EDEBİYAT ŞİİR 

AYGÜL – BİR MANZUM HİKÂYE

  Sonra oturdum o gece kaderime ağladım. Sessizce içime döktüm gözyaşlarımı. Aygül, ağladığımı duymamalıydı.    Bir gün buralardan gidersem diye düşündüm sonra. Bir evim olursa paşa kılıcı alacaktım salona. Balkona da sardunyalar. Belki zeytin belki nar. Aklımda sıcak iklimler vardı.   Hüznün şiddeti dağılıyordu Hayal kurmak en etkili depresandı Son gözyaşım akarken yanağımdan Aygül, geldi. Gözlerimdeki buğuyu yok etmek istercesine hızlıca ovuşturdum gözlerimi. – Ağlıyor muydun sen? – Hiç mutfakta ağlanır mı, anne? – Türk kahvesi içelim. Daha sabaha çok var.   Kahve sıcaktı. Soğumadan içemezdim. Beklemeyi çok uzun zaman…

Devamını Oku
EDEBİYAT 

MONTMARTRE

Öylesine ve koca bir boşluğa… Hiç kimsenin suçu yoktu. Mesela dünya, aslında, fısıltılı sabahlarıyla güne başlamadı asla ve gece, karanlığına sarılıp ürpertileriyle, kalp çarpıntılarıyla öpmedi ufuk çizgisini. Kimse biri diğerinin yanından geçerken kokusuna sarılır gibi sımsıkı tutmadı mesela, asla birbirine karışmaya inanmadı ve dudaklarından öperken ve sevişirken kimse özleyeceğine inanmadı, özleme inanmadı; çünkü kimse gündüz ve gece olamadı. Birbirinin sınırlarına girip ayrılamayacak bir bütün oluşturmadı ve asla yalnız kalamayacağına inanmadı; çünkü kimse kaderle anlaşamadı. Bu ilkindin vakti kumral saçları boynuna dökülüyor ve rüzgâr yanından hafifçe geçerken birkaç telini havalandırıyordu. Yüzü,…

Devamını Oku
EDEBİYAT YAŞAM 

SOMBAHAR, HİKÂYELER, ANILAR…

Sonbaharın her ayının farklı etkisi var bende. Ekim ‘iç’e yolculuk ayı… Nasıl eylül; uzun, sıcak, rehavet aylarından sonra yeniden kente dönme ayı olmuşsa, benim için ekim de ‘iç’e, ‘daha iç’e doğru bir hüzünlü yolculuk… Yeşilin turuncuya, kırmızıya, onlarca tonuna sarının dönüş ayı… Anılar… İlk gençlik çağı… Hikâyeler… ‘İç’e yolculuk… Liseyi bitirinceye kadarki yaşamım Bolu’da geçti. Ankara ile İstanbul yolunun orta noktası… Doğanın cömert davrandığı baharı ve yazı yeşil, sonbaharı bambaşka bir renk cümbüşü Batı Karadeniz kenti… Çocukluğumda dağ ve orman bende aynı imgeyi çağrıştırırdı. Kentin sınırlarını çizen dağlar yemyeşildi. Yemyeşil…

Devamını Oku
EDEBİYAT 

FRANSIZ ÖPÜCÜĞÜ

Kaşlarım çatık. Kitabımın satırları arasında kaybolmuşken başımı sayfalardan kaldırmamı sağlayabilecek tek şey oluyor. Göz hizamdan sallana sallana kutusuna saklanmış bir keman geçiyor. Keman, kırmızı siyah masalar arasında dolaşıyor, bir türlü seçemiyor. İçeri giriyor, tekrar avluya çıkıyor. Minik beyaz taşlar üzerinde birkaç saniye durup şöyle bir göz gezdiriyor. Kendine kırmızı masalardan birini beğeniyor, kararlı adımlarla ilerleyip kendini sandalyeye bırakıyor. Gülmemek için kendimi zor tutuyorum. Elleri göbeğinde arkasına yaslanan yaşlı adamlar gibi rahat. Bir süre kemanı izledikten sonra, bu sefer de kemanın nereyi izlediğini merak etmeye başlıyorum. Masanın üzerindeki nota kâğıtlarını izliyor,…

Devamını Oku
EDEBİYAT YAŞAM 

MAVİLER, PORTAKALLAR, YILDIZLAR…

O akşam bir kadın yaşamı sorguluyor. Bir adam umutları çoğaltmaya çalışıyor. Mevsimlerden yine sonbahar; aylardan eylül, ekim, kasım… Kadın gökyüzüne bakıyor bir süre. Ve haykırıyor: “Ey yıldız! Parlak yıldız! Senin kadar dik durabilir miyim?” Mevsimlerden sonbahar; kadın yaşamı sorguluyor, adam susuyor. * * * Kadın o akşam içinden geçen tüm hisleri, tüm düşünceleri önce yıldızlarla paylaşıyor; ardından adama duyumsatıyor. Adam, kadına bakıyor; kadın, adama bakıyor. Kadın bir kâğıt alıyor eline ve şunları yazıyor: “Son zamanlarda çevremde olan biten birçok şeyden uzaklaşmaya başladım. Benimle yaşıt insanlar çok yalın, anlamsızdı. Caddede yürürken…

Devamını Oku
EDEBİYAT 

MİNİMAL ÖYKÜLER (1)

—GÜNAH— Bahçe duvarı üzerinden sarkan ağacın dalları nimetlerini ikram ederken penceresinin önündeki küçük kıza, günahkâr olmamak için elini bile sürmeden baktı ışıldayan meyvelere. Annesine daha çok inanmaktaydı henüz. * * *  —İNCİR AĞACI— Cılız bedeni, ince uzun parmaklarının kavradığı dallardan güç alarak bir çırpıda tırmanırken incir ağacına –yeni gelin ablasının bahçesinde– aklına gelen uyarıları yazıyordu belleğine: “İncir dalı kırılgandır!” “İncir sütü yakar adamı!” “Ham olanı koparma!” “…bir de… taş duvarın dibinde boy atmış bal incirden yerken çabuk tut elini! Komşu bahçenin sahibi Bahittin, hani her gün o kocaman kurt köpekleriyle…

Devamını Oku
EDEBİYAT 

HÜCREM DÖRT DUVAR; YALNIZLIĞIM BENİ BOĞAR!

