14 ŞUBAT DÜNYA ÖYKÜ GÜNÜ DOSYA 

KİRALIK EV


Şimdi hangi hüzne hangi adı vereceğim? Bir kente mi, bir denize mi, bir sokağa mı? Bir türlü bitmeyen akşamüstlerine mi?

İnsanın kendi hüzünlerini bir kenara bırakıp annesinin ve babasının hüzünlerini anlatacağı öyküleri yazma yaşındayım. İnsanı ve hayatı anladıkça ve seçimini insan olmaktan yana kullanınca empati yeteneği senin en öne çıkan özelliğin oluyor. Bu öyle bir özellik ki seni insana yaklaştırırken kendinden uzaklaştırıyor. Türlü türlü dertler ediniyor, almaman gereken sorumluluklar altına giriyor, senden yardım istenilmese de yardım etmek gereksinimi hissediyorsun. Hal böyle olunca yaptığın iyiliğin, gösterdiğin fedakârlığın bir anlamı da kalmıyor. Hâlbuki ben istemeden alamayan bir insan oldum hep ki istediğim halde vermedikleri yani alamadığım çok şey de oldu. İnsanlar benim gibi hissetmesinler diye sessizliklerini yorumlar oldum. Türlü türlü bakışlarına hüzünler yakıştırdım. Sevdiğim insanlar üzülmemeliydi. Belki üzüldükleri de yoktu kim bilir? Ben kendime görev mi edinmiştim? Yazarken soruyorum kendime tabii bir yandan. Yok, diyorum. Ben kendime durduk yere bir şeyi görev edinmedim. Sadece herkes mutlu olsun istedim. Bunu ne kadar başardım, bilmiyorum.

Kömür dumanının üzerinize sindiği, dar sokakların arabaların geçmesine izin vermediği, çok uzun zamandır Türklerden çok göçmenlerin yaşadığı mahallemize adım attığımda aklıma hep güzel semtlerde yaşayan insanların mutluluğu gelir. Geniş apartman dairelerinde oturup odalarının pencereleri sokağa, göğe açılan, balkonlarında çay içerken parklara bakan insanları düşünürüm. Bu insanların yediği makarna, içtiği kola, sürdüğü parfüm, kokladığı çiçek, baktığı ekran bizimkilerden farklıdır, gibi gelir. Bizim mahallemizde pişen en lezzetli makarna bile apartman dairelerinden oturanların yediği ekmek kadar lezzetli değildir sanki. Güzel semtlerde yaşayan insanların mutluluğuna özenirim. Böyle akşamların birinde yanık yağ, yeni kesilmiş hayvan kokan sokağımıza girip evime geldiğimde kapıyı açan annem karşı komşumuz Fadile Abla’nın taşınacağını söyledi. Günün en dikkate değer konusuydu bu. Demek Fadile Abla taşınacaktı. Anneme ne hissettiğini sordum, kendim içimde henüz konuyu düşünmeden. Burada önemli olan annemin ne hissettiğiydi? Bu hayattaki tek arkadaşı gidecekti buralardan. Düşününce içim ürperiyordu. Fadile Abla gitmezdi, gidemezdi hiçbir yere. O annemin hep en yakın arkadaşı olarak kalacak, karşıdaki evde oturacaktı.

Fadile Abla karşıdaki eve gelin geldiğinde annem bir yıllık evliymiş. O zamanlar on sekiz yaşında olan annemin kaynanasından, görümcelerinden, kocasından başka kimsesi yokmuş hayatında. Anneannem her ne kadar az ileride otursa da yanına istediği kadar sık gidip gelemezmiş. Günlerin koşturma içinde geçtiği, henüz gözü açılmamış, Adana’yı dahi doğru düzgün bilmeyen annem için karşı eve gelen gelin bir nefes olmuş. On yedi yaşında bir arkadaş… Birlikte büyümüşler. Hatırlıyorum da Fadile Abla’nın oğlu Kadir’le birbirimizi çok sevsek de çok da kavga ederdik. Böyle durumlarda annelerimiz adaletsizlik olmasın diye haklı haksız ayırt etmez herkes kendi çocuğuna vermesi gereken terbiyeyi verir, dayağı atardı. Annemin hiçbir zaman sert vurduğunu hatırlamıyorum ama Fadile Abla, Kadir yaramazlık yaptıysa gözünün yaşına bakmaz hortumla dahi döverdi. O zamanlar hortumla dayak yiyen Kadir’i gördükçe annemin merhametini görür, ona olan hayranlığım artardı. Büyüdükçe, annemi tanıdıkça anladım ki annem biz üzülmeyelim diye hep kendini üzmüş, içine atmış öfkesini, çaresizliğini. Yaramazlığımız konusunda yapılması gereken hakkında bile annem söz sahibi değilmiş.

