İNSAN MUAHHEL, MÜNEVVER, HOMO QUALIFICATUS, KALİTELİ İNSAN…

-ANKARA-
“Bahanesi basit insandan kaliteli muhabbet çıkmaz.” – Tolstoy
İnsanlık tarihinde hatırı sayılır düşünürler, devlet adamları ve sosyologlar “insan kalitesi” kavramını ahlak, erdem, bilgi ve toplumsal sorumluluk ekseninde ele almışlardır. Tarihi yazılarda insan kalitesi; bireyin yalnızca teknik veya entelektüel becerileriyle değil, karakter sağlamlığı, toplumsal fayda üretme kapasitesi ve etik değerlere bağlılığı ile de tanımlanmıştır.
Platon’a göre nitelikli insan, ruhunun parçalarını (akıl, cesaret ve arzular) dengede tutabilen kişidir. Platon, ‘Devlet’ adlı eserinde insan kalitesini toplumsal rollerle bağdaştırır; ona göre ideal bir toplum ancak yöneticilerin (filozofların) ve vatandaşların kendi doğalarına uygun en yüksek ahlaki ve entelektüel seviyeye ulaşmasıyla mümkündür. Peki, bunun için ne yapılmalıdır? İnsan, doğasına uygun en yüksek seviyeye ulaştığına nasıl ve ne şekilde karar verecektir? Burada işin içine daha önceden belirlenmiş sağlaması bireysel, toplumsal ve tarihsel olarak test edilmiş kriterler girer. Entelektüel seviye bir kişinin ulaşabileceği en yüksek seviyedir ve olaylara çok yönlü bakabilme kabiliyetini içerir.
Aristoteles ise insan kalitesini pratik bilgelik (phronesis) ve karakter erdemleri üzerinden açıklar. Nitelikli bir insan, aşırılıklardan kaçınarak “altın orta”yı, yani dengeyi bulabilen ve topluma fayda sağlayan politikon zoon (siyasal / toplumsal hayvan) olarak tanımlanır. Burada Aristoteles’in saptamasına itiraz edilebilecek en önemli nokta “aşırılık” kavramıdır. Diğer adıyla “ekstremizm”; siyasi, dini, sosyal veya ekonomik alanlarda herhangi bir fikrin veya inancın en katı, uzlaşmasız ve uç biçimde savunulmasıdır. Peki, buna kim ya da hangi otorite hangi hakla ve ne şekilde karar verecektir? Eğer bu politik hayvan despotizmi savunan bir toplumun bakış açısına uygun davranacaksa o zaman buradaki denge değil dengesizliktir. Ve topluma fayda sağlamak ise despotizmi besleyeceğinden buna “altın orta” demek yanlış olacaktır.
İbn Rüşd’ün felsefesinde, erdemli, olgun ve ideal insan anlayışı akıl, bilgi, özgür irade ve hakikate ulaşma gayesi üzerine kuruludur. İbn Rüşd’e göre insanı diğer canlılardan ayıran ve onu üstün kılan yegâne güç akıldır. İbn Rüşd’ün gözünde en kaliteli ve yetkin insan; aklının sınırlarını zorlayan, felsefe ve ilimle hakikati arayan, dini özünü kavrayarak yaşayan ve ahlaki sorumluluklarının bilincinde olan erdemli filozoftur. Bugünden bakıldığında inancın sadece din ekseninde tanımlanmaması gereken bir durum olduğu, dine inanmayanların da ahlaklı ve erdemli olacağı düşüncesini benimsemiş toplumsal bir atmosferin varlığından da söz edilebilmenin bir ortamın da olanı daha ileri bir olana doğru götürebileceğini gören insanların olduğu toplumlar nitelikli insan yetiştirmeye biraz daha yaklaşabilir.
İbn Haldun, günümüzün modern “kaliteli insan” kavramını ‘Mukaddime’ adlı eserinde ideal, ahlaklı ve gelişmiş insanı; aklını doğru kullanan, çevre şartlarına karşı direncini koruyan ve toplumsal dayanışma (asabiyye) duygusuna sahip olan birey olarak betimler. İbn Haldun’a göre nitelikli insan, aklını sadece teoride bırakmaz; temyizi akıl (iyiyi kötüden ayırma), tecrübi akıl (deneyimlerden öğrenme) ve nazari akıl (derin düşünme) aşamalarından geçirerek bilgi üretir. Hayatı boyunca öğrenerek ve sorgulayarak kendini inşa eder. İbn Haldun, “İnsan alışkanlıklarının çocuğudur” diyerek çevrenin karakter üzerindeki etkisini vurgular. İbn Haldun’a göre bedevi (kırsal / göçebe) yaşamdaki insanlar, zorlu şartlar nedeniyle daha cesur, dürüst, yardımsever ve karakter olarak daha saf (nitelikli) kalırlar. Hadari (şehirli / konforlu) yaşamdaki insanlar ise lüks, rahatlık ve tüketime alıştıkça tembelleşir, bencil tarafları açığa çıkar ve insani kalitelerini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalırlar. Dolayısıyla kaliteli insan, şehir hayatının getirdiği yozlaşmaya, lükse ve hazza teslim olmayan, kendi iç disiplinini koruyabilen kişidir. İbn Haldun’da insan tek başına eksiktir ve var olmak için topluma muhtaçtır.
Kaliteli insan, toplumun bir arada kalmasını sağlayan ortak bağlara (asabiyye / dayanışma duygusu) sadık kalır. Başkalarına zulmetme eğilimini (hayvani yönünü) ahlak, hukuk ve adalet duygusuyla bastırabilen insan gerçek anlamda olgundur. İbn Haldun, “Anne babası tarafından yetiştirilmeyen insanı zaman eğitir” der. Kaliteli insan, aldığı eğitimi ve yaşadığı deneyimleri birleştirerek ahlaki bir olgunluğa erişen insandır. Toplumların ilerlemesi ve medeniyetlerin ayakta kalması, ancak bu ahlaki ve zihinsel gelişimi tamamlamış insanların çoğalmasıyla mümkündür.

