TANZİMAT’TA ERKEĞİN İNŞASI: “İNTİBAH” ÜZERİNE

-ADANA-
“…insan ne kadar genç, ne kadar deneyimsiz, ne kadar mahcup olursa olsun kendisine özgü bir sır, bir teşebbüs peyda ettiği gibi derhal çocukluktan erkekliğe geçer. Nefsinde hemen her şey için bir yeterlik, bir iktidar görür.” (İntibah, s.35)
Edebiyatımızda roman türünün Tanzimat ile birlikte üretilen ilk örnekleri, sadece dönemin toplumsal yaşantısını yansıtmakla kalmamış; düşünsel dönüşümlerin ve yeni kavramların edebi zeminde nasıl dolaşıma girdiğini görmemiz açısından da önemli bir imkân sunmuştur. Tanzimat romanının merkezinde yer alan erkek karakter üzerinden sınanan Batılılaşma, toplumsal dönüşümler, ahlak anlayışı ve birey olma fikri, dönemin modernleşme tahayyülü eşliğinde bu erkek karakterlerin ekseninde temsil edilir. Tanzimat romanında erkek, sadece bir anlatı öznesi değil, aynı zamanda üzerinde yeni değerlerin çarpıştığı, başarı-başarısızlık çatışmasında bir deneysel model niteliği taşır.
Namık Kemal’in ‘İntibah’ romanı, babasının vefatından ardından sarsılan Ali Bey’in Çamlıca gezintileri sırasında toplumsal ve ahlaki normlara bütünüyle aykırı bir figür olan Mahpeyker ile kurduğu teması dönüşüm yeri olarak alır. Eğitimine son derece özenilmiş ve baba faktörü tarafından tabiatında “sakıncalı” görülen huylar törpülenmeye çalışılmış olan Ali Bey, bu temas ile dış dünyanın cazibesi ve tehlikesiyle yüzleşir. Ali Bey’in dış dünya ile teması, modernleşmeyle tanışan erkeğin kırılganlıklarını açığa çıkarır, baba otoritesinin ortadan kalkmasıyla erkekliğin nasıl kurulacağına dair geleneksel rehberlik de ortadan kaybolur.
‘İntibah’ romanında birey olma ve kimlik arayışı erkek özne üzerine kurulurken kadın karakterler bu öznenin ahlaki, duygusal ve toplumsal dönüşümünü görünür kılan karşıt figürler olma işlevi görür.
“Dilaşub’da gördüğü haller Mahpeyker’in nazlanmaları, yalvarmaları, vaatleri, iyilikseverlikleri, gösterişleri, davranışları gibi sahteliği de doğruluğu kadar ihtimale yakın olan şüpheli işlerden değil; zayıflamak gibi, bayılmak gibi taklidi imkânsız ve varlığı gerçekliğine kanıt olan açık hallerdendi.” (İntibah, s.85)
Roman boyunca kötülüğün cisimleşmiş hali olarak aktarılan Mahpeyker dışındaki kadın figürlerinin Ali Bey’i defalarca kez bağışlaması, kalemden mesai arkadaşının ise onunla empati yaparak kurtulması için çeşitli yollara başvurması, erkek öznenin romanın merkezinde ayrıcalıklı bir konuma yerleştiğini gösterir. Anlatıcı faktörünün Ali Bey’i mazur gösterme eğilimi, erkek kahramanın zaaflarının ahlaki yargılardan okur nezdinde korunmasını sağlar.
“Düzenlediği ikna edici sözleri durumun gereğine ve Bey’in vicdanının yeteneğine göre o kadar etkili düşürdü ki zavallı delikanlı, kızın sözü devam ettikçe nefretten şefkate, şefkatten tereddüde geçti.” (İntibah, s.52)
Anlatıcı onu doğru ile yanlışı ayırt edemeyen, korunması gereken bir “delikanlı” figürü olarak sunar. Ali Bey’in toplumsal normlar açısından ağır sonuçları olması gereken eylemleri bile, anlatıcı tarafından karakterin masumiyeti muhafaza edilip Mahpeyker’in onu yoldan çıkardığını kanıtlayan örnekler şeklinde aktarılır. Böylece romanda erkek özne, kendi fiillerinin ahlaki ve toplumsal sonuçlarından sürekli olarak muaf tutulur. Bu muafiyet, Ali Bey’e yönelen küçültme hitaplarıyla, babasının ölümünün sürekli hatırlatılmasıyla ve onun “henüz büyümemiş” olduğu varsayımıyla desteklenir.
‘İntibah’, erkek karakterin kusur ve zaaflarını tercihleri örüntüsünden doğan bir sonuç olarak değil, onu yoldan çıkartan bir dış unsurun sebep olduğu felaketler olarak anlatır. Mahpeyker ne kadar tehlikeli bir karakter profiline bürünürse Ali Bey o kadar korunması gereken, özü itibarıyla iyi ve masum bir erkek figürüne yerleştirilir. Dolayısıyla roman, modern erkek öznenin kimlik inşasını tamamlayamaz.
