KAN BAĞI, GÜÇ VE KENDİ YOLUNU SEÇMEK: “SON MİRAS”

-ADANA-
Adrienne Young’ın kaleme aldığı “The World of the Narrows” serisinin üçüncü kitabı olan “Son Miras”, aile, kan bağı, geleneği yıkmak ve kendi kaderini yaratmak temalarını fantastik-tarihi kurgu türünde işliyor.
Serinin ilk kitabı “Fable”da evrenin ticaret mürettebatını tanıyor, korsanlarla denize açılıyoruz; ikinci kitabı “Namesake”de tüccarlarla tanışıyor, lonca dünyasına tanık oluyoruz. Üçüncü kitap ise aynı evrende geçmesine rağmen diğer kitapları okumadan da okunabiliyor. İkinci kitapta yalnızca adı geçen, sahte mücevher ticaretiyle iz bırakmış suç ailesi Rothların kötü şöhretli yuvasında buluyoruz kendimizi.
“Bastian hikâyelerle dolu bir şehirdi. Ama hepsinin mutlu bir sonu yoktu.”
Ana karakterimiz Bryn’in ailesinin ters giden bir ticari anlaşma sonucu ölmesiyle halası Sariah, sahte mücevher ticareti anlaşmaları yapan amcası Henrik’le anlaşma yaparak Bryn’in bakımını üstlenir. Anlaşmaya göre Sariah, onu 18 yaşına kadar Roth ailesinin tehlikelerinden uzak yetiştirebilecektir; ancak yaşı geldiğinde ailenin yanına geri dönmek zorundadır.
“Tüm hayatımı bir yere ait olmadan geçirmiştin ve bu değişmek üzereydi.”
Bryn, 18 yaşına kadar ailesinin karmaşık ve tehlikeli dünyasından uzak kalmış olsa da hayatını buna hazırlanarak geçirdi. Roth ailesinin yanına dönme zamanı geldiğinde ise onu sırlar ve yalanlarla dolu, oldukça tehlikeli bir aile düzeni bekliyordu. Bu, aşağılanması ve cezalandırılması anlamına gelse de kendini kanıtlamak için birçok kez test edilmek zorundaydı.
“Kurallar ve sonuçlar vardı, ikisini keskin bir sınır ayırıyordu. Ama belki de bazen bu evde şiddet merhametti.”
Bu ailenin kötü şöhretinin gerçek nedenlerine içeriden şahit olmak, o sırları öğrenirken Bryn’in verdiği kendini kanıtlama savaşını izlemek çok keyifliydi. Bir kedi yavrusunun kaplanların arasında hayatta kalmaya çalışmasını seyretmek gibiydi. Ve söylemeliyim ki Henrik, kaplandan da beterdi.
“İş ve aile tamamen farklı şeylerdi ve Rothların isimlerinden çok daha fazlası vardı.”
Diğer bir önemli karakter de Roth ailesi için çalışan gümüş ustası Ezra. Başlarda Bryn ve Ezra arasında mesafe olsa da – çünkü Ezra da Bryn’i orada istemiyor – hikâye ilerledikçe birbirlerinin geçmişleri ve istekleri hakkında bilgi edindikçe aralarında romantik bir ilişki gelişiyor. Bu durum bizi şu soruyla baş başa bırakıyor: Roth ailesinin zalimliğine karşı birlik olabilirler mi?
“Son Miras”, serinin ilk kitabı “Fable”ın aksine fazlasıyla akıcıydı; öyle ki akşam okumaya başladığım bu kitabı bitirene kadar uyuyamadım. Nasıl sabah olduğunu bile fark edemedim. İlk iki kitabı çok sevmiştim ve bu evreni çok özlemiştim. Farklı bir yanını görmek çok keyifliydi.
Karakterler çok iyi yazılmıştı. Yan karakter olarak sayılabilecek kuzenlerin bile derinliği hikâyeye zenginlik katıyordu. Karakterler konusunda beni tek rahatsız eden şey, Bryn’in karakter gelişiminin aceleye gelmiş olmasıydı. Evet, karakter gelişimini sağlayacak şeyler yaşadı ama bu gelişim sanki bir gecede olmuş gibiydi. İki sayfa arasındaki davranışları birbirinin zıddıydı. Güçlendi ancak bu değişim sürece yayılmamıştı; bu yüzden de bana gerçekçi gelmedi ve bir gecede süper kahramana dönüşen birini okuyor gibi hissettirdi.
Ben böyle hikâyelere romantizm eklenmesini çok seviyorum ve bunun hikâyeyi zenginleştirdiğini düşünüyorum. Bryn’in karakter gelişiminin aksine, Ezra ile arasındaki ilişkinin ilerleyişi çok iyi işlenmişti. Ezra’nın tek özelliğinin onun sevgilisi olmak yerine ailedeki kişisel rolü ve geçmişi de çok iyi kurgulanmıştı.
Güçlü kadın karakterler okumayı, kendi kaderini kendi yazan insanların hikâyelerine tanık olmayı çok seviyorum; özellikle de bu güç, mevcut düzende güç edinmektense o mirasın hangi parçalarını taşıyacağını seçmek olduğunda.

