BOOKER ÖDÜLLÜ ‘BEDEN’ ÜZERİNDEN 21’İNCİ YÜZYIL ROMANI TARTIŞILDI

Ekim 2022’den bu yana her ay düzenli olarak bir araya gelen Son Baskı Kitap Kulübü, dördüncü sezonunu dünya edebiyatının son dönemde en çok konuşulan eserlerinden biri olan David Szalay’ın ‘Beden’ adlı romanıyla kapattı. İthaki Yayınları’ndan çıkan, Elif Ersavcı tarafından Türkçeye çevrilen ve 2025 Booker Ödülü’nü kazanan roman, More Than Kafe’de gerçekleştirilen sezonun son buluşmasında yalnızca edebi yönleriyle değil, çağdaş insanın dönüşümü ve 21. yüzyıl romanının geldiği nokta üzerinden de kapsamlı biçimde değerlendirildi.
Dünyanın en prestijli edebiyat ödülleri arasında gösterilen Booker Ödülü’nü kazanmasının ardından uluslararası ölçekte geniş yankı uyandıran ‘Beden’, Son Baskı Kitap Kulübü üyeleri arasında da yoğun tartışmalara neden oldu. Romanın anlatım dilinin, karakter yapısının, psikolojik derinliğinin, sınıfsal arka planının ve çağdaş insanı temsil etme biçiminin nasıl olduğu üzerine yapılan değerlendirmeler, zaman zaman romanın kendisini aşarak günümüz edebiyatının yönüne ilişkin bir tartışmaya dönüştü.
DÖRT YILLIK OKUMA SERÜVENİ
Son Baskı Kitap Kulübü, dört yıllık süreçte Türk ve dünya edebiyatının farklı dönemlerinden çok sayıda eseri birlikte okudu ve değerlendirdi.
Kulübün okuma listesinde Tahsin Yücel’in ‘Gökdelen’, Mehmet Eroğlu’nun ‘Kendi Hayatında Ölme Vakti’, Murathan Mungan’ın ‘995 km’, Kemal Varol’un ‘Âşıklar Bayramı’, Bilge Karasu’nun ‘Göçmüş Kediler Bahçesi’, Gabriel Garcia Marquez’in ‘Kırmızı Pazartesi’, Han Kang’ın ‘Vejetaryen’, Murat Gülsoy’un ‘Ressam Vasıf’ın Gizli Aşklar Tarihi’, Dino Buzzati’nin ‘Tatar Çölü’, Adalet Ağaoğlu’nun ‘Üç Beş Kişi’, Sayaka Murata’nın ‘Kasiyer’, Dostoyevski’nin ‘Karamazov Kardeşler’, Oya Baydar’ın ‘Kedi Mektupları’, Sándor Márai’nin ‘Mumlar Sonuna Kadar Yanar’, Mithat Cemal Kuntay’ın ‘Üç İstanbul’, Mahir Güven’in ‘Ağabey’ ve Burhan Sönmez’in ‘İstanbul İstanbul’ gibi romanlar yer aldı.
Bu geniş okuma deneyiminin ardından sezon finalinde mercek altına alınan ‘Beden’, kulüp üyeleri tarafından son yılların en çok tartışılan eserlerinden biri olarak değerlendirildi.
“KOLAY OKUNUYOR AMA EDEBİ TAT BIRAKMIYOR”
Toplantıda dile getirilen görüşlerin önemli bir bölümünde romanın akıcı ve kolay okunan yapısına dikkat çekildi. Buna karşın birçok katılımcı, romanın güçlü bir edebi derinlik sunmadığını ve okurda kalıcı bir estetik etki bırakmakta zorlandığını ifade etti.
Bazı üyeler romanı “popüler kültür kitabı” olarak nitelendirirken anlatının yer yer yüzeysel kaldığını, karakter çözümlemelerinin ise klasik romanlarda rastlanan yoğunlukta olmadığını savundu.
Özellikle başkarakterin edilgen yapısı üzerinde duruldu. Katılımcılara göre romanın merkezindeki karakter, hayatı boyunca olayları yönlendiren değil, olayların yönlendirdiği bir figür olarak karşımıza çıkıyor. Aidiyet duygusundan yoksun, sorumluluk almayan, sınır çizemeyen ve çoğu zaman kendi yaşamının öznesi olamayan bu karakterin, modern dünyanın yalnız ve savrulan bireyini temsil ettiği görüşü dile getirildi.
BABASIZLIĞIN VE SÖMÜRÜLEN BEDENİN HİKÂYESİ
Toplantıda romanın psikolojik katmanları da ayrıntılı biçimde ele alındı.
Katılımcılar, karakterin travmatik geçmişinin çocukluk yıllarında başladığını, babasız büyümesinin ve güçlü bir rol modelden yoksun oluşunun hayatının sonraki dönemlerini belirlediğini ifade etti. Karakterin ergenlik döneminde, kendisinden çok daha büyük bir kadınla yaşadığı cinsel deneyimin, romanın başlarında anlatılan ve karakterin sonraki yaşamını etkileyen bir olay olduğu ifade edildi.
