YAZIN ORTASI, TEMMUZUN ORTASI, BENİM ORTAMDAKİ HALİM

-İSTANBUL-
Yaz, tam ortasında yakalıyor beni.
Temmuzun kavurucu gövdesi tam da yüreğime yaslanıyor.
Balkona koyduğum fesleğenin yaprakları kıvrılıyor sıcaktan, benimse içimde kıvrılan bambaşka şeyler.
Bazen diyorum ki, “çocuklar küçükken yazlar ne güzeldi”…
O plastik leğenlerde serinleyen ayaklar, dondurma lekeli atletler, akşam olunca sineklik arkasından fısıltıyla anlatılan masallar…
Şimdi o yazların hepsi bir zaman kartpostalı gibi gözümün önünde duruyor.
Ben dokunamıyorum, o bana dönemiyor.
Şimdi o çocuklar büyüdü.
Kimi yaz okulunda, kimi stajda, kimi artık başka şehirlerde.
Ev hâlâ dolu ama içimiz hep yapayalnız.
İnsanın kalabalığın içinde eksilmesi başka bir şey…
Temmuzda daha çok hissediyorum bunu.
Çünkü bu ay, doğurduğumun, büyüttüğümün, emek verdiğimin meyvesiyle tek başıma kalakaldığımın ayı.
Gözüm hep takvime kayıyor.
13 Temmuz, 18 Temmuz, 23 Temmuz…
Birileri tatile gidiyor, birileri yeni bir ilişkiye başlıyor, birileri evleniyor; bense eski fotoğraflara daha çok bakıyorum bu mevsimde.
Çünkü yaz, hatırlatıyor.
Çünkü temmuz, unutturmuyor.
Ben hep temmuzları sevdim aslında.
Henüz eylülün hüzünle, ağustosun is kokusuyla gelmediği o kısa vakit…
Denizin tuzu, karpuzun serinliği, gece yarısı çalan telefonlar…
Gençliğimin en cesur yanlarını bu ayda sakladım.
İlk aşkım bir temmuz günü bana “Gülüşün gibi sıcak” demişti.
İlk ayrılığım da bir temmuz sabahında valiz toplarken olmuştu.
Bu yüzden içimde hep sıcakla soğuk bir arada temmuzda…
Hem yangın hem sığınak gibi…
Şimdi ellime yaklaşırken daha iyi anlıyorum:
Yazın ortası, insanın ömrünün ortası gibi.
Ne tam genç ne tam yaşlı…
Ne hâlâ umut dolu ne tamamen umutsuz.
Sadece durup geçmişe baktığın, geleceği tahmin etmekten korktuğun bir eşik…
Bugün balkonumdan gökyüzüne baktım uzun uzun.
Bulutlar yoktu, rüzgâr bile esmekten vazgeçmişti.
İşte dedim kendi kendime:
“Hayat da böyle işte… En sıcak yerindeyken bile bir durgunluk taşır içinde…”
Bu temmuz da geçecek, biliyorum.
Karpuzun kabuğu çöpe gidecek, güneş kremleri rafta unutulacak, sinekler ölecek, kuşlar göçecek.
Ama içimde bir temmuz hep kalacak.
Tıpkı yazın ortasında olduğu gibi…
Ben de hayatın ortasında, biraz suskun, biraz yaralı ama hâlâ bakan, hâlâ bekleyen gözlerle kalacağım.
Bir gün biri beni anımsarsa belki şöyle diyecek:
“Yaz gibiydi, sıcaktı… Ama içinde hep bir serinlik saklıydı…”

