“İŞTE BEN BÖYLE BİR AKŞAMDA ÂŞIK OLDUM!”

Bazı şarkılar zamanın önünde yürür. Henüz söylenmeden hafızaya sinmiş, duyulmadan özlenmiş gibidir.
İşte, ‘Akdeniz Akşamları’ da böylesine bir ezgidir: Bir yazın en derin nefesi, bir temmuz akşamının kalp ritmi, bir insanın içine çökmüş en kadim özlem…
Deniz kıyısında bir başına oturanlar da bilir bu şarkıyı, el ele dolaşan âşıklar da… Yalnızca bir müzik değil; yazın tenimize bıraktığı tuz gibi, içimize işleyen bir sızıdır bu eser.
KARLARIN İÇİNDEN GEÇEN BİR TEMMUZ
1981 yılının 4 Temmuz’u… Takvimde yaz, Erzurum’da ise kış… Serhan Kelleözü, vatan görevini yaparken bir gecenin içinde üşüyordu. Ama soğukta değil yalnızca, uzaklıkta ve suskunlukta.
Akdeniz’i düşündü. Denizi, güneşi, kol kola yürüdüğü bir sevgiliyi… Yazı düşündü. Temmuzu düşündü. Ve kelimeler yavaş yavaş döküldü içinden:
“Akdeniz akşamları bir başka oluyor / Hele bir de aylardan temmuz ise bambaşka…”
Her dize bir özlemin sığınağıydı. Karlar altında, güneşin hatırasını bestelemişti. Kelimelerden sıcağı, notalardan geçmişi devşirmişti. Ve belki de o anda, bir şarkıdan çok daha fazlası doğmuştu.
BİR MEVSİMİN SÖZCÜĞÜNE DÖNÜŞEN EZGİ
Yıllar geçti. Ve o içli melodi 1991’de Grup Merdiven’in ‘Çiçeği Burnunda’ albümünde yerini aldı. Ama asıl yankı, Haluk Levent’in kırılgan sesiyle yayıldı kıyılara.
Sahillerin arka fonunda bu şarkı çalmaya başladığında herkes kendi aşkını hatırladı. Kimi bir veda gecesini, kimi bir buluşmanın ilk saatini… “Sahilde insanlar kol kola sımsıcak / Coşmamak elde mi böyle bir akşamda” diye mırıldanırken aslında hepimiz geçmişin en unutulmaz yazına geri dönüyorduk.
Bu şarkı, temmuzun yankısı oldu. Bir çocuğun ilk bisiklet sürüşünde, bir annenin balkon sessizliğinde, bir gencin ilk öpücüğünde çaldı.
750 GİTAR VE BİR TEK AŞK
2018 yılının Nisan ayında Adana’da, Uluslararası Portakal Çiçeği Karnavalı’nda 750 gitarcı aynı anda çaldı ‘Akdeniz Akşamları’nı.
O gün notalar gökyüzüne savrulmadı yalnızca, geçmişin içine doğru da süzüldü. Rekorlar kırıldı belki ama daha fazlası oldu: Bir duygunun ortak hafızası yaratıldı.
O gece, gitarlar kadar kalpler de aynı anda titredi. Çünkü bu şarkı sadece kulağa değil, ruha çalıyordu. Sahilde kol kola yürümemiş birini bile inandırıyordu: Aşk gerçekten de nisandan temmuza başka türlü yaşanıyordu.
TEMMUZ GELİRSE BU ŞARKI ÇALAR
Temmuz her geldiğinde bu şarkı çalar. İçimizde… Bir kafe hoparlöründe tesadüfen ya da sahilde ansızın… Ve işte o an, yıllar öncesinden bir akşam iner üzerimize. Yazılmamış mektuplar, yarım kalmış cümleler, yeniden duyulan bir ses…
Serhan Kelleözü’nün içindeki yaz, hepimize bulaşmıştır artık. O üşüyen askerin özlemi, bizim kalbimizde kıyıya vuran bir melodiye dönüşür. Ve her yıl, temmuzun en parlak gecesinde, bir çift göz yeniden âşık olur… Çünkü hâlâ çalmaktadır o şarkı:
“İşte ben böyle bir akşamda âşık oldum…”


