ÖYKÜ 

HAYAT YOKUŞU


Kapıyı öylece suratıma çarptı. Çıkan ses apartmanın koridorlarında yankılandı. Merdiven boşluğunda, zifiri karanlıkta, hareketsiz durdum bir süre. Zile tekrar basmayı ya da ahşap kapıyı tıkırdatmayı düşündüysem de vazgeçtim hemen. Açmazdı. Deve inadı vardı onda. İki yıllık birlikteliğimizde onun hakkında emin olduğum tek şeydi bu.

Yeni cilalanmış ahşabın keskin kokusu ilerledi ciğerlerime kadar. Birkaç kez kesik kesik öksürdüm. Otomat söndü. Yeniden düğmesine basıp ışığı yakmak istemedim. Sessizlik ve karanlık uzadı gitti. Mutsuzluğum çoğaldı, çoğaldı; Sami Bey Apartmanı’nın dördüncü katındaki her boşluğa yerleşti.

Bir süredir tırabzanlardan destek alıyordum ayakta durabilmek için. Kendimde o kuvveti hissedince kapıya doğru tekrar bir adım atabildim. Kulağımı dayayıp ses, soluk var mı, diye dinledim. Adımın Erhan olduğu kadar emindim ki Nilay da kapının diğer tarafında ayakta duruyordu. Elinde de kapıyı kapatamadan içeriye fırlatabildiğim çiçekler vardı. Ya da öyle olmasını diledim.

Her şeyin ilacı zaman diyerek, hevesle ikişer üçer çıktığım basamakları inmek için merdivene yöneldim. İkinci kata geldiğimde ayaklarımın ucunda yürümeye başladım. Adımlarımı iyice yavaşlattım. Elimden gelse nefes bile almayacaktım. Karanlıkta kapının gözetleme deliğinden takip edemez beni nasılsa, diye düşündüm. İçim biraz rahatlamıştı ki anahtarın kilitte dönme sesi duyuluverdi. Her şeyden haberdar apartman yöneticisi meraklı teyzeye yakalanmıştım işte. “Koş oğlum Erhan!” dedim içimden, “Kaçtın kaçtın, yoksa yandın!

Bir hışım, apartman kapısından dışarı attım kendimi. Soluk alışım hızlanmıştı. Yorgun ve üzgündüm çok. Kendime de kırgın. Ayakkabımın bağcıkları sallanıyordu bir yandan, eğilip iki kez üst üste düğümledim. Bina sakinlerince beslenen sokak kedisinin de benimle birlikte dışarı çıktığını o zaman fark ettim. “En azından birine bir hayrım dokundu bugün” diye gülümsedim.

Dışarısı ayaza kesmişti. Paltomun yakalarını iyice kaldırdım. Beremi cebimden çıkarıp kafama geçirdim. Karşı kaldırıma geçerken ayağım kaydı. Sendeledim, tutunamayıp dizlerimin üzerine kapaklandım. Sabah erkenden yağan yağmur buza dönmüştü. Herhangi bir acı ya da sızı yoktu bedenimde. Sadece pantolonumun diz kısmı biraz ıslanmıştı. O da önemli değildi. Ayağa kalktım yavaşça. Kafamı kaldırıp “Kimse düştüğümü gördü mü acaba?” diye merakla etrafıma bakındım. Aslında tek umursadığım Nilay’ın görüp görmediğiydi. İkinci kattaki yönetici teyze ile göz göze geldik o ara. “İşte seni yakaladım!” der gibi kafasını salladı durdu bana, pencere camının ardından. Çok kızmıştım ama gerçekte tüm kızgınlığım kendimeydi. Burada düşmek zorunda mıydım? Caddeyi geçtikten sonra ya da iki sokak aşağıda kayamaz mıydı ayağım?

Karşı binanın sundurmasının altına sığınınca, Sami Bey Apartmanı’nın dördüncü katındaki bordo kadife perdeli pencereye bir kez daha baktım. Hiç hareket yoktu. Başımı önüme eğip aklımda bin bir düşünce ile yollara düştüm.

Geç kalırım korkusuyla, gelirken son anda uğramaktan vazgeçtiğim kestanecinin önünde durdum bu kez. En sıcaklarından sekiz-on tane istedim. Koydu kese kâğıdına, uzattı bana. Aldım ben de, sıkıştırdım koltuğumun altına. Cebimden çıkardığım bozuklukları verdim sonra. Elimin yanmasını umursamadan hem yedim hem de yürüdüm yol boyunca.

İlk köşeyi dönünce sokak müzisyenlerinin sesleri çalındı kulağıma. Çoğu şarkıcıdan daha iyi söylemelerine bir kez daha şaşırdım. “İnsanın şansı olacak, şansı…” dedim kendi kendime.

Gördüğüm ilk çöp konteynerine yanaştım. Elimde biriktirdiğim ne varsa attım. İçinden bir kedi korkup üzerime fırladı. Ben de birden irkiliverdim. “Ne gün ama!..” diye bağırdım. Etraftaki diğer kediler de kaçıştı sesimden.

