EDEBİYAT 

DOĞUM GÜNÜ

Bu gece yine, tekrarın güven dolu döngüsünü kırmayacak, aynı rutine hapsolacaktı. Deftere, bir kelimeden ibaret olan aynı notu yaşı kadar düşecekti. Annesinin çeyizinden kalan, ince, mavimsi kadehi konsoldan çıkardı, yine onunla içecekti. Onunla içmek iyi gelir, belki mutlu bile olurdu. Rakısını doldurdu. Kırkıncı yaşına girecekti, yeni yaşı kutlu olsundu! Kutsal bir varlıkmış gibi havada tuttu defteri, kıvrak bir şekilde dans etmeye başladı sonra, sonra indirdi, yeni bir sayfa açtı ve yeni sayfaya aynı şeyi yazdı: “Sustum.” Yeni sayfa açık olduğu halde tekrar havaya kaldırdı. Bir yandan defteri havada tutarak dans…

Devamını Oku
YAŞAM 

SUÇ VE CEZA ÜZERİNE

– Bu yazı kendi yaşamının hem yargıcı, hem celladı, hem de bağışlayıcısı olanlar içindir. İnsan ne zaman kendini suçlu ilan eder? Yaptığının yanlış ve suç olduğunu kabul ettiğinde mi, yoksa işlediği suçun cezasını çekmek zorunda kaldığında mı? İnsanoğlu ne zaman adaletin terazisinde tartar günahlarını? Ne zaman sağır vicdanına seslenir ve ne zaman yargılayıp asar kendini? Âdem ile Havva’nın yasak elmayı yemesiyle insanlık tarihinin o hiç bitmeyecek “suç” ve “ceza” döngüsü başlar. Yasak, yanlış ve günah olanın cazibesi zavallı insanoğlunun peşini bırakmaz. Tabularla, yasak ve günahlarla örülmüş bu “dünya zindanı”nda atılan…

Devamını Oku
TOPLUM YAŞAM 

OYSA BİZLER YALNIZCA TÜRKÜLERDE SEVDİK “KARA”YI

Ekmeğin adı “KARA” olur mu hiç? Umudun adı “KARA”? Sevginin adı “KARA”? Gözyaşının adı “KARA”? Ellerin adı “KARA” olur mu hiç? Oysa bizler yalnızca türkülerde sevdik “KARA”yı… “Karadır kaşların, ferman yazdırır”, “Kara gözlüm, ben bu elden gidersem” derken… Oysa “KARA”, hele ki bugünlerde BARTIN olmakta. Kimi yeni evli, kimi nişanlı, kimi yeni baba olduğu için; kimi ise umuda yolculuk yapmak için çeker kurayı. Her madencinin kaderidir kura çekmek… Yüzlerce metre yer altına inmek… Ekmek kapısının onun ecel kapısı olduğunu bilerek, her gün bunu yapmak ve eli yüzü kömür karasıyla gün…

Devamını Oku
EDEBİYAT 

BAŞKÖŞEDEKİ BOŞ SANDALYE

Asırlık bedeniyle tüm ailenin tarihsel belleği olan Sabiha Hanım’ı sabun kokulu bembeyaz çarşafın üzerine yatırmışlardı. Üzerine kırmızı saten yüzlü sırıtılmış ağır bir yorgan örtülmüş, derin bir uykuya dalmıştı. Yılların yorgunluğu okunan yüzü mumyalanmışçasına apak, bedeni kınından çekileceği anı bekleyen bir kılıç denli kıpırtısızdı. Geriye doğru taranan kınalı saçlarının ön kısmı dağılıp alnına doğru dökülmüştü ve alnındaki kırışıklıklarda terden kaynaklanan ışık yansımaları vardı. Kahverengi benekli buruşuk elleri yorganın üzerinde iki yanına uzanmış, parmakları ‘romatoid artrit’e bağlı olarak doğal görünüşlerini yitirmiş, Albrecht Dürer’in “dua eden eller”ine benziyordu. Sessizlik içinde bekleşenlerden zorunlu olarak…

Devamını Oku
YAŞAM 

İYİYDİM

İyiydim, iyiydim, hâlâ da iyiyim. Ben olmayı bıraktığımdan beri, geçmişe sırtımı dönmeyi başarabildiğimden beri iyiydim. Geçmişin her noktasına zuhur etmiş benliğimi kenara koyup yeni bir ben yaratmıştım. Evet, yarattım. Ben yarattım, ben kendimi doğurdum, ince ince işledim ruhumu. Küsmeden korkmadan bugünü çıkardım ortaya, kendi miladımı inşa ederken bir kere de olsun hikâyesiz kalacağımı, anılarımın çıplaklığını düşünmedim. Yalnız bedenime yalnız ama hayatta kalmış bir ruh hediye ettim. Yürüdüğüm tüm yollara veda ettim, yanıma aldığım kinim ve kinimin doğurduğu yarının hırsı ile yola çıktım. Tüm bu bilinmezliklere rağmen ne korkum vardı ne…