Annemin Fadile Abla ile olan dostluğu babaannemin, halalarımın pek hoşuna gitmezdi. Onlar kendilerinin sevmedikleri insanları bizlerin de, annemin de sevmesini istemezlerdi. Bu dostluk bilirdim ki kapıda birbirlerini gördükleri o kısıtlı anlarda bir gülümseme, evlerde pişmiş güzel kokulu keklerin evlere ikramı ile beslenirdi. İşte o anlarda bir kaş göz ile evlerde sorun olduğu, kocaların ve kaynanaların huysuzluğu anlatılırdı. Bazen istenen yarım ekmek, bazen borç para ile bu dostluk sürerdi. Kaynanalar ölünce dostluk nefes almaya başlamıştı. Artık daha sık gidip gelebiliyorlardı birbirlerine. Kapıdan bakışmalar yerini kahve sohbetlerine bırakmıştı. Artık kelime kelime değil cümlelerle anlaşıyor bazen de gözyaşı döküyorlardı birlikte. Birbirlerinden başka kimseleri yoktu. Başka komşularımız vardı ama onlara kek verilmezdi. Fadile Abla’nın yarına kuru dolma yapacağını annemden başka kimse bilmezdi.

Ne annem ne de Fadile Abla bizi çocuklarından ayırt etmezdi. Ortada bir dert varsa çözülmeli, yardım edilmeliydi. Hiç unutmam annemin ameliyat olduğu günün akşamı kardeşlerim ve ben, annemsiz eve geldiğimizde – bu bizim için en büyük acılardan biridir – elektriğimiz yoktu. Sokakta elektrik vardı, şalterde bir sorun yoktu. Neden lambalarımız yanmıyordu? Annemin yokluğunu anlayan ev bizim kadar üzgündü. Eve geldiğimizi gören Fadile Abla, “Anneniz nasıl oldu çocuklar, aç mısınız?” demişti. “Fadile Abla, elektriğimiz yok, Arif Abi’nin numarası var mı sende?” “Durun, ben arayayım. Arif Abi gelebilir misin karşı evin elektriği yok, anneleri de hastanede. Saat geç olmuş gelemeyecekmiş çocuklar, gelin bizde oturun.” O cümle aklıma geldikçe hala üzülürüm. “Anneleri de hastanede…

Gel zaman git zaman küstükleri de oldu, birbirlerine daha çok bağlandıkları da iki komşunun. Bazen araya mesafe koydular, bazen alttan aldılar, bazen beraber ağladılar ama hep dost kaldılar.

Halana söylemişler. Fadile Abla’nın kızı Hatice’ye TOKİ’den ev çıkmış. Evi kiraya verip taşınacaklarmış. Duyunca üzüldüm. Beklemiyordum.

Ertesi gün annem, Fadile Abla’yı görünce ikisi de ağlamaya başlamışlar. “Aygül, beni ara hep. Derdin olursa anlat. Hep yanındayım.” demiş. Annem gözlerini kaçırarak ağladığını anlattı bana sonra. “Ama kendimi hazırladım. Gidecek. Bir gün zaten ayrılacaktık. Belki de birbirimizin hayatındaki görevimizi tamamladık.” Annem böyle söylüyordu ama sesi titriyordu. Annemin ayrılık günü hüngür hüngür ağlayacağını da biliyordum.

Bense bu ayrılığa inanmıyordum. Gitmezler, diyordum. Dün akşam gördüm ki eve ilan asmışlar. “Kiralık Ev

Ben annemin hüzünlerine isimler ararken halam inşallah evi göçmenlere vermezler, diyordu.

Paylaş:

Benzer yazılar

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
grandpashabet
grandpashabet
betnano
betpark
betpark
betvole
betvole
betvole
vaycasino
vaycasino
vaycasino
vaycasino
imajbet
vaycasino
imajbet
vaycasino
safirbet
safirbet
betvole
milanobet
milanobet
grandpashabet
grandpashabet
realbahis
vaycasino
vaycasino
timebet
timebet
betpuan
betpuan
vaycasino
meritking
imajbet
imajbet
kulisbet
mariobet
mariobet
realbahis
vaycasino
grandbetting
hititbet
süperbahis
superbahis
süperbahis
norabahis
grandpashabet
betnano
betvole
grandpashabet
betnano
betnano
norabahis
vaycasino
vaycasino
betnano
betwild
betwild
imajbet
betnano
betnano
norabahis
norabahis
vaycasino
vaycasino
imajbet
imajbet
vaycasino
betvole
betpark
betvole
betpark