‘BAŞLANGIÇLAR DA BİTER’

-İSTANBUL-
Yazımın başlığı sevgili arkadaşım şair Fatih Akman’ın son çıkan şiir kitabının adı. 1993 yılında “Zemheri Ölüleri” adlı ilk şiir kitabının “Doğmamış Çocuklardı Ölüler” şiirinde “Bitişle başlangıç arası bir yerde/ her yerde/ ve hiçbir yerde // bendim/ sendin/ oydu // onlar onlardı // iki renk vardı/ siyah ve beyaz // coşkulu bir sevinçti beyaz/ siyah hüzündü susardı/ gri anlaşılmazdı // aşktı/ işti/ paraydı/ çarçabuk yaşanacaktı” dizeleriyle; insanın doğmadan önce olduğu gibi artık nefes alamadığında da gerçekte hiç olduğunu, hırs, arzu ve tutkunun ve yaşamın dahi gelip geçici olduğunu anlatıyordu.
Şiir okumayı severim, iyi de okuduğumu düşünürüm fakat içimizde en güzel şiiri İsmail Aydoğan okur. Bir şiiri topluluğa okuyabilmek için onu önceden defalarca okumuş ve içselleştirmiş olmam gerekir. Son Adana toplantımızda Fatih’in kitabını elime aldığımda şöyle bir göz attıktan sonra beni içine çeken duygu dolu iki şiirini dost meclisinde keyifle okudum.
“İmkânsız İzzet Abi” şiirinde “Sen hiç faytona asılıp kafana kırbaç yedin mi?” dizesinin okunmasıyla Ceyhanlı dostların geçmişe giderek “Faytonun arkasına asılmaktan acayip keyif alırdık, faytoncu İsmail amcamız kırbacını arkaya sallar ama biz çekinmez, faytonun arkasında gezmeye devam ederdik”, “Faytona asılamayanlar ‘arabacııı vur kırbacııı’ diye bağırır, arabacı da arkaya kırbacı sallardı” şeklindeki anılarıyla bizleri de buluşturmaları güzeldi. Devamla “Araba yaptın mı tellerden mesela/ hiç maytap patlattın mı/ geceleri dama çıkıp/ yıldızlara dokunacağını sandın mı?” dizeleriyle de hepimizi çocukluğumuza götürüyor.
Burada izninizle araya giriyorum: Yıl 1988, ülke her zaman olduğu gibi yine yangın yeri. Özgür, demokratik, parasız üniversite talepleriyle öğrenciler, daha yaşanılası bir ülke için işçiler ayakta. 12 Eylül 1980 faşizminden itibaren direnişin odak noktası olan cezaevleri baskı, sindirme, yeniden uygulamaya konulmaya çalışılan “tek tip elbise giyme” dayatmasına karşı mücadeleyi yükseltmekte, dışarıda öğrenci hareketleri çeşitli eylemliklerle cezaevi direnişlerine destek vermekteydi.
Çukurova Üniversitesi Öğrenci Derneği (ÇÜÖD) de bir bütün halinde öğrenci gençliği temsil ederek sorunların çözümü yolunda aktif olarak yer alıyordu. ÇÜÖD bünyesinde oluşturulan tiyatro birimi de sanatıyla bu karşı duruştaki yerini alıyordu. 1988-1991 arasında dört kez oynadıkları oyunda Güney Amerika halklarının unutulmaz komutanı özgürlük savaşçısı Simon Bolivar’ın antiemperyalist mücadelesinden bir kesit aktarıyorlardı.
Oyuncular arasında 10 yıllık tutsaklıktan sonra halen sürgünde olan Zeki Yaş yoldaş “Çömlekçi”, Fatih Akman şairimiz “Peder Coronil” karakterini canlandırdılar. Yanlış hatırlamıyorsam yönetmen arkadaşımız da sömürgeci İspanyol ordusu subayı iken taraf değiştirerek halkların kurtuluşu için Bolivar güçlerine katılan “Montserrat” rolünü oynuyordu.
O sıralar Ankara Sanat Tiyatrosu (AST) aynı oyunu profesyonel düzeyde sergiliyordu. Adana’da aynı oyunu onlardan da izlemiştim. Kuzguna yavrusu şahin mi görünürmüş dersiniz? Duygusal davranıp taraf tutuyorsun mu dersiniz? Bilemem ama bizim arkadaşlarımız, adını sayamadıklarımla birlikte AST’den çok daha güzel oynamışlardı.
Aşkı, ayrılıkları, karşılıksız sevdaları, umutları dile getirdiği şiirlerinde “Güzel bir ülke bırakamadık sana/ yarın anlayacaksın/ şimdi kızıyoruz her şeye/ kendimize de/ sen çemberini çevir çocuk/ bu utanç yeter bize” diyerek de günümüze, çocuklarımızın geleceksizliğine vurgu yaparak bir bakıma hepimiz adına öz eleştiri yapıyor.
“Ben gidince hiçliğe/ geldiğim yere/ beni sevenler içkiyle gelmeliler veda etmeye/ yıkanmayı istemem/ kefeni hiç sevmem/ namaz da kılmasınlar/ nasıl ölmüşsem/ üzerimde ne varsa/ öylece götürsünler mezara…”
“Bir Anarşistin Vasiyeti” adlı şiirinde benim de duygularıma tercüman oluyor.
Güzel şiir kitabın için teşekkürler, Fatih kardeş.
Okuyun, okutun.