Agop’un dükkânına yaklaştığımı fark edince sola saptım. Ismarladığım boya takımları artık gelmiş olmalıydı. Bu kadar yol yürümüşken uğrayıp almamak olmazdı. Eve erken gidip ne yapacaktım ki zaten.

Dükkânın kapısı kapalıydı, ışıkları da yanmıyordu. Nereye giderdi ki bu adam günün bu saatinde? Daha fazla durup beklemedim. Soğuk damarlarıma kadar işlemişti.

Arka sokakta çok şirin bir mekân vardı. Uzun zaman olmuştu uğramayalı. Sıcacık bir çay içip ısınmak istedim. Bu sırada Agop da dönmüş olurdu hem.

Mekâna vardığımda, rengârenk ahşap taburelerin ters bir şekilde masaların üzerinde dizili olduğunu gördüm. Ortada kimsecikler yoktu. Camında bir kâğıt asılıydı. “Cenaze dolayısıyla kapalıyız” diye yazıyordu üzerinde. Agop, onun için yoktu demek!

Burnumu hissetmez olmuştum. Ciğerlerim de paltoma rağmen sıkışmaya başlamıştı. Elimi ağzıma götürüp nefesimle ısıtmaya çalıştım. Adımlarımı hızlandırdım. İnce ince bir kar, rüzgârda savrularak uçuşmaya başlamıştı bile. Adamakıllı yağmadan eve varmalıydım artık.

Sokaklar şaşırtıcı derecede ıssızdı. Yolda kimseye çarpmadan rahatça yürüyebiliyordum. İstanbul’da yaşayan biri için bu durum, aslında bir şanstı. Ama ben yağmur gibi yağan düşüncelerimden biraz olsun kurtulabilmek için kalabalıkların, gürültünün özlemini çekiyordum şu an. Ne büyük bir çelişkiydi bu aslında…

Bir ıslık tutturdum sonra. Kendi sesimi duymak iyi geldi. Koşar adım geçtim caddeleri, sokakları. Gözlerim yaşardı arada. Burnum da aktı. Sildim sildim durdum bir süre.

Günlerdir Nilay’ın kapısını aşındırıyordum. Birkaç saat evvel ilk kez, götürdüğüm çiçekleri kafama atmadı. Burnum kapı ile olan yakın dostluğuna devam etti ama olsun, ben buna da razıydım. Yarın bir daha gidecektim, elimde çiçeklerim ve içimde yeşerttiğim küçücük umudumla beraber.

Oturduğum semte yeni taşınmıştım. Sırf Nilay’a yakın olabilmek için İstanbul’un bir yakasından kalktım, diğerine geldim. Yeni evim dik bir yokuşun üzerindeydi. Ulaşabilmek için her defasında kaldırıma eklenen taş merdivenleri kullanmalıydım. Zira başka yol yoktu.

Taş basamakları çıkarken bana bu daireyi kiralayan emlakçı geldi aklıma. Binayı asansörlü diye ne çok yağlayıp ballamıştı. Ayın birkaç günü lütfedip çalışan, diğerlerinde servis dışı kalan asansör için ona içimden bol bol sayıştırdım. Umarım o kulakları çınlamaktan duymuyordur. Penceremin önündeki yeşil, geniş koltuğumda, sıcacık bir çay içerken hayal ettim kendimi. Düşüncesi bile hızlanmama yetti.

Kapımın anahtarını cebimden çıkarırken nefes nefeseydim. Asansör yine tatil ilan etmişti bugünü kendine. Aaaaaa, ne ilginçti!..

Eeeeee! Kapı niye kilitli değildi ki şimdi? Öylesine çekilip çıkılmış gibiydi sanki. Hadi oğlum Erhan, nur topu gibi bir sorunun daha oldu. Gözün aydın! Bir hırsızlık vakası kalmıştı bugün uğraşmadığın. Nasıl bir gündü Allah’ım bugün?

İçeri çekinerek girdim. Çaydanlığın düdüğü ötüyordu sanki. Delirmiş olamazdım. Hırsız evi götürdükten sonra bir de oturup çay keyfi yapacak değildi ya…

Son bir cesaretle mutfağa yöneldim. Ahşap zeminden çıkan gıcırtı ile birlikte içeriden bir ses: “Offff nerede kaldın? Çayın altını ikinci keredir yaktım.” dedi. Elinde kırmızı kupam, yeşil koltuğun içine gömülmüş kocaman ela gözleriyle bana bakıyordu. Sevinçten delirdim. Paltomu çıkarmadan, koşup sarılıverdim. “Bu son…” dedim, “Bu son üzüşüm seni. Yemin ederim!