Devamını Oku
TOPLUM YAŞAM 

STETOSKOBUNU ÖMRÜNE ASANLAR

Siz hiç birine kalp masajı yaptınız mı? Gencecik bir kızı, belki sabah annesini öpüp bedeni okula, ruhu sonsuzluğa gitmeye çalışan birini; masajla bu dünyada kalmaya ikna etmeye çalıştınız mı? Ya da aslan gibi bir delikanlının mayından kalan yarısına kalp olmaya çalıştınız mı, pompaladığınız her kanın vücudundan kaybolduğunu gördükçe gözünüz monitörde, torbalarca kanı daha hızlı vücuduna göndermeye çalıştınız mı hiç? Halı saha maçına çıkıp koşarken son derece sağlıklı görünen bir oğlan çocuğunun duran kalbine dakikalarca masaj yapıp, gözünüzün önüne kendi çocuğunuzu getirerek daha hızlı, daha güçlü basıp, çocuğu Azrail’in elinden almaya…

Devamını Oku
KÜLTÜR-SANAT 

‘ARTURO UI’NİN ÖNLENEBİLİR TIRMANIŞI

Ekonomik kriz ne kadar büyükse, toplumsal moral o kadar düşük olur. Ekonomik krizin Chicago’yu vurduğu yıllarda karnabahar ticareti durma noktasına gelmiştir. Önde gelen karnabahar tüccarları, işlerin yeniden nasıl canlandırılabileceğini tartışırken manavlar bile yavaş yavaş satışları tekrar canlandırmak için her yolu denemektedir. Tüccarlar, acımasız gangster Arturo Ui’nin karnabahar işine girmesinin engellenmesi gerektiği konusunda hemfikirdirler. Saygın ama yaşlanan politikacı Dogsborough, bir entrikanın yardımıyla şehirden borç almaya ikna edilir. Saygıdeğer politikacı Dogsborough kamu parasıyla onlara yardım ederken kendine sunulan hisseler yardımıyla kendini de zenginleştirmiştir. Skandal patlamak üzeredir ve Dogsborough, yolsuzluğa teslim olur. Yargılanmaktadır…

Devamını Oku
YAŞAM 

KABUK KABUK SONBAHAR; MANDALİNA GİBİ, NAR GİBİ…

Sarı sonbahar… Yeni toparlanışlar zamanı şimdi. Süveter vakitleri mevsimin… Ruhumuz yağmur öncesi toprak kokusu eşliğinde yeni başlangıçlara çoktan hazır. Ne de hoş görünüyor gazelleri ağaçların. Sarı sarı, turuncu ve kırmızı… Tabağımızda mandalina ve nar kabukları… Damağımızda eylül ve ekimin rayihası… Her mevsim geçişinde olduğu gibi yine ayrı bir heyecan, yine ayrı bir duygu seli yüreklerde… Pardösülü ve trençkotlu fotoğraflar, ıslak kaldırım taşları ve yapraklar, sinema önlerinde bekleşen sevgililer… Kimi şemsiyeli, kimi şemsiyesiz… Kabuk kabuk soyulacak mevsimlerin de giysisi gün geçtikçe. Sonbahar; ekim sonu, kasım başı daha da bürünecek koyu renklerine.…

Devamını Oku
POLİTİKA 

CENUP VİLAYETİ

Bir sonbahar akşamı, İstanbul, soğuk. Yağmur çiseliyor. Evrensel Kültür Merkezi’nden çıktık üç kişi, İstiklal Caddesi’nin kalabalığına karıştık. “Kaldırımlarda yağmur kokusu” diye mırıldandım. Güldü bal gözlü Trakyalı kız. “Kimin bu şiir?” dedi. “Senin mi?” “Yok,” dedim mantomun fermuarını çekip yüzümü kapatırken, “Attila İlhan’ın…” * * * Turan bizim oralardan, Tokatlı. Bizim kafadan, devrimci. Attila İlhan’ı burjuva bulur, şiirlerini arabesk. Güldü. Bir şey diyecek oldu. O cümlesini tamamlayamadan polis bağırdı: “Verin lan kimlikleri!” Kimlikleri verdik. Polis aracının kırmızı, yeşil, mavi ışığı altında, yağmurda baktı polis. Kimlikleri verirken söylendi: “Biri Tokatlı, biri Sivaslı……

Devamını Oku
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
Betgaranti
ultrabet
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
jojobet
jojobet
Betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betpark
betpark
Betgaranti Rehber
betpark
betpark
betgaranti
betgaranti
betpark
betpark
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betgaranti
Betgaranti
Betgaranti
hititbet
Betpark
Kolaybet
bahsegel
bahsegel
bahsegel
bahsegel
bahsegel
bahsegel
bahsegel
Hititbet
betgaranti
kolaybet
kolaybet
kolaybet
betpark
Hititbet 2026
bettilt
bettilt
Sahabet
Hititbet Giriş
Hititbet
Hititbet
betpark
betpark
Betgaranti
Hititbet
Hititbet
Hititbet
sahabet
sahabet
bahsegel
Hititbet
Hititbet
Hititbet
Betgaranti
Hititbet
betpark
betpark
betgaranti
betpark
Betpark
Kolaybet
Hititbet
Kolaybet
Betgaranti
Kolaybet
Betgaranti
Betpark
Hititbet
betpark