“HEMME”NİN OSCAR’A GİDEN GÜNÜ

14 Temmuz 2025 günü, Türkiye’nin 98. Akademi Ödülleri için ‘En İyi Uluslararası Film’ dalındaki adayı açıklandı: Murat Fıratoğlu’nun ilk uzun metrajı ‘Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri’.
Aynı sabah, Son Baskı’da sinema yazarımız Gülşah Güneş’in filme dair eleştirisi yayımlandı. Yazıda film, görsel sadeliğine rağmen anlatısal olarak zayıf bulunuyor; anlatımının iç dünyaya açılmakta eksik kaldığı belirtiliyordu.
Ve aynı günün akşam saatlerinde film, Türkiye’nin Oscar yolculuğuna seçilen yapım olarak ilan edildi.
Bu eş zamanlılık, sinema tarihine ince bir çelişki, izleyici belleğine ise unutulmaz bir soru bıraktı.
YÖNETMENİN GÖLGESİNDE BİR KARAKTER: EYÜP’ÜN YALNIZLIĞI
Filmi farklılaştıran en çarpıcı unsur, yönetmenin kamera arkasındaki sesiyle yetinmemesi…
Murat Fıratoğlu, yalnızca filmi yazıp yöneten değil; aynı zamanda başrol Eyüp’ü canlandıran kişi.
Film boyunca Eyüp’ün taşıdığı sessizlik, onun gözlerinden geçen yük, aslında yönetmenin içinden geçen bir yürüyüşe dönüşüyor.
Gerçeklik duygusunu sahicileştiren şey, karakterle yönetmen arasında kurulan bu örtük aynalık.

FESTİVALLERDEN OSCAR’A: SESSİZ SEDASIZ BÜYÜYEN BİR YOLCULUK
Film, Türkiye’nin Oscar adayı seçilmeden önce birçok ulusal ve uluslararası festivalden ödüllerle döndü:
– 81. Venedik Uluslararası Film Festivali – Jüri Özel Ödülü
– 31. Adana Altın Koza Film Festivali – En İyi Film
– 57. SİYAD Ödülleri – En İyi Film
Bu ödüller, filmin anlatısına duyulan inancı ve sinema dünyasında yarattığı yankıyı gösteriyor. Ancak bu başarılar, onu eleştiriye kapalı bir alana taşımıyor.
Gülşah Güneş’in yazısı da tam olarak bu çerçevede duruyor: Film, estetik anlamda cesur olsa da duygusal derinliğini seyirciye bütünüyle geçiremiyor.
YOL VAR AMA YÖN YOK: GÜLŞAH GÜNEŞ’İN ELEŞTİRİSİNDEN SATIRLAR
Gülşah Güneş’in yazısı, yalnızca teknik bir değerlendirme değil, aynı zamanda estetikle etik arasındaki sınırı sorgulayan bir sinema düşüncesiydi.
Filmde, hikâyenin geçtiği coğrafyanın dilsel ve kültürel dokusunun neredeyse tamamen dışarıda bırakılmış olması, eleştiride dikkat çekici bir biçimde vurgulanıyor.
Kürtçe ya da Zazaca gibi yerel dillerin yokluğu, Eyüp’ün yolculuğunu “bölgesizleştirilmiş bir boşlukta” ilerletiyor. Gülşah Güneş’e göre bu tercih, filme evrensellik katmak yerine, onu köksüz bir anlatıya dönüştürüyor.
Ayrıca karakterlerin sessizliği ile çevrelerinin ifadesizliği arasında kurulan simetri, dramatik gerilimi zenginleştirmek yerine düzleştiriyor; filmi izleyiciyle temas kurmakta mesafeli bir noktaya taşıyor.
Gülşah Güneş’in eleştirisi, filmi küçümseyen değil, onun sınırlarını dürüstçe gösteren bir metin olarak yerini alıyor. Ve belki de bu nedenle, Oscar adayı olarak seçildiği gün, yazının sinema hafızasında bu kadar çarpıcı bir yer edinmesi bir tesadüf değil.

ÇELİŞKİLİ BİR SEÇİM Mİ, DİNGİN BİR TERCİH Mİ?
Oscar Seçim Komitesi, yapımı “toplumsal hikâyeyi bireysel bir uzaklık duygusuyla harmanladığı” için seçtiklerini belirtti.
Ancak aynı gün yayımlanan eleştiri, bu uzaklığın bir anlam kaybına dönüştüğünü söylüyordu:
“Bu filmde ölüm bile eksiltilmiş, suskun ve çeperde. Politik değil; gerçekliğe yaslanır gibi ama yaslanmıyor.”
Bu karşıtlıklar, filmin özüne dair en temel soruyu büyütüyor:
Bir film ne zaman güçlüdür? Tam olarak anlattığı zaman mı, yoksa anlatamadıklarıyla düşündürdüğü zaman mı?
OSCAR YOLCULUĞU: ANLATIDAN DAHA FAZLASI
Oscar süreci yalnızca bir ödül meselesi değil, aynı zamanda sinemanın ruhunu dünyaya nasıl sunduğuyla da ilgilidir.
‘Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri’, bu yolculuğa sakin bir dil, tekinsiz bir coğrafya ve oyuncu-yönetmen bedenleşmesiyle yürüyor.
Bu yolda atılan ilk adım, belki de sinemanın hâlâ sessizliğiyle konuşabilen bir sanat olduğunu hatırlatıyor.
Son söz: Bir film, kendisini oynayan yönetmenin gözünden bakar. Eleştirildiği gün seçilmesi, bazen bir çelişki değil, sinemanın kendi gerçeğidir.
GÜLŞAH GÜNEŞ’İN İLGİLİ YAZISINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ.