Kollarım Nilay’ın boynuna sarılı, başım omzunda, öylece durdum. Sonra birden aklım başıma geldi. “Eve nasıl girdin sen?” diye sordum. “Kapıda emlakçı ile karşılaştım. Yedek anahtarı sonunda bulmuş. Onu sana teslim etmek için uğramış. Beni görünce bu soğukta bekletmek istemedi. Anahtarı bana verdi.” “Sen olmadan içeri girdim diye kızdın mı yoksa?” dedi. Baştan aşağı kızardığımı hissettim. Asansör mevzusu yüzünden her defasında emlakçı için neler saydığımı düşündüm. Sözlerimin hepsini tek tek geri aldım içimden. “Ne kızması?” dedim sonra Nilay’ın gözlerinin içinde kaybolarak. “Bugün ve daima, sen benim başımın tacısın…

Sonra kalktım yerimden, bir çay da ben aldım. Gelip Nilay’ın yanı başına sindim. Gülümsedi. Başını koluma yasladı. Huzur, evimin dört bir yanını sardı.

Uzun süre hiç konuşmadan, pencereden gökyüzünü, hızlanan kar tanelerini izledim onunla. Hava kararmaya başladığında ise beni bir telaş sardı. Yerimden kalktım. Evin içinde amaçsızca bir aşağı bir yukarı yürümeye başladım. Gitmesini hiç istemiyordum. Henüz yanımdaydı ama yokluğunun korkusu tüm bedenimi sarmıştı bile. Yalnızlık duygusundan çok daha derin, çok daha can acıtıcıydı bu duygu. Kararımı vermiştim. Bir dakika bile kaybetmek istemiyordum artık. Nilay’a koştum. Elini ellerimin arasına aldım. Dizlerimin üzerine çöktüm. Tam içimdekileri dökecektim ki yüzünde o bildik, hınzır gülümsemeyi yakaladım. “Dizlerin hiç acımıyor galiba” deyince de emin oldum. Beni bugün evinin önünde düşerken görmüştü. Çok utandım ama eğilip saçlarımdan öpünce şefkat duygusuyla yer değiştirdi utancım. Tek eliyle bana sarıldı. Sıcaklığı tüm bedenimi sardı, sarmaladı. Buradan dönüş yoktu artık. Tüm korkularımı bir kenara bıraktım. Cesaretimi topladım. Tek seferde kulağına fısıldayıverdim. “Düşe kalka ama hep el ele, bu hayat yokuşunu benimle birlikte adımlamaya var mısın?

Paylaş:

Benzer yazılar

5 2 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
2 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Zeynep DEMİR

Sevgili üretmeyi seven arkadaşım Nezahat YAPICI; “Hayat Yokuşu” öyküsünde, eşsiz betimlemeleriyle, içsel tahlilleriyle adeta okuyucunun zihninde yaşıyormuş hissini, canlılığı kelimelerle ilmik ilmik işliyor. Romantik kahramanın iç konuşmalarını aktarışı, kahramanın gözüyle öykü boyunca gördüğü manzaralar, yaşadığı durum ve olaylar, her apartmanda veya her semtte bir eşi olan mobese teyze tiplemesi, karlı soğuk bir kış akşamı pencere önünde kar manzarasına karşı içilen sıcacık çay ve geniş, yeşil koltuğun rahatlığının okuyucuya hissettirilmesi ve bütün bunların Çehov tarzı ve kahraman bakış açısı anlatımıyla yazarın kendine has akıcı, duru üslubuyla birleşmesi… takdire şayan bir eser ortaya çıkmış.

Last edited 6 gün önce by Zeynep DEMİR
Nezahat Yapıcı

Sevgili Zeynep 🌼
Çok teşekkür ediyorum 🙏🏻

2
0
Would love your thoughts, please comment.x
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
bets10
bets10
betpark
betgaranti
bets10
bets10
bets10
kolaybet
betpark
Vdcasino
vdcasino
alobet
betnano
meritking
alobet
hitbet
hitbet
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
alobet
alobet
hititbet
vdcasino
enjoybet
enjoybet
alobet
hitbet
betpark
betpark
betpark
betpark
alobet
hititbet
alobet
hititbet
grandpashabet
grandpashabet
enjoybet
enjoybet
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
hitbet
betplay
betplay
vdcasino giriş
vdcasino
hititbet
vdcasino
grandpashabet
vdcasino
grandpashabet
vdcasino
vdcasino
betpark
grandpashabet
grandpashabet
vdcasino
vdcasino
vdcasino
hititbet giriş
hititbet giriş
vdcasino
vdcasino
vdcasino giriş
betpark
bettilt
bettilt
vdcasino
jojobet
bettilt
imajbet
imajbet
katlabet
katlabet
imajbet
betpark
betpark
betnano
vdcasino
bettilt
grandpashabet giriş
grandpashabet
hititbet
imajbet
imajbet
norabahis
norabahis
hititbet
hititbet
vaycasino
vaycasino
holiganbet
holiganbet
betturkey
betturkey
betturkey
betturkey
bettilt
bettilt
hititbet
betturkey
imajbet
vdcasino
vdcasino
betturkey
norabahis