279 gündür bu hücrede tutuluyorum. Karanlık, nefes almanın, hatta hareket etmenin bile çok zor olduğu bu yerde sonumun ne olacağını bilmeden bekliyorum. Etliye sütlüye karışmadan, huzurlu bir hayat yaşarken içine düştüğüm şu duruma bak! Aslında sakin bir hayatım vardı. Çevremde benim gibi yaşayanlar, keyfimize bakar, günümüzü gün ederdik. Karışanımız olmazdı pek. Kimi zaman, genelde de haftada bir aramızdan seçtiklerini bazen gönüllü bazen de zorla alır götürürlerdi. Gidenler, korkuyla karışık bir heyecanla uyarlardı bu emirlere. Korkarlardı; çünkü zorbalıkla götürüldükleri çok olurdu. Heyecan duyarlardı; çünkü mutlu sona inançlarını kaybetmek istemezlerdi. Karşı koyamadıklarını…

Devamını Oku
EDEBİYAT YAŞAM 

‘ÜÇ KIRMIZI GÜVERCİN, ALIN YAZIMIZI ÇİZİYORLAR IŞIKTA…’

Ağustos geldi geçti, eylül geldi geçiyor; ekim de, kasım da gelip geçecek ömrümüzden. Ve bizim; zamanı ay ay, mevsim mevsim yakalamaya çalışma gayretimiz bıkmadan usanmadan devam edecek. Aylarla özdeşleştirdiğimiz şiirler de, yazılar da mevsimlerle birlikte değişecek; sözcüklerle buluşurken kâh baharda neşelenecek, kâh güzde hüzünleneceğiz. Belki de pastırma yazı zamanında; Yunan şair Yorgo Seferis’in dizelerini okuyacak, içimizdeki zorbayı biraz olsun uzaklaştıracağız: “Battı artık akrep burcunun parlak yıldızı/ insanın içindeki zorba uzaklaştı./ Artık sevecektir bu ışıkta/ daha önce hiç sevmemiş olan./ Ve sen sayısız pencereleri açık/ koca bir evde bulursun kendini/ önce…

Devamını Oku
EDEBİYAT 

YAZA VEDA EDERKEN AGOTA KRISTOF’TAN BİR ÜÇLEME: ‘BÜYÜK DEFTER’ – ‘KANIT’ – ‘ÜÇÜNCÜ YALAN’

Yaz bitti. Eylül de yarılandı geçti… Sonbahar başlıyor, sombahar… Deniz, kum, güneş Akdeniz’de hâlâ hüküm sürse de artık kızıl, sarı, yeşil renkleriyle bir Batı Karadeniz ormanı ruhum… Son demler Ankara’da… Agota Kristof’un üçlemesi; ‘Büyük Defter’, ‘Kanıt’, ‘Üçüncü Yalan’la veda… Ankara’ya da, fark etmeden geçen yaza da… 1935’te Macaristan’da doğan, 1956’da ülkesinden kaçıp İsviçre’ye yerleşen, bir taraftan fabrikada çalışırken bir taraftan da Fransızca öğrenen, tiyatro oyunları yazan Agota Kristof’un dilimize çevrilen dört romanı var gördüğüm kadarıyla. ‘Büyük Defter’, ‘Kanıt’ ve ‘Üçüncü Yalan’ tek ciltte toplanmış Yapı Kredi Yayınları’nın baskısında, Ayşe İnce…

Devamını Oku
EDEBİYAT YAŞAM 

BIRAK VE GİT

Herkes ruhumu bırakıp gitmemi söyledi. Soğuk ve anlamsız yüz ifadeleriyle bana bakıyorlardı. Bir ruh nasıl bırakılırdı, bilmiyordum. Ne demek istemişlerdi, onu da anlamamıştım. Çok şey anlamamı istiyorlardı. Oysa onların anlamadığı benim bozkır gibi çorak gönlümün ve aklımın sınırlarıydı. Hiç sürülmemiş, sulanmamış, tohum serpilmemiş, taş yığınına dönmüş topraktan sulu elmalar beklemelerini aklım almıyordu. “Ruhunu bırak ve git.” Bana söylendiğinden beridir aklımda bu söz. Yatarken, yürürken, yemek yerken… Bu kadar çok düşündüğüm bir sözü anlayamamanın yarattığı sıkıntı kalbimi kaplıyor, nefes alamıyorum. Son moda virüslere ihtiyacı yok benim nefes alamayışlarımın. Anlamlandıramamak kahrediyor beni.…

Devamını Oku
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betpark
betpark
betgaranti
betgaranti
betpark
betpark
betgaranti
betgaranti
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betgaranti
betgaranti
betpark
betpark
betpark
betgaranti
betgaranti
SkyProgram
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
grandpashabet
grandpashabet
betgaranti
grandpashabet
grandpashabet
betnano
betnano
betpark
betpark
betpark
betpark
Betpark
Betpark
Betpark Güncel Giriş
Betgaranti Güncel Giriş
betpark
betpark
betpark
Kolaybet
Kolaybet Giriş
Vdcasino
Vdcasino Giriş
betpark
betgaranti
pendik escort
kartal escort
istanbul escort