EDEBİYAT YAŞAM 

‘SESLER, KOKULAR, RENKLER YANITLAR BİRBİRİNİ…’

“Bir tapınaktır doğa / (…) / Uzakta birbirine girmiş/ yankılar gibi/ Bir birlik içerisinde,/ kör karanlık ve derin,/ Geceler kadar geniş, aydınlık kadar engin/ Sesler, kokular, renkler yanıtlar birbirini…” – Charles BAUDELAIRE Üç yıl önce taşınacağımız evi gezerken salona girmeden önce koridorun solundaki küçük odayı gördüğümüzde burayı bir kütüphane yapma hayali içimde bir ışık gibi parlamıştı. Evi tutup boya ve tamir işlerine bakmaya geldiğimizde bir yorgunluk kahvesi içerken kitaplık ve kitaplardan önce odada gözümün önüne getirdiğim ilk eşya da eşime annesinden kalan ve onun genç bir kızken dokuduğu kilim olmuştu.…

Devamını Oku
YAŞAM 

TERSE DÖNSE ŞU FELEĞİN ÇARKI

Kendi yolundan, kendi yatağından çıkıp başka mecralarda akmayı denemiş acemi ırmaklar gibiyiz çoğumuz. Şehirlerde böyle eğreti duruşumuz ondan. Birer ırmaktık. Aktık ezelden ebede gider gibi. Fakat yolumuzdan çıkınca olanlar oldu bize. Kimimiz kuruduk, kimimiz durgun su birikintisi olduk; kargılar, otlar sardı etrafımızı. Kimimizi nehirler yuttu, kimimiz göllerde boğulduk. Ondan şehirlerde böyle eğreti duruşumuz. * * * Her ırmak oysa kendi yolunda, kendi yatağında özgür değil mi? O yolun taşı, kumu, çakılı, kayası, ağacı, yosunu o ırmağı o ırmak yapan şeyler değil mi? Nice deli çaylar vardır, kayalara çarpa çarpa akar…

Devamını Oku
YAŞAM 

BİR OTLA SÖYLEŞİ

Dün bir otla siyaset, ekonomi, memleket, yaşadığımız olaylari yani  hayat üstüne felsefi bir konuşma yaptık. Ot, evet, ot. Hani şu bağda, bahçede çiğneyip geçtiğimiz ot. “Nasıl geçiyor hayat?” “Ne olsun abi, ot gibi yaşayıp gidiyoruz işte.” “Peki, hoşnut musunuz yaşamınızdan?” “Olmaz mıyız hiç? Aşağıda toprak bizi besliyor, tepemizde güneş.” “Yani tepkisiz, asalakça bir yaşam.” “Abi, öyle deme, üzülürüm. Biz halimizden memnunuz.” “Durağan bir hayatınız var, sıkıcı olmuyor mu?” “Oluyor ama alıştık. Bize hayatın böyle olduğunu öğrettiler. Yaşayıp gidiyoruz işte.” “Nane, maydanoz, tere sizin yakın dostlarınız. Onlar gibi tezgâhlarda, yani hayatın…

Devamını Oku
YAŞAM 

GÖRÜNÜRE DAİR KÜÇÜK BİR TEORİYE DOĞRU ADIMLAR

“Her gün dünyaya ilişkin gövdesiz ve sahte bir imgeler ağı tarafından yeniden onaylanan bir yalnızlık. Ama onların sahteliği bir hata değil. Eğer kâr peşinde koşmak insanlığın kurtuluşunun tek yolu olarak görülürse, gelir mutlak öncelik haline gelirse o zaman var olanın itibar görmemesi, görmezden gelinmesi ve baskı altında tutulması gerekir. Bugün resim yapmak, yaygın bir ihtiyaca cevap veren bir direniş eylemidir ve umutlanmayı teşvik edebilir.” – John BERGER Selam dostlar! Malum, yaz mevsimi, olmayan sosyal hayatımız da sıfırlandı! Ve bu durumda yapılacak en iyi şey edebiyata ve sanata sığınmak oluyor… İyi…

Devamını Oku
YAŞAM 

GECENİN SESSİZLİĞİNDE

Bir sen eksiktin. Kim çıkardı karşıma seni? Kim adresimi verdi sana? Ne günah işledim de kim üstüme saldı seni? Tanrının bana tuzağı mısın, ay yüzlü kadın? Zamansız çaldın yüreğimin kapısını. Sırası mıydı şimdi? Yıkıl, git karşımdan. Gözlerimi kamaştırıyor güzelliğin.  Çekil, git karşımdan, gül yüzlü kadın. Ne olur, çekil, git karşımdan. Aşka dayanamaz yüreğimin son parçacıkları. Görmüyor musun? Yorgunum, korkuyorum aşktan ve ışıktan… Rahat bırak beni ömrümün son günlerinde, mağaramda huzur içinde öleyim. Ben uyumsuz, huysuz ve ukala bir adamım. Birbirimizi üzmeyelim. Senden önce gelenler oldu. Mezara kadar dediler. Huysuzluğuma dayanamadılar.…