“‘İntibah’, büyümesi cinsel uyanış aşamasında güdük kalmış, delikanlılığın eşiğinden olgunluğa geçeceği yerde çocukluğa dönmüş ve cinsel uyanışın bir günah olarak kabul edilmesinin doğrudan bir sonucu olarak kötü güçlerin elinde aciz bir çocuk gibi felakete sürüklenmiş Ali Bey’in öyküsüdür.” (Parla, 2024:82)
Bu bağlamda hatalarının sonuçları ile yüzleşecek olgunluktan yoksun kalan Ali Bey, aslında özenle yetiştirilmiş, eğitim, ahlak ve statü bakımından kusursuz bir Osmanlı genci idealini temsil edecek potansiyelde bir figürdür. Toplumsal ideal olmaya adayken başarısızlığa uğrayan bir proje karakter olan Ali Bey, ibretlik bir figür olarak tasvir edilir. Tanzimat romanında erkek karakter, modernleşme süreci ile birlikte birey olma çabası içindedir ancak çoğu zaman bu arzu gerçekleşmez. Erkek özne, kendi ahlaki yetkinliğinin denetimine erişemezken melekler ve şeytanlar arasında savrulmalar yaşayan iç dünyası ve kolayca yanıltılabilen gerçeklik algısıyla karşımıza çıkar. Modern Osmanlı erkeği idealine erişemez, onunla benzer davranışlar içerisinde olmak, ahlaki çöküntünün erken işaretleri kabul edilir.
Böylece Tanzimat romanında bireyin doğuşu ertelenmiş, yarım kalmıştır.
KAYNAKÇA:
– Namık Kemal. (2020). ‘İntibah: Sergüzeşt-i Ali Bey’ (R. Durbaş, Haz.). Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.
– Parla, J. (2014). ‘Babalar ve Oğullar: Tanzimat Romanının Epistemolojik Temelleri’. İletişim Yayınları.
– Sancar, S. (2009). ‘Erkeklik: İmkânsız İktidar – Ailede, Piyasada ve Sokakta Erkekler’. Metis Yayınları.


Ellerine sağlık, başarılar dilerim. ☺️
Bu yazının temel varsayımı, İntibah’ta erkek öznenin anlatıcı tarafından sistematik biçimde korunarak ahlaki sorumluluktan muaf tutulduğu ve bu nedenle modern birey olma sürecinin tamamlanamadığı yönündedir. Ancak bu okuma, Tanzimat romanının pedagojik ve normatif yapısını göz ardı ederek anlatıcıyı “mazur gösterici” bir figür olarak aşırı merkezileştirir. Oysa İntibah’ta anlatıcının Ali Bey’e yönelttiği koruyucu dil, ahlaki sorumluluğu ortadan kaldıran bir ayrıcalık değil; tam tersine, okur nezdinde daha sert bir ibret mekanizması kurmanın aracıdır.
Ali Bey’in “delikanlı”, “zavallı”, “korunmaya muhtaç” bir özne olarak sunulması, onun fiillerinin sonuçlarını görünmez kılmaz; aksine bu fiillerin daha trajik ve kaçınılmaz bir sona bağlanmasını mümkün kılar. Anlatıcı, Ali Bey’i masumlaştırırken aslında onun birey olma kapasitesini değil, bu kapasitenin bilinçli biçimde heba edilişini teşhir eder. Dolayısıyla burada söz konusu olan bir muafiyet değil, yüksek beklentiye sahip bir öznenin düşüşüdür.
Bu bağlamda Mahpeyker figürünün “dışsal kötülük” olarak konumlandırılması da, Ali Bey’i fail olmaktan çıkarmaz. Aksine Mahpeyker, Ali Bey’in içsel zaaflarının dış dünyadaki yansıması olarak işlev görür. Mahpeyker’in tehlikesi, Ali Bey’i yoldan çıkarabilmesinden değil; Ali Bey’in zaten bu yoldan çıkmaya hazır bir iradeye sahip olmasından kaynaklanır. Tanzimat romanının ahlaki evreninde kadın figürler, erkek öznenin iç dünyasının aynasıdır; bu nedenle Mahpeyker’in şeytanileştirilmesi Ali Bey’in masumiyetine değil, irade zayıflığına işaret eder.
Dilaşub’un “sahiciliği” ile Mahpeyker’in “sahteciliği” arasındaki karşıtlık da erkek öznenin korunmasına değil, seçimlerinin ahlaki değerini görünür kılmaya hizmet eder. Ali Bey’in Dilaşub’a rağmen Mahpeyker’e yönelmesi, anlatıcı tarafından mazur görülmez; aksine okurun gözünde daha ağır bir hataya dönüşür. Çünkü seçenekler netleşmiş, iyilik ve kötülük belirginleşmiştir. Bu noktada Ali Bey’in düşüşü, kandırılmış bir çocuğun değil, yanlış tercihte ısrar eden bir öznenin düşüşüdür.
Ayrıca Tanzimat romanında bireyin doğuşunun “ertelendiği” iddiası da problematiktir. İntibah, bireyin doğamayışını değil; yanlış koşullarda, yanlış referanslarla ve eksik bir ahlaki denetimle birey olmaya kalkışmanın felaketle sonuçlanacağını gösterir. Bu anlamda roman, modern bireyin imkânsızlığını değil, disiplinsiz modernleşmenin tehlikesini sahneler. Ali Bey’in başarısızlığı, birey olma fikrinin reddi değil; bu fikrin yanlış içselleştirilmesinin bedelidir.
Sonuç olarak İntibah, erkek özneyi ahlaki sorumluluktan muaf tutan bir metin olmaktan ziyade, onu yüksek ahlaki beklentilerle donatıp bu beklentilerin altını oyan bir ibret anlatısıdır. Ali Bey’in çocukluğa dönüşü, anlatıcının şefkatinden değil; modernleşme sürecinde öznenin kendi iradesini inşa edememesinin kaçınılmaz sonucudur. Dolayısıyla Tanzimat romanında yarım kalan şey bireyin doğuşu değil, birey olmanın nasıl olması gerektiğine dair yanlış bir denemenin iflasıdır.