eylüle göz kırpan bir Akdeniz akşamının iyot kokulu dakikalarını soluyorduk hep birlikte.
Çok güzel bir yaz geçiyordu ömrümüzden.
Ömrümüzün ağustosundan…
* * *
Ilık poyrazın tenimizi okşadığı, hatta ruhumuza işlediği bir kumsal akşamında az ileride otuzlarında olan sarhoş gençler, iki binlerin başında dilimizden düşmeyen şarkıları söylüyorlardı hep bir ağızdan.
Dolunay akşamı tüm güzelliğiyle yaşanırken otuzlarındaki başka gençler de denize giriyorlar, yakamoz eşliğinde tuzlu suda yaşama dair anlamlar arıyorlardı.
Bense oturduğum tahta sandalyede hem onları kaleme alıyor hem de şarkılara eşlik ediyordum.
Ağustos denizi çok güzel görünüyordu.
Peki, ben ağustos denizi kadar güzel görünüyor muydum, bilemiyorum.
Oturduğum tahta sandalye, elinde kalem ve defterle bu yazıyı yazan kişiyi güzel gösteriyor muydu, bilemiyorum.
* * *
Yaz güzel geçiyordu.
Çünkü ilkyazından belliydi.
İlkyaz güzel geçti.
Çünkü ilkbaharından belliydi.
Martlar, nisanlar, mayıslar, haziranlar, temmuzlar; hep bir sonrasının güzel geçmesini sağlayan izler taşıdı.
Nisan yağmurlarının güzelliği martın ince dokunuşlarından belliydi.
Mayısın güzelliği nisandaki portakal çiçeklerinin kokusundan…
Haziranınki güzel mayıs şarkılarından…
Temmuzunki haziranın duygusallığından…
Eh ağustosunki de içimizde yitirmediğimiz umuttan ve sevdadan belli değil miydi?
* * *
Çok güzel bir yaz geçiyordu ömrümüzden…
Ömrümüzün ağustos yazından…
Bizse o çok sevdiğimiz yalnızlık koyunda kendimizle baş başaydık.
Otuzluk gençler iki binlerin şarkılarını mırıldanırken artık, denizdeki otuzlar da yakamozla yarenliklerini bir müddet daha sürdürdüler.
Bense oturduğum tahta sandalyeden kalksam mı kalkmasam mı diye kararsızlık yaşamaya devam ettim.
* * *
Evet, çok güzel bir yaz…
Yanımda sevdiceğim, onun yanında gönül dostlarımız…
Şimdi geceye bir not düşüyordum:
Bizim gönlümüz de güzeldi.
Yaz kadar, ağustos gibi…