Devamını Oku
YAŞAM 

BİR GÜN BELKİ HAYATTAN…

Eski fotoğraflar beni öylesine heyecanlandırır ki. Duygulanırım. Hatta bakarken bir-iki damla gözyaşı düşer fotoğrafa. Eğer o fotoğraftaysam o anki zamana giderim. Gittim bile. Biraz önce Nuri Amca, babamın şimdiki Büyük Postane’nin karşısındaki tabela atölyesine geldi. Bir koşu gidip çay söyledim. Uzunca sohbet ettiler. Ben, karşı köşedeki –bir zamanlar Ermeni kilisesinden okula dönüştürülmüş– İstiklal İlkokulundan çıkmış, eve gitmeden önce babama uğramıştım. Zaten okuldan çıktıktan sonra babama görünmeden eve gidemezdim. Yine böyle bir gündü. Sanırım okul çıkışıydı. Üzerimde kurşuni okul kıyafeti. Beyaz yakam. Ve göğsümün sol tarafında okul arması. “O” harfinin içinde…

Devamını Oku
YAŞAM 

MASALLAR YALAN DİYE KANDIRIYORLAR BİZİ

“Masal en dürüstümüzdür; çünkü en baştan yalan olduğunu söyler size” demiş uzun zaman önce birisi. “Bir varmış bir yokmuş” diye başlar çoğu masal. “Var”dan “yok”u çıkar elde var sıfır. Zaman hiçbir zaman kurulmamış; bir guguklu saatin masalın en heyecanlı yerinde “Saat başı geldi!” diye haykırdığı görülmemiştir. Akrep yelkovana, “Peşimi rahat bırak, saatte bir beni rahatsız edip durma!” dediği de görülmemiştir. Zaman her zaman, bir o kadar da hiçbir zamandır. Masalın içindeki o minyatür insanlar, peki? Hepsi mi yalan? Siz hiç, bir üvey annenin çocuğuna kötü davrandığını gördünüz mü? Ayakkabıları kendi…

Devamını Oku
YAŞAM 

NASIL BAŞLADI?

Takvimler 12 Eylül’ü gösteriyordu. 1980’nin 12 Eylül’ünü… Ressam Kenan, sabah canı sıkkın olarak uyandı. Karnı ağrıyordu. O gün resim yapmayı planlamıştı. Vazgeçti. Kalkıp darbe yaptı. İnsanlar okullarından, evlerinden, iş yerlerinden alınıp tutuklandılar. İşkenceden geçirildiler, hatta asıldılar, gözaltında yitip gittiler. Halk mutluydu. Kötü günler geride kalmıştı. Ama daha kötü günlerin kendilerini beklediğinden haberleri yoktu. Darbeden bir ay önce Paris’e gitmiştim. Dönemedim. Zaten dönemezdim. Arananlar listesinin başındaydım. Adımın ‘A’ ile başlaması beni liste başı yapmıştı. Paris Güzel Sanatlar Akademisi’nin Mimarlık Bölümüne kaydımı yaptırdım. Okulda üçüncü günümdü. Koridorda göğsüne yasladığı kitaplarını kollarıyla sarmış,…

Devamını Oku
YAŞAM 

KAMERİYELİ KAFE

Sıcak bir yaz günü, nemli, öğlen saati. Üç kameriyeli, üç masalı, altı sandalyeli bir kafe! Yeni doğum yapmış bir köpek yanaşıyor iki kadının oturduğu masaya. Kadın hazırlıklı. Yarım litre su şişesine doldurduğu mamaları çıkarıyor çantasından. Köpeğin başını okşuyor önce. Soruyor köpeğe: “Nerede senin yavruların?” Kuyruğunu sallıyor köpek. Garson, köpeğin yerine cevap veriyor: “Yan taraftaki Roma Hamamı’nın içine saklamış yavrularını, biz de görmedik. Birkaç güne salar sokağa.” Kadın döküyor mamaları yere. Cimrilikle bonkörlük arasındaki sınırda… Her halinden anlaşılıyor tutumu, diğer köpeklere de saklıyor mamalardan. Kuyruğunu sallıyor köpek, mamayı yiyip gidiyor. Sütünü…

Devamını Oku
YAŞAM 

“DÜN GECE SEN UYURKEN!..”

Sevgilim; “Dün gece sen uyurken” Lale Müldür’ün ‘Destina’ şiirini anımsadım birdenbire. “Sen uyurken dün gece”, çok düşündüm dünleri ve bugünleri. Dünlerden bugünlere kalanları ve bugünlerden yarınlara kalacak olanları… Bir temmuz kararnamesi hazırladım hissel içtihadımda “sen uyurken dün gece”; insanları yazdım bir bir, insan davranışlarını kaleme aldım. Not ettim kelime kelime. * * * Sevgilim; “Dün gece sen uyurken” ben on dokuz yıldır oturduğum evden taşınıyordum bir diğerine. Taşındığım evin duvarlarına baktım “dün gece sen uyurken”, uzun uzun. Son bir kez, yattığım odadaki ranzaya, tül perdeye, “çalışma” masama… “Dün gece” o…

Devamını Oku
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
SkyProgram
betnano
betnano
pendik escort
kartal escort
istanbul escort
casinolevant
casinolevant
casinolevant
Betpark
Betgaranti Güncel Giriş
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
Betgaranti
betgaranti
Betgaranti
casinolevant