Bazı üyeler, romanın merkezindeki kişinin yaşamı boyunca çeşitli biçimlerde sömürülen bir “beden” olarak kurgulandığını savundu. Bu görüşe göre roman, kendi sınırlarını belirleyemeyen, travmalarının farkına varamayan ve sürekli başkalarının yönlendirmesiyle hareket eden bir insanın hikâyesini anlatıyor.
“İçi boşaltılmış bir beden”, “hiçlikte asılı kalan bir kişi”, “babasızlığın romanı” ve “sömürülen beden imgesi” gibi tanımlamalar toplantı boyunca sıkça dile getirilen değerlendirmeler arasında yer aldı.
TARTIŞMA ROMANIN ÖTESİNE GEÇTİ
Toplantının ilerleyen bölümlerinde tartışmalar yalnızca ‘Beden’ romanıyla sınırlı kalmadı. Asıl soru, bu romanın neden Booker Ödülü aldığı ve çağdaş edebiyatın neden bu tür metinleri öne çıkardığı noktasında yoğunlaştı.
Katılımcılar, 20’nci yüzyıl romanlarında insan ruhuna ilişkin çözümlemelerin daha belirgin olduğunu, karakterlerin iç dünyalarının ayrıntılı biçimde işlendiğini ifade etti. Buna karşılık günümüz romanlarında gözlem ve çözümlemenin giderek azaldığı, bireyin parçalanmış ve dağınık varoluşunun daha yalın biçimlerde anlatıldığı görüşü öne çıktı.
Bu noktada toplantının en dikkat çekici değerlendirmelerinden biri, ‘Beden’ romanının aslında 21’inci yüzyıl insanını anlatıyor olmasıydı.
İnternetin, sosyal medyanın ve dijital dünyanın bireyi sürekli uyarana maruz bıraktığı bir çağda insanların dikkat sürelerinin kısaldığı, yaşam deneyimlerinin yüzeyselleştiği ve aidiyet duygularının zayıfladığı yönündeki değerlendirmeler, romanın bu yeni insan tipini yansıttığı görüşüyle birleşti.
Bazı üyelere göre ‘Beden’, klasik anlamda büyük bir roman olmayabilir; ancak küreselleşmenin, yalnızlaşmanın ve yönsüzleşmenin insan üzerinde yarattığı etkileri göstermesi bakımından çağın ruhunu yakalayan bir eser.
“EDEBİYAT MI DEĞİŞİYOR, OKUR MU?”
Toplantının en ilgi çekici tartışmalarından biri de edebiyatın dönüşümü üzerine gerçekleşti.
Katılımcılar, 20’nci yüzyıl romanlarının beklentileriyle yetişmiş okurların, 21’inci yüzyılın anlatı biçimlerini yadırgamasının doğal olup olmadığını sorguladı.
Bu noktada Cemil Meriç’in 1940’lı yıllarda Orhan Veli şiiri hakkında yaptığı eleştiriler de gündeme geldi. Tartışmada, Cemil Meriç’in 19’uncu yüzyılın okuma alışkanlıklarıyla 20’nci yüzyılın şiir anlayışına mesafeli yaklaşmasının tarihsel bir örnek oluşturduğu ifade edildi.
Bugün de benzer biçimde, klasik ve modern roman geleneğine alışkın okurların, çağdaş anlatı biçimlerine aynı mesafeyle yaklaşıyor olabileceği görüşü dile getirildi.
Toplantıda sıkça yinelenen düşüncelerden biri de şu oldu:
“Böyle bir kitap Booker Ödülü alıyorsa çağımızın değiştiğini kabul etmemiz gerekiyor.”
Bu değerlendirme, birçok katılımcı tarafından romanın edebi niteliğinden bağımsız olarak çağın ruhunu yakaladığı şeklinde yorumlandı.

YAZ OKUMALARI BELİRLENDİ
More Than Kafe’de gerçekleştirilen sezonun son buluşmasının ardından kulüp üyeleri Güneş Restoran’da düzenlenen akşam yemeğinde bir araya gelerek sezonu tamamladı.
Uzun bir yaz dönemine giren Son Baskı Kitap Kulübü, yeni sezon öncesindeki iki ortak okumasını da belirledi. Buna göre Giovanni Boccaccio’nun ‘Decameron’ adlı klasiği ile 55’inci Orhan Kemal Roman Armağanı’nı kazanan Ahmet Büke’nin ‘Kırmızı Buğday’ romanı yaz dönemi boyunca okunacak.
Kulüp üyeleri ‘Decameron’ üzerine 26 Eylül’de, ‘Kırmızı Buğday’ üzerine ise 3 Ekim’de yeniden bir araya gelecek.
Dört sezon boyunca onlarca romanı birlikte değerlendiren Son Baskı Kitap Kulübü’nde ‘Beden’ hakkında ortak bir görüş ortaya çıkmadı. Ancak katılımcıların büyük bölümü bir konuda hemfikirdi: Son yıllarda çok az roman bu kadar eleştirilirken aynı zamanda bu kadar yoğun biçimde tartışma yaratabildi.

